BOMBAYI KİM YERLEŞTİRDİ?
Necdet Yüksel 21 Mayıs 2000 tarihinde Ankara DGM Savcısı Hamza Keleş’e verdiği 4 sayfalık ifadede de poliste verdiği bilgileri doğruladı. Uğur Mumcu cinayeti hakkında ayrıntılara girmeyen Yüksel savcılık ifadesinde Uğur Mumcu cinayeti hakkında ise şunları söyledi:
“…..24 Ocak 1993 tarihinde Gazeteci Yazar Uğur Mumcu’nun otosuna bomba konulması olayına katıldım. Benim bulunduğum ortamda Oğuz Demir ile Ferhan Özmen bombayı hazırladı. Yer gösterme tutanağında da bu olayla ilgili ayrıntılı bilgi verdim. Oradaki beyanım doğrudur. Belirttiğim gibi bu olayda ben gözcülük yaptım. Aracın altına bombayı Oğuz Demir koydu…..” (BELGE-70)

HİÇ SANIKTAN ÇOK SANIĞA
Necdet Yüksel’in yakalandıktan sonra polis ve savcılıkta verdiği ifadelere göre Uğur Mumcu’nun aracına bomba konularak katledilmesini Ferhan Özmen, Oğuz Demir ve kendisi gerçekleştirdi. 19 Mayıs 2000 tarihinde polise, 21 Mayıs 2000’de ise DGM savcısına verdiği ifadede Uğur Mumcu cinayetini üstlenen Necdet Yüksel’den sonra polis ve savcılıkta şaşkınlık yaşanmaya başlandı.
Necdet Yüksel iki arkadaşı ile birlikte Uğur Mumcu’nun aracına 23 Ocak 1993 günü saat 21.30’da bombayı patlayıcıyı yerleştirdiklerini söylerken, İstanbul’da yakalanarak Ankara emniyetine teslim edilen Yusuf Karakuş ise 12 Mayıs 2000 günü Ankara emniyetinde verdiği ifadede cinayeti kendilerinin planladığını ve işlediğini söylüyordu.
Karakuş, 23 Ocak 1993 günü kendisi, Abdulhamit Çelik ve Savama ajanı Ali ile birlikte İstanbul’dan Ankara’ya geldiklerini, Ankara’da buluştukları 3 İranlı ile aynı gün akşam saatlerinde Uğur Mumcu’nun evinin bulunduğu Karlı Sokak’ta tatbikat yaptıklarını, 24 Ocak 1993 günü sabah saatlerinde de 3 İranlıdan birinin Mumcu’nun aracının altına patlayıcıyı yerleştirdiğini anlatıyordu.
24 Ocak 1993 günü aracına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitiren gazeteci yazar Uğur Mumcu cinayetinin failleri hakkında 7 yıl boyunca gelişme kaydedemeyen güvenlik güçlerinin elinde şimdi iki ayrı grup ve cinayeti işlediklerini itiraf eden 9 kişi vardı.
İki ayrı cinayet işlenmediğine göre bu işte bir tuhaflık vardı.
Polisin ve savcılığın şaşkınlığı arttı. Birileri yalan söylüyordu ama kim?
Bazı gerçekler geç de olsa ortaya çıktı.
Ankara DGM Savcısı Hamza Keleş tutuklanmış olan Yusuf Karakuş ile 2 Haziran 2000 günü Eskişehir Cezaevi’nde yeniden görüşerek ifadesini aldı.
Karakuş, DGM Savcısı Yüksel’e “…..Ben İstanbul Emniyetinde Ankara Emniyetinde, Savcılıkta ve Mahkemede verdiğim beyanları kabul etmiyorum. Doğru değildir dedi. Sanığa 24.01.1993 günlü Uğur Mumcu’nun öldürülmesi olayı ile ilgili soruldu: Ben bu olaya katılmadım. Bu olay hakkında önceki beyanlarımı kabul etmiyorum. Ayrıca Abdülhamit Çelik’le bir birlikte olay yerine de gitmedik dedi. Sanığa daha önceki beyanlarının neden böyle olduğu yolunda soruldu: Cevaben: Ben korkuyorum. Bu nedenle olayları kabul ettim. Bana Ankara Emniyet Müdürlüğünce herhangi bir baskı, yapılmadı. Çok rahat bir ortamda ifade verdim dedi, devamla ben başka sorulara cevap vermiyorum dedi…..” (BELGE-71)

Yusuf Karakuş’un ilk ifadesinde İstanbul’dan Ankara’ya birlikte gittiklerini, Uğur Mumcu’nun evinin bulunduğu karlı Sokak’ta keşif yapan İranlılara tercümanlık yaptığını söylediği, polisteki ifadelerinde de Karakuş’u doğrulayan Abdulhamit Çelik, Ankara DGM Savcılığı’nda 2 Haziran 2000 tarihinde verdiği ifadede olanları reddetti. Çelik ifadesinde, “….. Sanığa 24.01.1993 günü Uğur Mumcu’nun öldürülmesi olayı ile ilgili soruldu: Sanık cevaben; ben bu olaya kesinlikle katılmadım. Yusuf Karakuş ile bu için Ankara’ya gelmedim. Olay yerine gitmedim. Yusuf Karakuş ile böyle bir olaya katılmış değilim. Polisteki verdiğim ifadeleri ben kabul etmiyorum. Yusuf Karakuş Hizbullah örgütüne öz geçmiş raporu verirken birtakım olaylara katıldığını bazı faaliyetlerde bulunduğunu belirtmiş, biz de bu nedenle sorguya alındık. Aslında ben Yusuf Karakuş ile Uğur Mumcu olayına katılmadım. Katıldığım diğer olayları da kabul etmiyorum. Onlar da bir senaryodur. Ben kesinlikle Uğur Mumcu’nun sokağına Yusuf Karakuş veya bir başka şahıs ile herhangi bir nedenle istihbarat hve eylem için gitmedim dedi. Beyanı okundu, doğruluğunu imzası ile onayladı…” denildi. (BELGE-72)

Emniyet ve savcılık Uğur Mumcu cinayetini işlediklerini kabul eden iki grup arasındaki çelişkiyi Yusuf Karakuş ve Abdülhamit’in verdiği ek ifadeler ile Yusuf Karakuş’un anlatımları üzerine yapılan keşifle daha da netleştirdi. Karakuş’un anlattığı pek çok olay kanıtlanamadı. DGM savcılığı ile polis bunun üzerine Ankara Sincan’da yakalanan Necdet Yüksel ile Ferhan Özmen’in ifadeleri üzerinde yoğunlaşmaya karar verdi. Bu arada Yusuf Karakuş ve grubu ile Necdet Yüksel, Ferhan Özmen grubu arasındaki ilişki de polis için önemliydi.
