OLAY YERİNE İKİNCİ GİDİŞ

Polisin elinden son anda kurtulan Oğuz Demir’in dışında Uğur Mumcu cinayetini işlediklerini polise verdikleri ifadede kabul eden Ferhan Özmen ile Necdet Yüksel Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş, Yazı İşleri Müdürü Bilal Magu, Emniyet Amiri Hüseyin Aktaş nezaretinde Karlı Sokak’a götürüldü. Sanıkların, cinayetten bir gün önce bombayı yerleştirmek için gittikleri Karlı Sokak’a bu ikinci gidişleriydi. Çevrede olağanüstü güvenlik önlemi alınmış, Ferhan Özmen ve Necdet Yüksel’e çelik yeleğin yanı sıra polis şapkası bile giydirilmişti. Can güvenliği endişesi nedeniyle sanıkların her ikisine de sözlü olarak sorulan sorular çizilen krokilerde işaretlendi.

Karlı Sokak’ta bir saate yakın bir süre kalan Ferhan Özmen ve Necdet Yüksel yeniden zırhlı polis arabasına bindirilerek götürüldü. Yer gösterme sadece Karlı Sokak’ta yapılmadı. Diğer olaylar için de ayrı ayrı yer gösterme yaptırıldı.

DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş ve diğer yetkililer, daha sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde özel olarak hazırlanan odada Ferhan Özmen ve Necdet Yüksel’den ayrı ayrı olaylarla ilgili bilgi aldılar.

Ferhan Özmen, Karlı Sokak’ta anlatarak krokide işaretlenen olayı emniyette bir kez daha şöyle anlattı:

“….. Size gösterdiğim Köroğlu Caddesinden Karlı Sokağa doğru inen caminin yan tarafındaki ara yolda arabayı durdurdum. Biz buraya ben, Necdet Yüksel, Oğuz Demir olmak üzere üç kişi geldik. Araç bana aitti. 1993 Şahin modeldi. Ben şoförlük yaptım dedi. Sanığın gösterdiği ve arabanın park edilen yeri ekli krokide işaretlendi. Sanık devamla: Burada ben arabayı durdurunca Necdet Yüksel ve Oğuz Demir araçtan indiler. Ben aracı yola devam ederek Karlı Sokaktan geçtim, Karlı Sokakla Koza sokağın birleştiği bölümde Karlı sokağı görecek yere arabayı park ettim. Ben arabada bekledim dedi. Sanığın arabada bulunduğu yer krokide işaretlendi. Sanık devamla: Biz olay yerine gelmeden önce bizim evde üçümüz bir araya geldik, bu olayı nasıl yapacağımızı bombayı nasıl yerleştireceğimizi kendi aramızda konuştuk, bombayı benim evde bombada kullanacağımız C-4’ü birlikte yoğurduk, daha sonra benim teknik bilgim olduğu için bombanın yapım tekniğini ve hazırlanmasını ateşleme sistemini ben yaptım dedi. Devamla: Ben bombayı hazırladım, Oğuz Demir ile Necdet Yüksel birlikte aracın yanına kadar gidecekler, Oğuz Demir bombayı arabaya koyacak, Necdet Yüksel de gözcülük yapacaktı. Böyle kararlaştırmıştık, yaptığımız diğer olaylarda da aynı şekilde hareket ettik, olay günü de ben onları daha önce belirttiğim yerde araçtan indirdim, belirttiğim yere kadar araçla gidip bekledim, biraz fazla bekleyince gelmediklerini gördüm ve ben aracımla olay yerinden ayrılıp eve döndüm. Eve gelmediklerini görünce tekrar araçla olay yerine doğru giderken evin beş yüz metre aşağısında ikisini birlikte eve doğru gelirken gördüm. Oraya kadar taksi ile geldiklerini bana söylediler. Olay sonrasında kendi aramızda olayın kritiğini birlikte yaptık. Daha önce belirttiğimiz gibi bombayı Oğuz Demir araca yerleştirmiş, Necdet Yüksel de ona gözcülük yapmış, bu şekilde bana anlattılar dedi. Devamla: Sanık olayda kullanılan bombanın nasıl yapıldığını izah edebilirim dedi. Devam etti: Bombada patlayıcı olarak C-4 kullandım, ateşlemesini elektrikli fünye ile bubi kısmında da plastik mandal (çamaşırda kullanılan plastik mandal) kullandım. Güç kaynağı olarak pil kullandım ama kaç voltluk olduğunu şimdi hatırlamıyorum. Bombadaki bağlantı sisteminde ince akımı kolay geçiren krokodil kablosu kullandım. 

Bombada yaklaşık olarak iki kilo üç yüz gram kadar patlayıcı kullandık. Patlayıcıyı bir mukavva kartonun üzerinde hazırladım, çepçevre paket bandı ile sardım. Hazırladığımız bu bombayı naylon poşetin içine koydum. Ancak mandaldan kurtulma sistemini de misinaya bağlı mıknatısla sağladım.