Bu yüzden de hem Necdet Yüksel’e hem de Ferhan Özmen’e Yusuf Karakuş’un ifadeleri ve Uğur Mumcu cinayetindeki anlattıkları soruldu.
DGM Savcısı Hamza Keleş’in huzurunda fotoğraflar üzerinden yapılan teşhiste, Ferhan Özmen ve Necdet Yüksel, Yusuf Karakuş’u tanımadıklarını, gazetelerde çıkan haberlerden ismini duyduklarını belirtti. Ferhan Özmen 2 Haziran 2000 tarihinde verdiği ifadede, “….. Ben bu resimdeki şahsın Yusuf Karakuş olduğunu gazetelerden öğrendim. Yusuf Karakuş isimli bir şahısla veya bu resimdeki bir şahısla ben Uğur Mumcu olayında ne istihbarat safhasında ve nede eylem sırasında herhangi bir işbirliğim olmamıştır…..” dedi. Benzeri şekilde Necdet Yüksel de ifadesinde, “….. Ben bu resimdeki şahsın Yusuf Karakuş olduğunu gazetelerden öğrendim Yusuf Karakuş adındaki bu şahısla veya bu resimdeki bir şahısla ben Uğur Mumcu olayında ne istihbarat safhasında ve nede eylem sırasında herhangi bir işbirliği yapmadım. Devamla Yusuf Karakuş ile ben herhangi bir yerde de buluşmadık. Ben bu şahısla iş birliği yapmadım…..” dedi. (BELGE-73)

NECDET YÜKSEL VE MÜHİMMATLAR
Yusuf Karakuş’un ifadeleri ve yer göstermelerdeki çelişkileri, Necdet Yüksel’in Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili anlatımları, savcılık ve polisi yeni bir yöne doğru yönlendirdi. Artık Yusuf Karakuş’un anlattıklarının hiç önemi yoktu. Zaten cezaevinde DGM savcısına verdiği son ifadede olaya hiçbir şekildi katılmadığını, korktuğu için böyle bir senaryo yazdığını söylemesi, ifadelerindeki çelişkileri açıklıyordu.
Polisin elinde bu kez önemli bir ipucu vardı. Necdet Yüksel yakalanmış, üstelik de suç ortağı olarak işaret ettiği Ferhan Yüksel’de polisin sıkı takibi sonunda gözaltına alınmıştı. İkisinin anlatacakları polis için pek çok faili meçhul cinayetin çözümü için anahtar görevi görecekti.
Necdet Yüksel Uğur Mumcu cinayetini kendisi, Ferhan Özmen ve Oğuz Demir’in birlikte planlayıp gerçekleştirdiğini söylemişti. Plastik patlayıcıyı Uğur Mumcu’nun aracına 23 Ocak 1993 güne saat 21.30 sıralarında Oğuz Demir’in yerleştirdiğini söyleyen Yüksel, başka ayrıntıları da anlattı.
Bu kadar silahlı ve bombalı eylem yapan grubun elbette bu eylemleri gerçekleştireceği silah ve mühimmata ihtiyacı vardı.
Bunları nasıl karşılamışlardı?
Necdet Yüksel’in Ankara Emniyeti’nde 19 Mayıs 2000 tarihinde verdiği ifadeye göre, 1999 yılı sonları, 2000 yılının başında Ferhan Özmen ile yaptıkları görüşme sonunda İstanbul Aksaray’da Feridun isimli şahısla bir otelde buluştuklarını, daha sonra da ticari taksi ile Polonya ve Romanya otobüslerinin hareket noktası olarak bilinen yere gittiklerini söyledi. Feridun isimli şahsın çanta ve koli içindeki malzemeleri kendisine teslim ettikten sonra Fatih semtinde Oğuz Demir ile buluştuklarını belirten Necdet Yüksel, malzemeleri Oğuz Demir’e ait Brodway marka araca yükleyerek Ankara’ya getirdiklerini ve Ferhan Özmen’e teslim ettiklerini söyledi. Yüksel, koli ve çantalarda bol miktarda kısa namlulu silah, mermi, paylayıcı, şarjörler ve iki tane de lav silahı olduğunu vurguladı.
Polisin başlattığı operasyon sonucu yakalanacağı endişesine kapıldığını söyleyen Necdet Yüksel, Ferhat Özmen tarafından kendisine verilen bütün malzemeleri Ankara Sincan Cimşit köyü bölgesindeki arazinin iki ayrı noktasına bıraktığını anlattı.
Necdet Yüksel’in ifadesinden yola çıkan polis, 15 Mayıs 2000 günü saat 15.00 sıralarında Ankara Sincan Cimşit köyünde arama yaptı. Yüksel’in yer göstermesi üzerine yapılan arama sonucu polis tutanaklarına şöyle yansıdı:
“….. Kesiktaş bölgesi Güdekırı mevkiinde ve aynı güzergâh üzerinde Kesiktaş bölgesinde bulunan tavuk çiftliğinden iki bin altı yüz metre mesafeden ve malzemelerin bulunduğu yerden ise bin dört yüz metre mesafede, yolun sağ tarafında yüksek gerilim hattına doğru doksan beş metre mesafede bulunan yerlerde gösterdiği ve ilgili birim ekiplerince, bol miktarda örgütsel amaçlarda kullanılmak üzere saklanan malzemeler bulundukları yerlerden alınarak incelenmek üzere zapt edilmiştir. Bahse konu yerde yaptığımız arazi arama çalışması esnasında yukarıda belirtilen birinci nokta ile ikinci nokta arasında bulunan, birinci noktaya yaklaşık beş yüz metre mesafede bulunan yolun sağ tarafındaki buğday tarlası içerisinde toprak zemin üzerinde bir poşetin tarafımızdan şüphe çekmesi üzerine bomba imha ekiplerinin yapmış oldukları incelemede kırk dokuz adet (49) mavi beyaz kablolu elektrikli infilak kapsülü olduğu anlaşılmış ve bulunan infilak kapsüllerinin incelenmek üzere müdürlüğümüze intikal ettirildiğine dair; işbu tutanak tarafımızdan tanzimle altı birlikte imza edilmiştir……”
Necdet Yüksel’in yer göstermesi sonucu örgüte ait silah ve mühimmatlarının büyük bölümünü ele geçiren polis, yine Necdet Yüksel’in anlatımları ile gittiği ikinci yerde ise aradığını bulamadı. Olayın araştırılması üzerine, Yüksel’in sözünü ettiği malzemelerin kendilerine gelen ihbarı değerlendiren jandarma tarafından bulunduğunu belirledi. Jandarma ile kurulan ilişki sonucu oradaki malzemeler de polis tarafından denetim altına alındı. (BELGE-74)

Necdet Yüksel’in yer göstermesiyle ele geçirilen silah ve mühimmatlar polis tarafından hemen incelemeye alındı. Türkiye’de son yıllarda yakalanan en önemli cephane deposuydu. Polis, kılı kırk yararak ele geçirilenleri inceledi ve bir rapor hazırladı.
Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez Kriminal Polis Laboratuvarları’nda görevli bomba imha uzmanları Nafiz Ertuğrul, Haydar Özdemir, Cihan Vural ve Kuddusi Demli, 15 Mayıs 2000 tarihinde Ankara İli Sincan İlçesi Cimşit Köyü yolunda iki ayrı noktada elde edilen bomba yapım malzemeleri üzerinde fiziki, kimyasal inceleme ve analiz yaptılar.
Bunun sonucunda hazırladıkları 23 Mayıs 2000 tarihli ve 2000/335 kod nolu raporda;
- 50.120 kilogram ABD imalatı RDX,
- 15.588 kilogram RDX içeren menşei belirsiz C-4,
- 998 gram anti tank mayınlarına ait RDX-alüminyum tozu karışımı patlayıcı,
- 225 gram TNT olmak üzere toplam 66.931 kg patlayıcı,
- 148 adet infilak kapsülü, 100 adet Amerikan Atlas firması yapımı infilak kapsülü,
- 36 adet ABD yapımı elektrikli infilak kapsülü, 26 adet gecikmeli (zamanlı) elektrikli infilak kapsülü,
- 148 adet normal infilak kapsülü,
- 8.53 metre saniyeli fitil,
- 4.30 metre infilaklı fitil,
- 8 adet doğu bloku ülkeleri yapımı çalışır halde lav silahı,
- 2 adet bomba alıcı anahtar sistemine dönüştürülmüş cep telefonu,
- 1 adet 100-150 metre mesafede etkili 4 kanallı uzaktan kumanda radyo kontrol sistemi,
- 1 adet 4 ayrı patlama gerçekleştirebilecek tipte 4 çıkışlı uzaktan alıcı kiti,
- 1 adet infrared alıcı verici bomba anahtar sistemi,
- 1 adet sarsıntıya hassas devre,
- 1 adet sesle çalışan devre,
- 1 adet 5 dakika 4 saniye ile 10 saat 49 dakika 32 saniye arasında, 1 adet 22 saat 45 dakika 22 saniye ile 4 gün 6 saat 24 dakika arasında ayarlanabilir elektronik zamanlayıcı,
- Bomba yapımında ateşleyici olarak kullanılabilecek telefon dinleme devresi, bomba yapımında patlatıcı alıcı vericisi olarak kullanılabilecek alıcı verici araba telsizi,
- 40 MHZ uzaktan kumanda, uzaktan kumandalı kapı zili, mekanik zamanlayıcı,
- 6 adet açma kapama swich anahtar sistemi,
- 4 adet basma butonu,
- 6 adet çift kontaklı anahtar,
- Elektronik devreler, hoparlör, kablolar, pil soket ve yatakları, plastik kutular, bilye, raptiye, misina, tamir kiti, matkap, adaptör, havya, lehim teli, lehim pastası, ölçü aleti, silikon tabanca, mengene, kablo sıyırma ve kesme aleti, kontrol kalemi, eğe takımı, anten, şırınga, maket bıçağı ve CS gazı bulunduğunu ve bu malzemelerin çeşitli şekilde bomba yapımında kullanılacağını belirttiler. (BELGE-75)

Polisin elindeki patlayıcı malzemeler, silahlar ve onlara ait mühimmat ileride açılacak dava ve davalar için çok önemli delil niteliği taşıyordu. Bu yüzden de kılı kırk yararak çalışılıyor, silahla ya da bombayla işlenmiş cinayetler ve faili meçhul olaylar didik didik ediliyordu.
Necdet Yüksel’in ifadesinde Ferhan Özmen’den yakalanmadan yaklaşık bir ay kadar önce 2 adet Uzi marka silah namlusu aldığını bu namluları, 10 gün kadar önce Ankara’da bulunan Bayındır Barajı’na attığını öğrenen polis dalgıçlarla barajda arama bile yaptı. Ancak Yüksel’in ifadesini doğrulayacak delillere ulaşılamadı. (BELGE-76)

Necdet Yüksel’in gösterdiği yerde yapılan arama sonucu elde edilen silah, mühimmat ve patlayıcılarla ilgili laboratuvar incelemesi yapan polisin, daha önce meydana gelen olaylarda kullanılan patlayıcılarla ilgili karşılaştırma ve analiz yapıp yapmadığı belli değil. En azından dosyalarda bu yönde bilgi ve belge yoktu.
Yakalanan patlayıcıların büyük bölümünüm depolanması ve saklanması açısından sakıncalı maddeler sınıfına girmesi nedeniyle, polis malzemelerin imha edilmesi gerektiğini yazıyla savcılığa bildirdi. Sonuçta alınan kararla yakalanan patlayıcılar polis nezaretinde “imha” edildi. (BELGE-77)

FERHAN ÖZMEN ANLATIYOR
İstanbul polisi tarafından yakalandıktan sonra Ankara’ya gönderilen Ferhan Özmen’in ifadesiyle Selam/Tevhid/Kudüs Ordusu’nun önemli isimlerine ulaşan polis, 14 Mayıs 2000 günü elde ettiği bilgilerle Sincan’da operasyon yaptı. PTT binası önünde yapılan operasyonda 34 YM 4140 plakalı otomobile binmeye çalışan Necdet Yüksel yakalandı. Aracı kullanan Oğuz Demir ise kaçtı. Demir’in izine o tarihten bu yana rastlanamadı.