Mıknatıs arabaya alttan yapıştırılacak, bomba yere arabanın altına konulacak, araba bir hareket olduğunda mıknatıs misinayı çekecek, misinaya bağlı olan mandal ağızları kapanmak suretiyle ateşleme sağlanacak bizim bomba hazırlama düzeneğimiz böyledir dedi. Devamla: Arkadaşların bombayı koyduktan sonra geldiklerinde olayın kritiğini yaptık. Oğuz arabanın altı çok çamur ve pas olduğu için mıknatısı yapıştıramamış ve mıknatısa bağlı misinayı koparmış ve bu kopan misinayı eliyle arabanın altındaki bir yere bağlamış, bize öyle anlattı. Ben de bunun çok riskli olduğunu söyledim dedi. Sanık devamla olaydan önceki Cuma günü akşamı olabileceğini hatırlıyorum. Saat tam net değildir. Benim hatırladığım böyledir. Uzun bir zaman geçti dedi…”

Necdet Yüksel de Karlı Sokak’ta yer göstererek anlattıklarını emniyetteki tutanağa şöyle geçti:

“….. Şimdi size burada Ferhan Özmen beni ve Oğuz Demir’i arabadan indirdi dedi. Bu yer krokide işaretlendi. Devamla: Karlı sokağa doğru gelindi. Karlı sokağa girişte Uğur Mumcu’nun aracının bulunduğu yere gelindi. Sanık durdu. Aracı gösterdi. Yer krokide işaretlendi. Devamla: Araç duvara paralel olarak duruyordu ve bizim sokağa giriş istikametimize göre aracın yönü bize bakıyordu. Aracın yanına yaklaştık. Ben gözcü olarak araçtan yaklaşık olarak yedi sekiz metre ev tarafına doğru gittim ve gözetlemeye başladım. Oğuz Demir ise aracın yanına yaklaştı, elindeki poşette bulunan bombayı aracın altına girerek bıraktı. Aracın altında yaklaşık iki buçuk dakika kadar oyalandı. Normal yapılması gerekli olan süreden biraz uzun kaldı. Daha sonra çıktı birlikte Ferhan Özmen’in bizi beklediği yere gittik, orada yoktu. Daha sonra gittiğini tahmin ettik bizde caddeden bir ticari taksiye binerek Ferhan Özmen’in evine gittik, evine yakın bir yerde indik, üçümüz birlikte olayın kritiğini yaptık. Daha sonra ben evime gittim” dedi.

Sanığın gösterdiği yerler krokide işaretlendi. Sanık Devamla: “Bu bombanın hazırlanması sırasında C-4’ün yoğrulması sırasında ben yardım ettim. Benim asıl görevim istihbarat ve gözcülüktür. Katıldığımız tüm olaylarda da ben aynı görevi yaptım. Bu olayın istihbaratı kısa aralıklarla altı-sekiz ay kadar tarafımdan yapılmıştır. Evi ve arabasının park ettiği yer belirlenmiştir. Daha sonra kısa aralıklarla sabah akşam haftada iki gün kadar olay yerinden geçtik, bu geçmemizin sebebi de arabasının bulunduğu yerde bir değişiklik veya arabasında bir farklılık olup olmadığını gözlemlemek içindir. Hatırladığıma göre gün cumartesi akşamı idi saat tahminime göre 21.30 civarıydı ben böyle hatırlıyorum” dedi.

Sanığa Ferhan Özmen’in beyanı okundu. Soruldu: “Bombayı koyduğumuz gün ve saat benim belirttiğim şekilde olmuştur. Benim sözlerim bizim eylem mantığımıza daha uygundur. Bizim eylemlerimizde uzun süreli bir bekleme rizikosu olmadı dedi. Çelişki giderilemedi…..” (BELGE-81)

SAVCILIK VE MAHKEMEDE NE DEDİ?

Ferhan Özmen, Ankara emniyetinde verdiği ifade ve yer göstermelerden sonra olayları bir kez de DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş’e anlattı. 21 Mayıs 200 günü saat 11.30’da savcının karşısına çıkan Özmen, burada da pişmanlık yasasından yararlanmak isteğini yineledi. Emniyetteki ifadesine ve tutanaklara doğrudur diye yanıtlayan Ferhan Özmen, İran’a gidişleri ve aldığı eğitimleri anlattıktan sonra, İranlı şahıslarla bağlantısı konusunda, “….. İran’da benim irtibatlı olduğum Kudüs Ordusu adlı birim bizim gibi şahısları askeri alanda yani eylem alanında eğitip kullanarak uluslararası alanda bir başarı elde etmek istiyorlardı diyebilirim.

Türkiye’de bir eylem yapmak istediklerinde bize bildirirler, bizim kanalımızla yapılır ve sonuçlandırılır. Malzemeleri ise İranlılar temin eder. Benim İran’da irtibat kurduğum Mehmet Tabiri Bey Türkiye ile ilgileniyordu. Yani biz her gittiğimizde onunla görüşürdük. Başka kişiyle bizi görüştürmezler. Bizim dışımızda başka gruplar olup olmadığını bilmiyorum. Eylem başına biz herhangi bir ücret almadık. Ücretle çalışmıyoruz. İslam Kardeşliği ve inançlarımız bir olduğu için ve böyle de inandığım için eylem yapıyoruz…..” dedi.

Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı ve Ankara’da meydana gelen pek çok öldürme ve bombalama olayı konusunda emniyette verdiği ifadenin benzerini anlatan Özmen, Uğur Mumcu cinayeti konusunda DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş’e şunları söyledi:

“….. 24.01.1993 tarihinde Gazeteci Yazar Uğur Mumcu’nun aracına bomba konulması olayı ile ilgili yer göstermede anlatımlarım oldu. Bu olayı biz gerçekleştirdik. Yer göstermede bulunduğum sırada verdiğim ifadem doğrudur. Bu olaydan sonra İranlı Kudüs Ordusu’ndan Mehmet Bey adlı şahıs Türkiye’ye gelmişti. Bu olayı kim yaptı dedi. Bende bilmiyorum dedim ve kabul etmedim. Sebebi onlar bir talimat vermediği için bize tavır alırlar diye gerçeği onlara söylemedim…..” (BELGE-82)

Selam/Kudüs Ordusu örgütlenmesinin içinde yer aldıkları gerekçesiyle İstanbul ve Ankara’da yakalanan Ferhan Özmen ve arkadaşları emniyette ve savcılıkta verdikleri ifadenin ardından tutuklanmaları talebi ile mahkemeye gönderildiler.

Ferhan Özmen, başta Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı cinayetleri olmak üzere Ankara’da meydana gelen öldürme ve patlayıcı kullanma olaylarından 21 Mayıs 2000 tarihince Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne çıkarıldı. Ferhan Özmen ve 4 arkadaşı, aynı mahkemenin 21.05.2000 ve 2000/302 D. İş sayılı kararı ile tutuklanarak Ankara Merkez Ulucanlar Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.

Mahkemenin tutuklama kararının ardından Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcısı Hamza Keleş’in 21.05.2000 tarih Hz. 1999/648 sayılı yazısı ile Ankara Kapalı Cezaevi’ne gönderilen Ferhan Özmen ve arkadaşlarıyla ilgili yazıda bir detay ilgi çekti.

…..Yasa dışı Selam-Kudüs Ordusu örgütü üyesi olmak, örgüt amacı doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak, örgüte yardım ve yataklık yapmak, gazeteci yazar Uğur Mumcu’nun katledilmesi, Prof. Dr. Muammer Aksoy’un katledilmesi, Bahriye Üçok’un bombalı paketle katledilmesi, Ahmet Taner Kışlalı’nın aracına bomba konularak katledilmesi olaylarına katılmak suçlarından aşağıda kimlikleri yazılı…..” diye başlayan yazının sonunda Savcı Keleş, Ferhan Özmen ile Necdet Yüksel’in itirafçı olduklarını, bu yüzden de cezaevinde ayrı bir yere konulmalarını istedi. (BELGE-83)

UZMANI NE DİYOR?

Devlet Güvenlik Mahkemesi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteci yazar Uğur Mumcu, Dr. Muammer Aksoy, Doç. Bahriye Üçok, Prof. Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerinin de arasında bulunduğu Hz.1999/648 sayılı soruşturma dosyasında, kendileri tarafından yapıldığını söyledikleri olaylarla ilgili Ferhan Özmen’in bomba yapım tekniği ve bilgisi yönündeki ifadelerini uzmanlara da sordu.

Bu kişi aynı zamanda bomba imha uzmanı da olan, Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Daire Başkanlığı Bomba İncelemeleri Şube Müdür Vekili Cengiz Özdemir’di.

Emniyet Amiri Cengiz Özdemir, Ferhan Özmen’in bomba bilgisi konusunda hazırladığı 7 Temmuz 2000 tarihli bilirkişi raporunda, 15 Mayıs 2000 tarihinde Ankara Sincan Şimşit Köyü civarında ele geçirilen bomba yapım malzemelerini tek tek saydı.

Özdemir raporunda, “…..Ele geçirilen malzemeler üzerinde Ankara Emniyet Müdürlüğü Kimlik Tespit ve Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü görevlilerince yapılan parmak izi incelemeleri neticesinde; Technisport Led Version ibaresi yazılı uzaktan kumanda cihaz kullanım kılavuzu üzerinde Sanık Ferhan Özmen ‘in sol el baş parmak izi, C- 4 plastik patlayıcı bulunan karton kutu içerisinde bulunan gazetelerden 19 Aralık 1999 tarihli Hürriyet Gazetesi üzerinde Ferhan Özmen’in sol baş parmak izi, uzaktan kumanda cihazı kullanım kılavuzu iç sayfalarında Ferhat Özmen’in in sol baş parmak izi, sol işaret parmak izi ve sağ işaret parmak izi olmak üzere 5 adet parmak izi bulunmuştur.

Bu itibarla, yapılan operasyonlar neticesinde ele geçirilen ve yukarıda ayrıntıları verilen bomba yapım malzemeleri ve patlayıcı maddelerin Sanık Ferhan Özmen’e ait olduğu veya sanık tarafında kullanıldığı, üzerinde gerekli tadilat ve çalışmalar yapılara bombada kullanılacak hale getirildiği kanaati oluşmaktadır…..” dedi.

Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı ve Ankara’da meydana gelen bombalı eylemler için ifadeler üzerinden değerlendirme yapan Emniyet Amiri Cengiz Özdemir, Ferhan Özmen’in Uğur Mumcu cinayeti konusunda verdiği ifadelerden yola çıkarak şu değerlendirmeyi yaptı:

“….. Sanık Ferhan Özmen’in olay yeri tespit ve yer gösterme tutanağında, Uğur MUMCU olayı ile ilgili anlatımlarında; (bombada patlayıcı olarak C- 4 kullandım. Ateşlemesini elektrikli fünye ile bubi kısmında da plastik mandal (çamaşırda kullanılan plastik mandal) kullandım. Güç kaynağı olarak pil kullandım. Ama kaç Voltluk olduğunu şimdi hatırlamıyorum. Bombada bağlantı sisteminde ince akımı kolay geçiren krokodil kablosu kullandım. Bombada yaklaşık olarak 2300 gr. patlayıcı madde kullandık, patlayıcı bir mukavva kartonun üzerine hazırladım, çepeçevre paket bantı sardım. Hazırladığımız bu bombayı naylon poşetin içini koyduk, ancak mandaldan kurtulma sistemini de misinaya bağlı mıknatısla sağladım. Mıknatıs arabaya alttan yapıştırılacak, bomba yere arabanın altına konulacak, arabada bir hareket olduğunda mıknatıs misinayı çekecek misinaya bağlı olan mandal ağızları kapanmak suretiyle ateşleme sağlanacak …. Olayın kritiğini yaptık, Oğuz arabanın altı çok çamur ve pas olduğu için mıknatısı yapıştıramamış ve mıknatısa bağlı misinayı kopartmış ve bu kopan misinayı eliyle arabanın altındaki bir yere bağlamış …. ) demektedir.

Olay neticesinde olay yerinde inceleme yapan Uzman ekiplerce hazırlanan Ekspertiz Raporunda bombada kullanılan mıknatıs ve misina bulunmuş, patlayıcı madde tespit edilmiş, bombanın arabanın hareketi ile patlayacak harekete duyarlı bubi tuzaklı bir bomba olduğu, tespit edilmiş çamaşır mandalı kullanılmış olabileceği kanaati bildirilmiştir. 

Ancak arabanın yerinden hareket etmediği varsayılarak harekete duyarlı bombanın patlayabilmesi için gerekli olan hareketin arabanın o anda hareket eden bir parçası üzerinde durulmuş ve maktulün arabaya bindikten sonra yaptığı hareketler düşünülerek ve bombanın konulduğu arabanın al tındaki yer kesin olarak tespit edildiğinden, bu yere en yakın hareketli parçanın vites kolu levyesi olduğu düşünülerek, bombanın vites kolu levyesinin harekete geçmesi ile patladığı kanaati oluşmuştur. 

Sanığın olay ile ilgili anlatımları incelendiğinde ve gerçekleşen olay ile karşılaştırıldığında bombanın arabanın altında yere konması, misinanın arabanın herhangi bir yerine bağlanması, maktulün arabaya bindikten sonra vitese takılı arabayı çalıştırmak maksadıyla debriyaj pedalına basıp, vites kolunu boşa alması sırasında arabanın bulunduğu yerin özellikleri ve maktulün frene tam olarak basıp basmadığı gibi nedenlere dayalı olarak arabanın 2 -3 cm. kadar dahi hareket etmesi bu bombanın patlaması için gerekli hareketi sağlayacaktır. 

Bu itibarla, sanığın anlatımları ile olayla ilgili uzmanların belirtmiş olduğu kanaatlerin çok büyük oranda birbirleriyle uyuştuğu görülmüştür…..”

Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Daire Başkanlığı Bomba İncelemeleri Şube Müdür Vekili Cengiz Özdemir, hazırladığı bilirkişi raporunun sonunda Ferhan Özmen için eldeki veriler üzerinden yaptığı sonuç değerlendirmesinde, “….. Bütün bu değerlendirmeler ve tespitler neticesinde sanık Ferhan Özmen’in D.G.M. savcısı huzurunda, emniyette ve olay yeri gösterme ve tespit tutanağındaki anlatımları ile üstlenmiş olduğu bombalı eylemler sonrasında uzmanlarca hazırlanan Ekspertiz Raporlarındaki değerlendirme ve kanaatlerin ele geçen parçaların çok büyük oranda birbirleri ile tuttuğu anlaşılmıştır. Hatta Ekspertiz Raporları ve Kamuoyuna yansıyan bilgilerden bu olaylar hakkında bilgi sahibi olmuş bir insanın anlatabileceklerinden çok daha ayrıntılı ve aydınlatıcı bilgilerin yer aldığı görülmektedir.

Bu itibarla, Sanık Ferhan Özmen’in ifadelerinde üstlenmiş olduğu olaylar ile ilgili anlatımları ve bu olayların gerçekleşme şekli ve olaylardan sonraki bulgular, kullandığı terim ve ifadeler bu konuda uzman kişilerin konuşma ve ifade etme literatürüne uygun olduğundan bu konuda ciddi bir bomba eğitim aldığı, bu olayların sanık tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği veya kullanılan bombaları sanığın yapılabilecek teknik kapasite ve alt yapıya sahip olduğu kanaatine varılmıştır…..” dedi. (BELGE-84)

KRİTİK İSİM NASIR

Uğur Mumcu cinayeti ve benzeri olaylarda sanık olarak yakalananların ifadeleri kimi zaman dikkatlerden kaçmayan bilgiler de içeriyordu. Bu kitabın “ŞEKER’İN ANLATTIKLARI” bölümünde İslami Hareket Örgütü’nün bombacısı olarak bilinen Mehmet Ali Şeker’in anlattıklarına değiniliyordu.

Mehmet Ali Şeker, Tahran’ın Kum kentinde aldığı askeri eğitim sırasında kendilerine ÜSTAD isimli AZERİ TÜRKÇESİ ile konuşan bir şahıs tarafından bomba eğitimi verildiğini söyledi.