Oğuz Demir’in kullandığı 34 YM 4140 plakalı otomobil polis ekipleri tarafından Sincan 209. Sokak No: l0 sayılı yer önünde terk edilmiş olarak bulundu. Ferhan Özmen ve Necdet Yüksel 34 YM 4140 plakalı açık kahverengi renkli Brodway marka otomobilin örgütsel amaçlı faaliyetlerde kullanıldığını, örgüte ait silah ve bomba malzemelerinin sevkiyatında kullanıldığını söylediler. Otomobil bomba imha uzmanlarının incelemesinden sonra emniyet müdürlüğü otoparkına çekildi. Araçta yapılan incelemede “A-Z İstanbul Rehber Atlası” isimli kitapta Ferhan Özmen’in “sağ el işaret parmağının” izi de bulundu. (BELGE-78)

14 Mayıs 2000 günü İstanbul’da yakalandıktan sonra aynı gün Ankara polisine teslim edilen Tekin kod adlı Ferhan Özmen, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde 20 Mayıs 2000 tarihinde ifade verdi.
Ferhan Özmen “pişmanlık yasasından yararlanmak istediğini” vurguladığı ifadesinde, 1964 yılında Sivas’ta doğduğunu, ilk ve ortaokulu Yıldız Evler semtinde okuduktan sonra gittiği Ankara Çankaya Lisesi’ni birinci sınıfta bıraktığını söyledi.
Liseyi dışarıdan bitirdiğini söyleyen Özmen, kitap kırtasiye dükkânı işlettiğini, zaman zaman kitapçılarda çalışıp geçimini sağladığını, 1986 yılında askerlik dönüşü elektronik malzeme satan bir dükkânda çalıştığını, evli ve üç çocuk babası olduğunu söyledi.
Özmen, 1989 yılında Alman Konsolosluğu önünde bulunan Öncü Taksi durağında taksicilik yapmaya başladığını, 1994 yılında ise ticari taksisini satarak Musa Koca isimli arkadaşıyla birlikte Ankara Aydınlıkevler’de bulunan Tepe Otomotiv’e kar zarar ortaklığı üzerine ortak olduğunu anlattı. 1987 yılında aldığı pasaportunu 1995 yılında yenilediğini ve sadece 3-4 defa sadece İran’a gitmek için kullandığını belirtti. Selam grubu ile tanışmasını Hakkı Selçuk Şanlı aracılığı ile gerçekleştiğini söyleyen Ferhan Özmen, Fars Kültür Merkezi ile İran Konsolosluğu’na 4-5 kez gittiğini anlattı. İran’ı merak edip gezip görmek istediğini belirten Özmen 1987 ya da 1988 yıllarında İstanbul üzerinden otobüs ile Gürbulak Sınır Kapısı’ndan çıkış yaptığını, Hakkı Selçuk Şanlı ile telefonla görüşerek Tahran’da bulunan Firdevsi Meydanı’nda buluştuklarını anlattı.
Ferhan Özmen sonrasında yaşadıklarını şöyle anlattı:
“…..Tahran’da bulunan Rentin isimli otelde 3-4 gün kadar birlikte kaldık. Bu süre zarfında beni soy ismini bilmediğim BEHRAM isimli şahısla tanıştırdı. Daha sonra ise NASIR isimli başka bir İranlı şahıs ile tanıştırdı. Daha sonra ise kendisi Türkiye’ye döndü. Ben ise Selçuk vasıtası ile tanıştığım bu iki İranlı şahıs ile samimiyetimi ilerlettim. Ve kendileri ile 10 gün kadar birlikte Tahran’ın tarihi, turisttik ve mesire yerlerini dolaştık. Bu süre zarfında ben yine aynı otelde kalmaya devam ettim. Bu iki İranlı şahıs bana yaklaşık 100 sorudan oluşan bir form doldurttular. Ben de bu formu doldurup kendilerine verdim.
Bu formun içindeki sorular arasında Türkiye’deki İslami hareketler, siyasi partiler ve Türkiye’deki sosyal durumla alakalı sorular ile İran İslam inkılabına bakışımı açıklayıcı sorular vardı. Ben bu anketi doldurduktan sonra şifahi olarak askerliğimi nerede yaptığım, askeri konulardaki bilgim, silahlar hususundaki merakım soruldu. Benim verdiğim cevaplar onlarda olumlu bir tesir uyandırmış olacak ki bana askeri eğitim görmek isteyip istemediğimi ve de silah atışı yapıp yapmak istemediğimi sordular. Ben de öteden beri bu konulara merakımdan dolayı kabul ettim.
NASIR isimli İranlı şahıs beni alarak Tecriş Meydanı denilen mevkiden geçip Elburz Dağı’nın eteklerinden yol alarak yaklaşık 10 km. yol aldıktan sonra etrafı yüksek duvarlarla çevrili bir alana geldik. Burası dağını eteğinde yüksek duvarlarla çevrili çok geniş bir arazi idi. Bu araziyi çevreleyen duvar sağa, sola ve dağın tepesine doğru 500 metre ve 1000 metre boyutlarında bir yerdi. Bu arazinin içine arabamızla girdik ve bu dağın yamacında yukarı doğru ilerleyerek yukarıda bulunan üç tane barakanın yanına geldik ve buraya yerleştim.
Kendisi ise beni bıraktıktan sonra oradan ayrıldı. Ben bu kampta kaldığım yaklaşık 15 günlük süre zarfında iki tane İranlı şahıs tarafından askeri konularda eğitildim. Burada benim dışımda başka bir öğrenci yoktu. Değişik zamanlara yayılmış biçimde bana tabanca, tüfek, patlayıcı ve bomba yapımı konularında dersler aldım. Bu derslerin teorik öğretiminden sonra pratik olarak uygulaması konusunda da yine kampın içinde eğitimimi tamamladım. Bu süre zarfında şarjörlü Colt, Browning, Baretta ve Kaleşnikof tüfeği ile TNT, C4 patlayıcılarını tanıttılar. Bu kampın sonunda BEHRAM ve NASIR isimli şahıslar beni yolcu ettiler ve Türkiye’ye döndüm. Benim silahlı eylemlere başlamam ve yasadışı bir oluşum içinde faaliyette bulunmaya başlamam İran’da aldığım bu silah ve bomba eğitimimden sonra başladı…..”