Yıllar sonra Hizbullah/Tevhid/Selam/Kudüs Ordusu örgütü içinde İran’a gidip eğitim alan pek çok isim de Azeri Türkçesi ile konuşan birinden, hatta Türkiye içindeki faaliyetlerinden söz ediyordu. Kimi yerde İranlı Ali diye geçen, bazen silah taşıyan, bazen bond çanta içinde silah ve mühimmat veren, bazen rejim muhalifi İranlıların kaçırılması olayını organize eden, kimi yerde Üstad, Mehdi olan, çoğu yerde ise Nasır ismiyle karşılaştığımız İranlı.

Nasır, 38 yaşlarında, 1.70 boylarında, iri yapılı, esmer tenli, siyah düz saçlı, büyük burunlu, Azeri, İran’da ikamet eder, kirli sakallı, yapılı, Azeri olması nedeniyle iyi Türkçe konuşan biri.

Hizbullah/Selam/Tevhid/Kudüs Ordusu davası sanıklarından Hasan Kılıç’a göre asıl adı Mahmood Nasr Esfahani.

Nasır bir bakıyorsunuz Volkswagen marka otomobil ile İstanbul’dan Ankara, Aksaray, Adana, İskenderun, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Cizre ve Silopi güzergâhını kullanarak Irak sınırına kadar gidiyor. Yolculuk boyunca yol güvenliğini inceleyerek kontrol olup olmadığına bakıyor. İran ve Irak arasında savaş olduğu için Avrupa’dan Irak’a Türkiye üzerinden kara yolu ile yardım gönderilip gönderilmediğini tespit etmeye çalışıyor.

Nasır bir bakıyorsunuz İstanbul Aksaray’da bir Amerikan bankasına bomba konulması olayında ortaya çıkıyor.

Nasır bir bakıyorsunuz İran’a askeri eğitim almaya giden radikal İslamcılara patlayıcı dersi veriyor.

Nasır bir bakıyorsunuz Kudüs Ordusu içinde Mehmet’ten devraldığı görev ile Türkiye’deki bağlantılarına emir ve talimat veriyor, onları yönlendiriyor.

Nasır bir bakıyorsunuz İstanbul Aksaray’da buluştuğu radikal İslamcılara çanta içinde Uzi silah ve mühimmat veriyor.

Şimdi biraz geri dönelim.

Bu kitabın HATAY’DA YAKALAN C-4’LER bölümünde 14 Şubat 1991 günü Hatay ili Reyhanlı ilçesi Cilvegözü kara hudut kapısında, üzerinde geçici 352 Z 6740, asıl 34 B O491 plaka bulunan oto Türkiye’ye giriş yaparken yakalandığı belirtildi.

Aracı, Moh’d Sa’d Jrouh Al Morduj kullanıyordu.

Yapılan sorgusunda kendine Mohammed Adel Aswad isimli şahsın yardım ettiğini söyledi.

O da gözaltına alındı.

Sorguda bir isim daha ortaya çıktı.

Bomba yüklü aracı İstanbul’da teslim alacak Mohammed Al Aswad.

Bomba yüklü aracın Türkiye’ye giriş yapmasında yardımcı olan Mohammed Adel Aswad’ın kardeşi.

Bombalı aracın sürücüsü Moh’d Sa’d Jrouh Al Morduj ifadesinde aracı İstanbul İli Eminönü ilçesi Beyazıt Burhanlı Sokak 16 sayılı yerde bulunan OBA isimli otelde buluşacağı Mohammed Al Aswad isimli şahsa teslim edeceğini söyledi.

Hatay Emniyet Müdürlüğü’nde oluşturulan özel ekip, bombalı araç sürücüsü Moh’d Sa’d Jrouh Al Morduj’u da yanlarına alarak İstanbul’a giderek OBA Oteli’ne yerleşti.

Moh’d Sa’d Jrouh Al Morduj üzerinden Umman’dan telefonla irtibat kurulan Mohammed Al Aswad 18 Şubat 1991 günü İstanbul’da olacağını söyledi.

Buluşma yeri Aksaray’dı.

Polisin bütün önemlerine rağmen Mohammed Al Aswad yakalanamadı.

20 Şubat 1993 günü polis operasyona son verdi. Araç sürücüsü ile ona yardım ettiği belirlenen bir kişi 25 Şubat 1993’de tutuklandı.

Yargılama sonunda iki kişi 6 yıl hapse çarptırıldı. Mohammed Al Aswad’ın dosyası ise zaman aşımına uğrayarak kaldırıldı.

Şimdi gelin Hizbullah/Selam/Tevhid/ Kudüs Ordusu davası sanıklarından Hakkı Selçuk Şanlı’nın 18 Mayıs 2000 günü Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde verdiği 15 sayfalık ifadenin bir bölümüne gidelim.

Şanlı, daha önceden tanıştığı, birlikte eylem yaptıklarını söylediği Nasır isimli şahsın bir akşam saati evine gelmesiyle yaşananları şöyle anlattı:

“….. Aynı gün akşam evime gittiğimde NASIR isimli şahıs yorgun ve panik halinde evime geldi. Kendisi ilk defa benim evime gelmişti. Paniklemesinin sebebini sorduğumda takip edildiğini söyleyerek hiçbir araca binmeden yürüyerek benim evime geldiğini, takip edilmesinden dolayı otellerde kalamayacağını, geceyi evimde geçirmek istediğini söyledi. Bende kabul ettim. İsim vermeden bir buluşması olduğunu, takip edildiği şüphesi ile buluşmayı gerçekleştiremediğini, bir sonraki gün için tekrar buluşma verdiğini bana söyledi. Geceyi benim evimde birlikte geçirdik.