İran’a ikinci kez gidişinin 1990-1991 yıllarında olduğunu söyleyen Ferhan Özmen, tek başına gittiği bu seyahatte Tahran, İsfahan, Şiraz, Gazvin şehirlerini gezdiğini, yaklaşık bir ay kadar devam eden seyahati sırasında Mehmet isimli İranlı irtibatının evinde bir gece kaldığını sözlerine ekledi. Özmen, kendisine askeri eğitim veren grup içerisinden BEHRAM, NASIR, BEHZAT, MEHMET, KASIM, AZİZ, EMİR, AHMET DAVUDİ ile ismini bilmediği şişman bir şahıs ile irtibatı ve ilişkileri olduğunu, İran içerisinde KUDÜS ORDUSU diye bilinen askeri birlik içerisinde özel bir birimin mensubu olan bu şahısların tanıştıkları günden sonra değişik zamanlarda kendisiyle irtibata geçtiklerini veya kendisinin onları arayıp bilgi alış verişinde bulunduğunu anlattı. m. Özmen’e göre bu şahısların kendisine askeri eğitim vermelerindeki amaç İran İslam inkılabı ve de İran devletinin menfaatleri doğrultusunda Türkiye’de faaliyet ve eylemlerde bulunmasıydı. Özmen, daha sonra değişik zamanlarda gelen talimatlar doğrultusunda silahlı ve bombalı eylemlerde bulunduğunu belirterek İranlı eğitmenleri konusunda şu bilgileri verdi:
“….. Bu şahıslardan BEHRAM; ince uzun, 1.80 boyunda ve esmer, Türkçe bilen birisiydi. İlk gittiğim kampta benimle ilgilenmişti. Daha sonraki gidişimde de kendisinin evinde bir gece kaldım. KUDÜS ORDUSU içerisindeki görevini bilmiyorum.
NASIR; 1.75 boylarında, esmer, kirli sakallı, yapılı, Türkçe bilen birisiydi. Kendisi Türkiye’ye birçok defalar geldiğini biliyorum. Bu geliş gidişlerinin bir kısmında kendisi ile görüştüm. KUDÜS ORDUSU içerisindeki görevini bilmiyorum.
BEHZAT; 1.75 boylarında, iri yapılı, esmer, Türkçe bilen birisi, kendisi bana iki parti halinde patlayıcı ve silah getirdi. Ayrıca İskenderun’da bir araziye gömmüş olduğu patlayıcıları da daha sonra giderek almıştım. Kendisi Lübnan ile de irtibat halinde olup gidip geldiğini biliyorum.
MEHMET; 1.75 boylarında, zayıf, açık alınlı, gözlüklü, güzel Türkçe konuşan birisidir. Benim KUDÜS ORDUSU içerisinde esas irtibatta olduğum ve talimatları alıp akıbeti hakkında bilgi verdiğim şahıstır. Daha evvel ise kendisinin görevini NASIR yürütüyordu.
KASIM; 1.65 boylarında, esmer, bıyıklı, Türkçe bilen birisidir. İran’a gittiğimde birlikte gezdik. Türkiye’de kendisi ile hiç görüşmedim.
AZİZ; 1.70 boylarında, açık tenli, kirli sakallı birisidir. Türkçe bilir.
EMİR; İri yarı, uzun boylu, beyaz tenli, Türkçe bilmeyen birisidir. Yaklaşık bir yıldır irtibatımı kendisi ile sağlıyorum. Tarihten yaklaşık iki üç ay önce görüştüğümde bana Ahmet Taner KIŞLALI olayı ile ilgili sorular sordu ve kendisi ile tartıştık.
AHMET DAVUDİ; Zayıf, çelimsiz, 45 yaşlarında, 1.70 boylarında, buğday tenli birisidir. Bu oluşumun içerisine ilk girdiğim dönemde tanışmıştım. Kendisi asker olabilir. Benim bir üst sorumlum idi. Ancak daha sonraları bu görevini başkalarına teslim etti…..”
En son bomba eğitimini 1999 yılı Nisan ayında Necdet Yüksel ve Oğuz Demir ile birlikte İran’a giderek aldıklarını, bu eğitimin kendi talebi üzerine yapıldığını söyleyen Ferhan Özmen, her üçünün de İran’a farklı zamanlarda giriş yaptıklarını, öce kendisinin giderek Hakikat Oteli’ne yerleştiğini, daha sonra irtibat kurduğu Mehmet beyin evine gittiğini, Oğuz Demir ile Ferhan Yüksel’in de birkaç gün sonra aynı eve geldiklerini söyledi.
Necdet Yüksel ve Oğuz Demir’in gelmesiyle iki katlı başka bir eve geçtiklerini anlatan Ferhan Özmen, bir hafta kadar bu evde kaldıktan sonra EMİR denilen şahsın gelerek kendilerini Ahvaz denilen şehrin bir ilçesine götürdüğünü söyledi.
Ferhan Yüksel daha sonra yaşananları ise ifadesinde, “…..15 saat süren seyahat sonunda buraya vardık. Geldiğimiz bu yer askeri bir alanı andırıyordu. Ve nizami bir işleyişi vardı. Bu şehir İran’ın Irak sınırına yakın bir yerde idi. biz bu kampta 40 gün kadar kaldık. Bu kamp süresi içinde tahrip konusunda TNT, C4 ve bomba düzenekleri için fitil, fünye gibi konulan tekrar gördük. Burada bizden başka kimseyi görmedim. Bunun dışında tabanca ve tüfek atışı ile RPG7 isimli roketle atış yaptık. Bomba konusunda öğrendiğimiz bilgileri de pratik olarak uyguladık. Hava çok sıcak olduğu için derslerde arta kalan müsait zamanlarda spor çalıştık ve Ahvaz şehri civarındaki bir havuza giderek yüzdük ve oraya yakın bir yerde bulunan barajda dalış yaptık.
Bu eğitimden sonra uçakla Tahran’a dönerek daha önce ayrıldığımız iki katlı eve yerleştik. CEVAT Bey dediğim İranlı şahıs ile alış veriş yaptıktan sonra buradan her üçümüzde ayrı ayrı zamanlarda Türkiye’ye dönüş yaptık…..” dedi.
Oğuz Demir ile çok eskiden bu yana aynı mahallede oturduklarını, Necdet Yüksel’i de uzun zamandır tanıdığını söyleyen Ferhan Özmen, aralarına sonradan çocukluk arkadaşı Rüştü Aytufan’ı da kattıklarını söyledi.