Sabah birlikte Taksim semtine gittik. Burada Sıraselviler Caddesi üzerinde bulunan bir köşe başında beni bekleterek kendisi kalmakta olduğu otele giderek burada bulunan ve sırt çantasına benzer bir çanta içerisindeki eşyalarını alarak benim yanıma geldi. Ancak akşam evime geldiği panik hali daha da artarak devam ediyordu. Buradan ayrılarak Taksim meydanına geldik. Bana İstiklal Caddesinin başında bulunan çiçekçilerin önünde beklememi söyleyerek kendisi Taksim Meydanında bir müddet dolaştı ve daha sonra hızla yanıma gelerek takip edildiğini söyledi. Acilen Aksaray semtine giderek bir telefon açması gerektiğini ve yurtdışına Bulgaristan’a gitmesi gerektiğini söyledi. İkimiz birlikte Aksaray semtine geldik.

Burada Laleli semti civarında bir kulübeden bir yere telefon açtı ve bu telefon görüşmesinden sonra takip edildiği yönündeki kuşkularının tamamen doğru olduğunu söyledi. Buradan bir gazete almıştım. Gazetede yer alan bir haberde Taksim semtinde yabancı uyruklu bir şahsın başka bir şahıs ile buluşmaya geldiği sırada yakalandığını ancak buluşmaya gelen diğer şahsın ise kaçtığını yazıyordu.

NASIR isimli şahsa gazetede yer alan haber ile ilgili olup olmadığını sorduğumda buluşmadan kaçan şahsın kendisi olduğunu söyleyerek haberi doğruladı. Habere göre 1986-1988 yılları arası Hatay civarında yakalanan bomba ve silah gibi malzemelerle ilgili olarak Arap kökenli bir şahıs Taksimde yakalandığı ve bu olayla ilgili olarak bir yabancı uyruklu şahsın arandığı yazılı idi. NASIR isimli şahıs bu olayla ilgisinin olduğunu ve aranan şahsın kendisi olduğunu söyledi. Aksaray Laleli semtinde bulunan otobüs firmalarından Bulgaristan’a otobüs bileti aldı. Bulgaristan’a gidecek otobüs Topkapı Semtinde bulunan Avrupa garajından kalkacağı için servis otobüsü ile Topkapı Semtine gitmek üzere çantasını servis otobüsüne koydu. Bana ben geliyorum diyerek yanımdan ayrıldı. Bir müddet sonra benim bulunduğum caddenin karşı istikametine geçerek yukarıya doğru yürümeye başladı. Bunun üzerine bende NASIR isimli şahsın peşinden yürümeye başladım. Kendisi ara sokaklara ve pasajlara girip çıkmaya başladı. Bende kendisine arkadan yaklaşarak neler olduğunu sordum.

NASIR isimli şahısta bana takip edildiğini ve Bulgaristan’a gitmekten vazgeçtiğini zira bu şekilde bu ülkeye geçemeyeceğini söyleyerek evimde birkaç gün kalıp kalamayacağımı sordu. Bende kalabileceğini söyledim. Bunun üzerine servis otosundaki çantasını da almadan benim evime gittik.

NASIR isimli şahıs birkaç gün benim evimde kaldı. Kendisi evden hiç çıkmadığı için bende eşimi ve çocuklarımı başka bir arkadaşımın evine gönderdim.

Birkaç gün sonra NASIR isimli şahıs ile birlikte Ankara İli’ne gelerek kendisini Kavaklıdere’de Kuğulu Park civarında bırakarak ayrıldım ve İstanbul’a döndüm. Daha sonra neler olduğunu bilmiyorum…..” (BELGE-85)

Hakkı Selçuk Şanlı’nın ifadesinde Hatay’da 1986-1988 yılları arasında meydana geldiği belirtilen olay için, yine aynı davanın sanıklarından Hasan Kılıç, 13 Mayıs 2000 günü verdiği İfadeli Fotoğraftan Teşhis Tutanağı’nda “…1990-1991 yılında NASIR TAKİPUR (TAKİZADE) isimli şahıs Hatay İskenderun’da Türkiye’ye sokulan 30-40 kilo gram ağırlığındaki patlayıcıyı getirdiğinde, SELÇUK ŞANLI isimli şahsın evinde kaldı. Kendisi NASIR TAKİPUR (TAKİZADE) ile çok yakın ilişki içerisindedir…” diyordu.

Tarihlerde çelişkiler olsa da anlatılan olay aşağı yukarı aynı.

Zaten DGM Cumhuriyet Başsavcısı Hamza Keleş’in hazırladığı Hizbullah/Selam/Tevhid/Kudüs Ordusu Esas hakkındaki mütalaada bu konu, “…14.02.1991 tarihinde Hatay ili İskenderun ilçesinde 34 B 0491 plakalı araçta 31 kg. patlayıcı madde ile bomba düzeneği ve parçalan ele geçirilmiştir. Bu olayla ilgili yakalanan sanıklar malzemelerin İstanbul’a götürülerek Nasır adındaki şahsa teslim edileceğini belirtmişlerdir. Soruşturma aşamasında yakalanan sanıklar İstanbul’a götürülmüş ancak Nasır buluşmaya gelmediği için yakalanamamıştır…” diye açıklanmaktadır

Eğer öyle ise böylece Nasır’ın bir başka ismini daha öğrenmiş olduk. 

Mohammed Al Aswad.

Bütün aramalara rağmen bulunamayan Nasır Takipur’un (Takizade) kim olduğuna ve ne iş yaptığına dair öneli bir ipucu da Hizbullah/Selam/Tevhid/Kudüs Ordusu davası sanıklarından Hasan Kılıç’ın 13 Mayıs 2000 günü Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne verdiği ifadede görüyoruz. 

Kılıç, Nasır ile tanışmalarını ve sonrasını, “…..1989 yılında Akademi Yayınları adı altında Mehmet Ali Tekin isimli arkadaşımla birlikte ortak olarak bir ticari yayınevi kurduk. Bu çerçevede çeşitli yerli ve yabancı kitaplar yayınladım. Tercüme ve telif olmak üzere 2 yıl kadar bu faaliyetlerimizi sürdürdük. Genelde İranlı yazarların kitaplarını tercüme ettirerek bu yayınevinde satışa sunuyorduk. Bu dönemde İstanbul’da ki Konsoloslukta Kültür Ataşeliği bölümünde çalışan ismini Nasır …………. olarak bildiğim, burada bana gösterdiğiniz resimden teşhis ederek gerçek isminin MAHMOOD NASR ESFAHANİ isimli şahıs bir iki defa bizim ziyaretimize gelerek bize kitap orijinallerini getirdi. Bu şahısla tanıştıktan sonra bizi lazım olan kitap ve dergiler olduğu zaman kendisinden talep ediyorduk ve o da bazen kendisi getiriyor, bazen de tanımadığımız birisi ile gönderiyordu. Bazen de biz yayınevinden bir elemanı konsolosluğa gönderip yayınları aldırıyorduk, bir iki defa kitap çıkarırken paramız yetmedi, kendisinden para talebinde bulunduk. Bunun üzerine kendisi bize bir miktar para yardımında bulunuyordu. 2 yıl sonra bu yayınevinde kitap satışını ve basımını azalttık ve daha sonraları satış olmayınca faaliyetini durdurduk….” diye anlattı.

Demek ki, çoğu kişinin Nasır diye bildiği, Üstad, Mehdi diye de tanınan Mahmood Nasr Esfahani İran’ın İstanbul Konsolosluğu Kültür Ataşeliği’nin çalışanıymış. 

DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Yüksel’e göre de Nasır Takipur (Takizade), Mahmood Nasr Esfahani, Mohammed Al Aswad, Üstad ya da Mehdi diye bilenen kişi aslında İran’da kurulu Kudüs Ordusu Türkiye Masası’nın Ahmet Vahidi Ferdi’den sonra, Muhammed Tahiri’den önce görev yapan ajanından başkası değil.

BİR BAŞKA DİPLOMAT

Türkiye İranlı diplomatların görevleri dışında iş yapmasına pek yabancı değil. İran’dan diplomat kimliği ile gelerek çeşitli örgütlere sızan, İran’a götürüp eğiten ve onları Türkiye’deki bazı eylemlerde kullanan çok sayda isim var. Nasır Takipur (Takizade) gibi Türkiye’ye gelen ve asla gerçek isimlerini kullanmayan bu diplomatların sonuçta İran gizli servisi Savama için çalıştıkları da gerçek.

Macit Shadkar, Muhammed Reza Behreuz, Momamad Reza Behreuzmanesh, Esmail Gharajeh Daghi, (İsmail Karacadağlı) Syrous Rabibi Hefzabad, Azizi Mansuri Hamlabadi, Saeid Harrazi, Abbas İlkhan, Mustafa Deghan Firuzabadi, Samad Ali Balazedeh, Yanchloo gibi belirlenmiş pek çok diplomat, İran için Türkiye’de faaliyet gösterenlerden bazıları.

Onların içinde Nasır Takipur (Takizade) kadar önemli bir başka isim daha var.

Muhsin Karger Azad.

1961 Tahran doğumlu.

İran gizli servisi Savama mensubu.

İran diplomatik pasaportu taşıyor ve resmi görevi muavin konsolos.

Türkiye’ye geliş tarihi 8 Şubat 1991.

Türkiye’de neler mi yapmış?

Hizbullah/İlim grubunun ve dolayısıyla lideri Hüseyin Velioğlu’nun İran gizli servisi Savama ile bağlantısını sağlıyor.