UĞUR MUMCU’YU ÖLDÜRME KARARI
1988 yılından itibaren İran’da aldığı askeri bilgiler doğrultusunda ve de halen İran’da hüküm sürmekte olan siyasi rejim doğrultusunda gerek İran’dan gelen talimatlar gerekse isimlerini saydığı arkadaşlarla birlikte karar verdikleri şahıs ve kurumlara karşı silahlı ve bombalı eylemlerde bulunduğunu anlatan Ferhan Özmen,
- 25 Ekim 1988 tarihinde Suudi Arabistan Büyükelçiliğinde şifre memuru olarak görevli 2. kâtip ve Ankara Çankaya Piyade sokak No:32 sayılı yerde oturan Abdülgani Bedevi isimli şahsın tabanca ile öldürülmesi,
- 4 Şubat 1989 tarihinde Ankara Hoşdere Caddesi 130 numara önünde park halinde bulunan ve İngiltere elçiliğinde konsolosluk ataşesi olarak görev yapan Kıbrıs asıllı Hüseyin Osman’a ait 06 ES 426 plaka sayılı Ford steyşın tipi otoda 22.40 sıralarında meydana gelen patlama sonucu otoda maddi hasar meydana gelmesi olayı,
- Aynı gün saat 23.30 sıralarında Çankaya ilçesi Ziya Gökalp Caddesi Adakale Sokak 27 sayılı yerde bulunan Türk-İngiliz Kültür derneğindeki oto garajının önüne konulan bombanın patlaması sonucu maddi hasar meydana gelmesi,
- 16 Ekim 1989 tarihinde Ankara Çankaya ilçesi Sedat Simavi Sokak 13/ A sayılı yerde park halinde bulunan 06 CH 330 plakalı Mercedes marka otoya konulan bomba konucu Suudi Arabistan uyruklu Abdurrahman Al Shrawi isimli şahsın yaralanması,
- 14 Ocak 1990 tarihinde Suudi Arabistan Büyükelçiliğinde görev yapan 2. kâtip Abdurrezzak Keşmiri isimli şahsın 06 CH 319 plakalı Mercedes marka otosuna konulan bomba sonucunda otoda maddi hasar meydana gelmesi,
- 31 Ocak 1990 tarihinde saat 19.00 sıralarında Ankara Bahçelievler semtinde 2.Cadde 24 sayılı apartman girişinde tabanca ile öldürülen Muammer Aksoy cinayeti,
- 18 Haziran 1990 tarihinde Ankara Necatibey Caddesi üzerinde bulunan Diyanet Vakfı Kitabevi’ne bomba konulması sonucu maddi hasar meydana gelmesi,
- 6 Ekim 1990 tarihinde Köroğlu Caddesi’ndeki evine gönderilen bombalı paketin patlaması sonucu ölen Doç. Dr. Bahriye Üçok cinayeti,
- 26 Mart 1991 tarihinde Çankaya Platin Sokak üzerinde park halinde bulunan ve Irak Büyükelçiliği’nde görevli Muhasebe Müdürü Kays Ali Hüseyin isimli şahsa ait otoya konulan bombanın patlaması sonucu bu şahsın yaralanması,
- 28 Ekim 1991 günü sabah saat 07.45 sıralarında Ankara Hoşdere Caddesi Tomurcuk Sokak 17 sayılı yer önünde park halinde bulunan 06 PC 982 plaka sayılı otonun altına konulan ve ABD Büyükelçiliğinde görevli Victor Marwick isimli şahsın ölümüne sebep olan bombalama,
- 28 Ekim 1991 tarihinde İlimiz Sedat Simavi Sokak 37 sayılı yer önünde Mısır Büyükelçiliğine ait otoya bomba konulması sonucu Abdullah Hüseyin El Kuraby isimli şahsın yaralanması,
- 20 Aralık 1991 tarihinde Ankara Çankaya ilçesi Cinnah Caddesi üzerinde bulunan Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilciliği binasının önünde bulunan çöp bidonlarına bomba konulması,
- 12 Aralık 1992 tarihinde Çankaya Piyade Sokak’ta bulunan Hindistan Büyükelçiliğinde görevli Yash Paul Kumar isimli şahsın otosuna konulan bomba sonucu maddi hasar meydana gelmesi,
- 7 Mart 1993 tarihinde Ankara Çankaya ilçesi Simon Bolivar Caddesi 4. Basın Sitesi önündeki otosuna konulan bombanın patlaması sonucu Ehud Sadan’ın ölüm olayı,
- 19 Nisan 1994 tarihinde Ankara Kavaklıdere Kıbrıs Sokak No:6 sayılı yer önünde park halinde bulunan Yugoslavya Büyükelçiliği’nde Başkâtip olarak görev yapmakta olan Zivarod Sımıç’e ait 06 CL 215 plaka sayılı Fiat marka otosuna yerleştirilen bombanın patlaması neticesi otoda ve yakınında bulunan iki otoda maddi hasar meydana gelmesi,
- 7 Haziran 1995 tarihinde Ankara Çankaya Kuloğlu Sokak No:18 sayılı yer önünde park halinde bulunan Musevi Cemaati Başkanı Prof. Dr. Yuda Yürüm’e ait 06 D 3336 plaka sayılı Tempra marka otoya bomba konulmak suretiyle yaralanması ile,
- 21 Ekim 1999 günü saat 09.45 sıralarında Ankara Çayyolu Engürü Sitesi 84.Sokak No:3 sayılı yerde bulunan evinin önünde Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’ya alt park halindeki 06 GK 377 plaka sayılı gri renkli Volkswagen Passat marka otosuna bomba konulması neticesi hayatını kaybetmesi olaylarının kendileri tarafından gerçekleştirildiğini anlattı.
Ferhan Özmen Uğur Mumcu cinayeti hakkında da konuştu.
20 Mayıs 2000 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde alınan ifadesinde Ferhan Özmen Uğur Mumcu cinayetini nasıl işlediklerini şöyle anlattı:
“….. Ben bu olayı herhangi bir kimseden talimat almadan Oğuz Demir ve Necdet Yüksel ile birlikte karar vermek suretiyle gerçekleştirdim. Bu şahıs zaten bütün fikirleri ve kimliği ile herkes tarafından tanınıyordu. Gazete köşesinde ve birçok televizyon programlarında konuşması olup, birçok da kitabı bulunuyordu. Panellerinde ve yaptığı birçok konuşmalarında sistem içerisinde bulunan bazı baskı çevrelerin sözcüsü konumunda olduğunu belli ediyordu. Halkı tabandan değil de tavandan şekillendirmeyi amaçlayan bir çizgisi vardı. Devlet içerisindeki bazı kişilerin sözcülüğünü yaptığını düşünüyordum. Bu eylemi salt son yazı ve araştırmaları ile ilgili olarak yapmadık. Ancak kendisini o güne kadar Atatürkçü olarak tanımlayan fakat benim gerçekten öyle olmadığına inandığım ve de sadece dinimize saldırmayı kendilerine vazife edinmiş bir kesimin sembolü haline geldiğinden böyle bir eylemi seçtik. Çünkü kendisi ve etrafındaki insanlar Atatürkçülük adı altında irtica bahanesiyle dini değerlere saldırıyor ve aşağılıyordu.
Olayda kullandığımız bombayı Oğuz Demir ve Necdet Yüksel ile birlikte yaptık. Harekete ayarlı, mandallı ve bubi tuzaklı bir sisteme bağlı C-4 patlayıcısı içeren bir bomba idi. Bombanın alt kısmında mıknatıs vardı. 12-13 santim çapındaki bu mıknatıs bombayı arabaya tutturmak içindi ancak otonun altındaki metal kaplama paslı olduğu için bu mıknatısı tutmadığını bana Oğuz Demir söyledi. İp ya da misina bağlı olan bombanın ateşleme kısmındaki mandalın harekete bağlı olarak aktiflik kazandırarak patlama olacak şekilde idi.
C-4 ile yaptığımız bu bombayı koli bandı ile bantlı olarak bir poşete sarılı vaziyette olay yerine kadar götürdük. Bombanın patlayıcısının ağırlığı 2 kilo 200 gr. civarında idi. C4 kalıplarının her biri 570 gr. olduğundan hesap ettiğimde 4-5 adet C-4 kullanarak bu bombayı imal ettik.
Uğur Mumcu’nun evinin adresi eski rehberlerde telefon nosu ile birlikte vardı. Gerçi arabası ile ilgili istihbarat ben yapmadım ancak arabasının modeli, evinin yeri ve arabayı park ettiği yer daha önceden görüldü ve bir istihbarat toplandı. Bu bilgiler toplanınca ya da hakkında derlenecek bilgiler tamamlanınca bu olay bizim tarafımızdan hemen eyleme dönüştürülmez. Biz bir kişi hakkında gerekli bilgileri topladıktan sonra zamanı geldiğinde bu bilgiler doğrultusunda en uygun eylem tarzını belirleriz.
Bombayı olaydan bir gün önce akşam 21.30-22.00 sıralarında koyduk. O dönemde Şahin marka bir otomobilim vardı. Bu oto ile Köroğlu Caddesi’nden aşağıya doğru inip taksi durağına gelmeden Oğuz Demir ve Necdet Yüksel isimli arkadaşlarımı bıraktım ve kendim sağa dönüp Karlı sokağa girererek polis kulübesinden ileri geçince sağda durdum.
Necdet Yüksel ve Oğuz Demir bombayı yerleştirip döneceklerdi. Ancak ben otoyu biraz ileriye park ettiğim için onları göremedim ve biraz beklediğim halde gelmeyince ileri devam ederek ileriden geri dönüp geldim.
Arkadaşları sokakta görmeyince eve döndüm. Bir müddet sonra da onlar ticari taksi ile geldiklerini söyleyerek geldiler. Onları benim evimin 300-400 metre ilerisinde karşıladım. Bombayı yerleştirip yerleştirmediklerini sordum, onlarda evet dediler. Bombanın patladığını ve otosunun parçalanarak Uğur Mumcu’nun da öldüğünü Pazar günü saat 15.00 gibi haberlerden duydum.
Biz otoya bombayı bir gün önce yanı Cuma akşamı koyduk. Bomba arabanın üzerinde Cumartesi günü takılı kaldı ve Pazar günü patladı…..” (BELGE-79)

Ferhan Özmen yakalandığında yanında bir çanta vardı.
Polisin yaptığı tespitlere göre çantanın içinde Feramis Yüce adına düzenlenmiş U03-273351 seri numaralı sahte nüfus cüzdanı, Yaşar Akkan adına düzenlenmiş S05-917802 seri numaralı sahte nüfus cüzdanı, Celal Aytufan adına düzenlenmiş D07-066947 seri numaralı sahte nüfus cüzdanı, 196 adet 100’lük Amerikan Doları, 40 adet 50’lik Amerikan Doları olmak üzere toplam 21 bin 600 Amerikan Doları bulundu.
Ferhan Özman Ankara polisine verdiği ifadede çantasından çıkanlar için, “…..Bu nüfus cüzdanlarından birinci sıradaki Feramis Yüce adına kayıtlı olanını ben hatırlamadığım bir zamanda buldum ve üzerindeki fotoğrafı çıkarıp kendi fotoğrafımı yapıştırmak suretiyle pres kaplattım.
Yaşar Akkan ismine kayıtlı olan nüfus cüzdanını da hatırlamadığım bir zamanda bulmuştum. Bunun üzerinde herhangi bir oynama yapmadım. İleride lazım olabilir düşüncesiyle sakladım.
Celal Aytufan adına kayıtlı olan nüfus cüzdanını ise arkadaşım Rüştü Aytufan’ın nüfus bilgileri ile aynı olduğu için muhtardan aldığım ilmühaber ile kendi fotoğrafımı vermek suretiyle bu isim üzerine ancak benim fotoğrafım bulunan bu nüfus cüzdanını çıkardım.
Yakalandığım sırada üzerimde bulunan 21 bin 600 dolar para bana aittir ancak belli bir kısmı Çankaya Yıldız’da bulunan arsamızın istimlak edilen bölümünün belediyeden aldığımız kısmıdır. Geri kalan miktar ise benim daha önce Yıldız’da sattığım dairemin parası idi. Polis tarafından arandığımı ya da takip edildiğimi anlayınca panik halinde bu paramı da yanıma alarak evden ayrılmıştım…” dedi.
Ve sıra geldi can alıcı soruya.
Ferhan Özmen tarafından Ankara Sincan Cimşit köyü Kesiktaş bölgesi Gökkırı mevkiinde bulunan silah, onlara ait mühimmat patlayıcı madde ve patlayıcı yapımında kullanılan malzemeler kimin?
Her şeyden önemlisi de bunlar Türkiye’ye kimler ve hangi yollardan girdi?
Ferhan Özmen Ankara polisine verdiği ifadede bu konuya da açıklık getirdi.
Aramalarda ele geçirilen silah, mühimmat, patlayıcılar ve bomba yapımında kullanılan malzemelerin hepsinin kendine ait olduğunu söyleyen Ferhan Özmen, Selam/Kudüs Ordusu adına yapılacak eylemlerde kullanılmak üzere örgütün merkezi olan İran’dan direk ya da dolaylı yollar kullanılarak değişik zamanlarda ve miktarlarda ulaştırıldığını söyledi.
Ferhan Özmen polisteki ifadesinde ayrıntıları da şöyle anlattı:
“….. Bu eylem malzemeleri bana esas olarak üç parti halinde ulaştırılmıştır. Bu partilerin ilki 1988 yılı içerisinde ve gerçekleştirdiğim ilk eylemden önce Ahmet Davudi isimli irtibatım ile Ankara’da bir buluşmamızda olmuştur. Ahmet Davudi benim yanıma gelerek bir koli içerisindeki C-4, fünyeler, mermiler, Baretta, Makarov, Vizör marka tabancaları bana getirdi. İlk eylemlerimde kullandığım silahlar ve patlayıcılar bu ilk parti ile bana getirilen malzemelerin içinde idi.
İkinci parti patlayıcı ve silahlar ise 1990-91 yıllarında Behzat isimli irtibatımdan teslim aldım. Bu şahıs ile İstanbul ilinde Güngören ya da hatırladığım kadarıyla Bağcılar semtinde buluştuktan sonra kendisi yanımdan ayrılıp bir müddet sonra Renault marka steyşın model bir oto ile yanıma geldi. Yanıma geldiğinde ise yukarıda yazılı askeri malzemelerin bir kısmını yanında getirdi. Daha sonra bu oto ile kendisiyle birlikte Ankara’ya geldik. Teslim aldığım malzemeyi evimizin kömürlüğünde sakladım.
Üçüncü parti silahları temin ederken ise 1997 yılı ile 1998 yılı arasında yine Behzat dediğim İranlı şahıs ile Ankara’da buluştum. Kendisine ait Tempra marka otosuyla Van iline giderek orada kaçakçı olduğunu söylediği bazı insanlarla irtibat kurduk. Bu kaçakçılar ile Van ilinin merkezinde bir caminin yanında buluşup eski bir otele gittik. Bizden başlangıçta 6-7 bin dolar kadar bir para istediler ancak Behzat bu parayı fazla buldu ve aralarında pazarlık yaptılar. Kaça anlaştıklarını bilmiyorum. O günün akşamına aynı caminin yanında buluşarak kaçakçıların birlikte geldiği otodan kendi otomuza aktarmak suretiyle teslimatı yaptık. Daha sonra ise Behzat ile birlikte Ankara’ya döndük.
Bunların dışında 1999 yılının içerisinde Necdet Yüksel isimli arkadaşımı İstanbul’a göndererek daha önce bana irtibatlarım tarafından ismi ve telefonu verilen ve Feridun diye hatırladığım bir şahıstan TNT, bir miktar C-4, Lav Silahları, Fünyeler, Tabanca ve Fitil getirmesini sağladım. Necdet Yüksel İstanbul’a yalnız gitti ancak oradan dönüşte bu malzeme ile birlikte Oğuz Demir’in Brodway marka 34 YM 4140 oto ile yanında Oğuz Demir de olduğu halde döndüler. Yukarıdaki listede yer alan Lav silahlarının bir kısmı ise daha evvel gittiğimiz Van ilinden teslim almıştık. Geri kalan kısmı ise bu arkadaşlar tarafından İstanbul ilinden getirildi.
Nasır isimli İranlı irtibatım bir defasında bana telefon ederek beni İstanbul’a davet etti ve bana vermiş olduğu telefon ile haberleşmek suretiyle İstanbul Aksaray’da kendisiyle buluştuk. Burada bana içerisinde birisi küçük ikisi büyük üç adet Uzi marka otomatik tabanca ile 200 adet mermi olan bir çanta verdi. Bu silahlar sökülmüş şekilde idi. Ben bu silahları kendisinden alarak Ankara’ya döndüm.
Polis operasyonları başladıktan sonra Necdet Yüksel’e bu Uzi marka silahların namlularını da atması talimatını vermiştim. Çünkü bu silahlar bana Nasır vasıtasıyla gelmişti. O şahsa pek güvenmediğim için daha önce bir olayda kullanılmış olabilir diye düşündüm. Çünkü İstanbul’da öldürülen biri bayan iki İranlı şahsın Nasır ve Hasan Said isimli şahıslar tarafından öldürüldüğünü düşünüyordum. Öğrendiğim kadarı ile Necdet Yüksel benim talimatım üzerine bu silahların namluların baraja atmış.
Yukarıda miktarı ve cinsi yazılı bulunan patlayıcılar ile bomba malzemeleri ve silahların hangilerinin ne zaman ve ne miktarda elime ulaştığını net olarak hatırlamıyorum. Zaten elimdeki malzemenin cins ve miktarı ile ilgili bir envanter tutmadım. Ancak ben bu malzemelerin hiçbirisini kendi paramla ya da arkadaşlardan para toplamak suretiyle almadım. Bu malzemeler bana Türkiye’de yapılacak olan eylemlerde kullanılmak üzere KUDÜS ORDUSU içerisindeki Türkiye ile ilgili eylemleri organize eden irtibatlarım tarafından ulaştırılmıştır.
Ben bu malzemelerin hepsini bu operasyon başlamadan önce Necdet Yüksel isimli arkadaşıma teslim etmiştim. Kendisi de bu malzemeleri evinin kömürlüğünde saklıyordu. Ben kendisini operasyonlar başladıktan sonra aradım ve elinden çıkarması şeklinde bir beyanım oldu. Hatta ben henüz yakalanmadan önce Sincan’da Jandarmaya ihbar edilmesi üzerine arazide bulunan tabanca ve otomatik tabancaların Necdet Yüksel tarafından atıldığını anlamıştım.
Yukarıdaki listede patlayıcılar ve silahlar dışındaki malzemeler ise bomba yapımında kullandığım araç ve gereçlerdir…..” dedi.

Ferhan Özmen’in bütün ilişkilerini didik didik eden polis, Özmen’in bağlantıları hakkında kesin bilgilere sahip olmak için telefonunu incelemeye aldı.
Ferhan Özmen’e ait bulunan 0 535 775 37 16 numaralı telefonun 01.08.1999 ile 30.04.2000 tarihleri arasında kimlerle görüştüğünün belirlenmesi amacıyla Telekom ve diğer GSM şirketleri ile temas kuruldu.
Ferhan Özmen tutuklanıp Eskişehir Cezaevine gönderildikten sonra 16 Haziran 2000 tarihinde telefon ekstresinde görünen iki numara soruldu. Özmen, kendisine gösterilen telefon numaralarından 030009821319057 ve 0300982120061 No’lu telefonları tanıdı. Ve numaraların Kudüs Ordusu’ndan olan Aziz Bey olarak bildiği kişiye ait olduğunu ve zaman zaman görüştüğünü söyledi. (BELGE-80)
Devamı var…
iletişim: serdarozdeniz@hotmail.com
Yayınlanan bölümler:
Bölüm 1. Bölüm 2. Bölüm 3.Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm 6. Bölüm 7.Bölüm 8. Bölüm 9. Bölüm 10. Bölüm 11. Bölüm 12. Bölüm 13.