Uğur Mumcu cinayetinin işlendiği 24 Ocak 1993’ten bir güm önce yakalanan İslami Hareket Örgütü bombacısı İrfan Çağrıcı’nın 15 Mart 1996 tarihli savcılık ifadesine göre,1991 yılı Haziran ayında İstanbul Erenköy’de Muhsin Karger Azad ile Macit Shadkar, Mehmet Ali Bilici ve İrfan Çağrıcı ile örgütsel görüşme yaptı. Çağrıcı ifadesinde, “….. Mustafa ve Ali isimli Savama ajanları ile Türkiye’ de Ataköy’ de buluştuk… Çetin Emeç’ in öldürülmesi teklifini İran’ da tanıdığım Mehdi HAŞİMİ grubundan Ahmedi (Ahmet Kerimi) gündeme getirdi. … 1990 yılında Ahmet Kerimi, beni Muhsin Karger Azad ile tanıştırdı, bundan böyle İran ile ilişkileriniz bunun vasıtası ile sağlanacaktır dedi. Diğer bir buluşmada da Muhsin Karger Azad’ın yanında olan Macit Shadkar ile tanıştım… 1990 yılı aralık ayında çanta içindeki silah ve patlayıcılar ile İranlıların çıkarttıkları pasaportları, Tamer Aslan ile birlikte Muhsin Karger Azad ile Macit Shadkar’a teslim ettim…

20 Şubat 1996 tarihinde İstanbul Fatih’ te Ali Panalı Moradi ve Mariarn Cavkar isimli İranlılar evlerinde ölü olarak bulundu. Olayın soruşturulması sırasında yakalanan Reza Berzagar Mascum adlı İranlı 3 Nisan 1996 tarihli ifadesinde, “….. Millet caddesi No: 21’deki Hale Apartmanı 7. dairenin kapısını çaldık. Kısa boylu İran Kürdü, Muhsin Karger Azad, kısa boylu bir kişi ile birlikte ellerinde 3 adet otomatik silah ve uçlarında susturucu olduğu halde daireye girdiler. Ben merdivenlerden aşağı inerken, 3-4 el daha sonra da 6-7 el silah sesi duydum …” diye anlattı.

Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş’in Esas Hakkındaki Mütalaasında göze çarpan başka bir bilgi daha var. Keleş’in anlatımıyla olay şöyle yaşanıyor:

“….. 11.11.1992 günü Ankara Ulus PTT binasında Sirous Karami ile Avrupa Oteli’nde Muhammet Rabbari adlı İranlılar yakalanmışlardır. Bu kişiler ifadelerinde İran’ dan başka elemanın da geleceğini belirtmeleri üzerine görevlilerce takibe alınmışlar 17.1 1.1992 günü bu şahısların buluşma adresi olarak verdikleri, Avrupa Oteli’ne Ali Bakhari adlı İranlının geldiği tespit edilmiştir. Aynı gün otele Nadir, (Nasır) adındaki İranlı da gelmiştir. Nasır diğerleri ile görüşme yapıp otelden çıkarak izini kaybettirmiş, otelde bulunan Sırous Karami, Mahummet Rahbari, Ali Bakhari, adlı İranlılar yakalanmışlardır. Bu kişiler ifadelerinde “Türkiye’ ye İran istihbaratınca gönderildiklerini ve görevlerinin İran’dan Türkiye’ye ve Ankara’ ya gelen rejim karşıtı İranlıların tespit edilmesi ve tekrar İran’a geri götürülmesi olduğunu” açıklamışlardır. Bu kişiler haklarında Başsavcılığımızın 1992/299 Hz. numarası ile soruşturma yapılmış ve haklarında 16.12.1992 tarih 1992/ 134 Esas sayılı iddianame ile Ankara 1. DGM’sine kamu davası açılmıştır……”

Ne diplomat ama! 

Türkiye’deki radikal İslamcı gruplarla sıkı fıkı. 

Onlara silah, patlayıcı verdiği yetmezmiş gibi kendi de eylemlere katılıyor.

Türkiye’deki faaliyetleri hakkında düzenlenen bilgi notunda ise, kiminle buluşup görüştüğü, kime ne verdiği tek tek yazıyor. (BELGE-86)

İranlı diplomat kılığındaki Savama ajanları ve Kudüs Ordusu yöneticilerin özellikle 1990-2000 yılları arasında Türkiye’de cirit attıkları aşikâr.

Adam kaçırma, adam öldürme, bombalama ne varsa yapmışlar.

Bütün bu bilgileri okurken aklıma iki kişinin sözleri geldi.

Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu’na 2 Nisan 1997 tarihinde bilgi veren dönemin MİT Müsteşarı Sönmez Köksal şöyle diyordu: “…..Uğur Mumcu olayının öncesinde, dediğim gibi, elimizde bir istihbarat yok. Bir bilgi yok. Olay vuku bulduğu zaman, olay bir defa fevkalade profesyonelce yapılmış bir olay….. Türkiye’nin güncel terör olayları en öncelikli konumuzdur. Bizim muhtelif aşamalarda, kademelerde, kesimlerde file dediğimiz şeylerimiz vardır. İstihbarat filesi atarız. Oraya bir gün; yani dıştan içten hani bu bir emaredir, bir kelimedir, bir davranıştı; bunun arayışı içindeyiz; ama olay dediğim gibi baştan itibaren o ölçüde profesyonelce yapılmış ki, zaten şimdiye kadar fileye düşmemiş olması da bunu gösteriyor…..” 

O zamanki müsteşarın sözleri ve yukarıdaki bilgileri okuyunca içimden tek bir şey demek geliyor. 

Demek ki filenin gözenekleri bayağı genişmiş…

İkinci söz ise gazeteci Mehmet Güç’ten alıntı: MİT’in elinde bir bilgi yoksa MİT diye bir kurum yok demektir…

Devamı var…

Yayınlanan bölümler:

Bölüm 1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm 6. Bölüm 7. Bölüm 8. Bölüm 9. Bölüm 10. Bölüm 11. Bölüm 12. Bölüm 13. Bölüm 14.

Popüler

A3 HABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin