ÇELİK ANLATMAYI SÜRDÜRÜYOR
“Ben Uğur Mumcu’nun otosuna bomba koyularak öldürüldüğünü olaydan sonraki Salı günü basından öğrendiğimi hatırlıyorum. Çünkü evlilik telaşı ve misafirler yüzünden Pazar ve Pazartesi günleri basını takip edemedim.
Daha sonra görüştüğüm Yusuf Karakuş’tan herhangi bir problem çıkmadan bombayı Uğur Mumcu’nun otosuna koyduklarını öğrendim. Benim düğünüm 24.01.1993 tarihinde Fatih İskenderpaşa Camisi altında bulunan camide yapıldığı için olay tarihlerini net hatırlayabiliyorum. Çünkü düğünüme yetişebilmek için özellikle Cumartesi Sabahleyin Ankara’dan ayrıldım. Zaten benim bu suikast işindeki görevim özellikle dil konusunda herhangi bir problem ve sıkıntı yaşanmasını önlemek içindi. Beraberimizde bulunan şahıslardan Muhammed isimli İranlı şahsın Türkçeyi biraz anladığını görünce bu konuda bana fazla bir görev düşmeyeceğini de düşünerek Cumartesi günü yani ayın 23’nde İstanbul’a geldim…”
Ankara polisinin Abdulhamit Çelik’e soruları bununla bitmedi. Polis başka bir tespit üzerinden Uğur Mumcu cinayetindeki bombada kullanılan C-4 maddesinin geri kalan kısmını Murat Filiz’den alarak Mehmet Şahin’e verip vermediğini de sordu. Çelik, Ankara emniyetinde bu konu ile ilgili olarak “…1994 yılının başlarında sırasıyla önce Murat Filiz ve daha sonra da Yusuf Karakuş Tevhid Grubundan ayrılarak HİZBULLAH/İLİM Grubu’na katıldıklarını açıkladılar. Bu iki arkadaşla birlikte Muzaffer Dağdeviren de bizim aramızdan ayrılmışlardı. Bu arkadaşların ayrılmalarının sebebi de Erenköy’de kaçırdığımız şahıslardan sonra kendilerine vaat edilen paranın verilmemesini söylediler. Ancak benim böyle bir para vaadinden haberim yoktu.
Bu şahısların Tevhid grubundan ayrıldıkları duyulunca daha önce kendilerine Uğur Mumcu ve Jack Kamhi’nin suikastlarından önce verilen malzemeler İranlı ajanlar tarafından geri istenmiş ve bu konu bir müddet halledilmeden kalmıştı. Çünkü Yusuf Karakuş’un bu malzemeyi vermek istemediği söyleniyordu.
İranlıların verdiği malzemeleri geri alabilmek için daha önce Erenköy’de kaçırdığımız Şah’ın koruması Abbas Gulamzade’nin olayında gördüğüm Ali… isimli şahıs Selam Gazetesine telefon ederek beni aradı. Yusuf Karakuş ve Murat Filiz ile görüşmek istediğini söyleyerek kendisini bu şahıslara ulaştırmamızı istedi. Ben de kendisi ile Fatih’te Yavuz Selim durağında buluşarak Aksaray’daki Murat Filiz ve Yusuf Karakuş’un birlikte işletmekte olduğu oto yıkama ve oto parkına gittim. Orada Ali… isimli şahsı bırakarak geri döndüm. Mehmet Şahin’in de bu tip bir otoparkı işlettiğini biliyorum.
…..
Bu olaydan birkaç gün sonra Mehmet Şahin beni arayarak Murat Filiz’den bir paket alacağımı ve kendisine vereceğimi söyleyip bana bir buluşma verdi.
Sözleştiğimiz şekilde kendisi ile İstanbul Bağcılar’da bir yer vererek buluştuk. Bu malzemelerin geri alınması meselesinden dolayı Hizbullah/İlim grubuna geçen Murat Filiz ile Mehmet Şahin’in aralarının açık olduğundan dolayı kendisi bu buluşmaya beni de çağırmıştı.
Murat Filiz bir minibüsle buluşma yerine geldi. Ben de minibüse bindim. 50 metre kadar ilerledikten sonra siyah renkli bir poşeti kendisinden teslim alarak indim. Benim gördüğüm kadarı ile bu poşetin içerisinde tavaya benzeyen bir eşya vardı. Ben de bu emaneti aldıktan sonra geri gelerek Mehmet Şahin’e teslim edip oradan ayrıldım. Kendisine teslim ettiğim çantanın içerisindeki tava tipindeki eşyanın içerisinde ne olduğu konusunda kesin bir fikrim olmamakla birlikte oraya Murat Filiz’de kalan ve İranlı ajanlara ait olan patlayıcı maddeleri almaya gittiğimizi biliyorum…”
Abdülhamit Çelik, polislerin sorusu üzerine Uğur Mumcu cinayetine karıştığını söylediği İranlılar hakkında da şu bilgiyi verdi:
…..
“Selam grubu içerisinde İranlı ajanlar tarafından yaptırılan eylemlerde tanıdığım ve isimlerini bildiğim şahıslar;
1- Ali (Nasır) (İran Şah’ın eski koruması olan Abbas Gulamzade’nin kaçırılması olayındaki şahıs) : 30 yaşlarında, ı. 70 boylarında, siyah ve sık saçlı, bıyıksız, seyrek sakallı (köseye yakın), beyaz tenli, ela gözlü, Azeri kökenli, Türkçeye çok yakın dille konuşur, sportif tipi i, 65-70 kg ağırlığında,
2- Ali (Uğur MUMCU olayında Ankara’da bulunan şahıslardan): 25 yaşlarında, kısa boylu, 1.60 boylarında, tahminen 60-65 kg ağırlığında yani zayıf, beyaz tenli, siyah saçlı, Azeri kökenli, Türkçeyi az bilir,
3- Murtaza (Uğur Mumcu olayında Ankara’da bulunan şahıslardan): 25 yaşlarında, 1.60 boylarında, kısa boylu, tahminen 65 kg. Ağırlığında ancak boyu kısa olduğu için toplu duruyor, esmer tenli, kıvırcık ve kumral saçlı, Azeri kökenli Türkçeyi az bilir,
4- Muhammed (Uğur Mumcu olayında Ankara’da bulunan şahıslardan): 25 yaşlarında, 1.65 boylarında, 65 kg ağırlığında, boyuna göre kilosu normal, esmer tenli, siyah saçlı, siyah gözlü, Azeri kökenli Türkçesi iyi konuşur,
Ali (Nasır) isimli İranlı şahsı diğer 3 İranlının sorumlusu olarak biliyorum. Bunların dışında İran’ın İstanbul konsolosluğunda kültür görevlisi olarak çalışan ancak 1995 yılında sınır dışı edilen Mohsen Kargerazad isimli şahsı bana göstermiş olduğunuz fotoğraflar arsından teşhis ettim. Bu şahıs ile konsoloslukta karşılaşıyordum. Farsça gazete ve dergileri almaya gittiğimde kendisi ile konsoloslukta görüşüyordum…”
Abdulhamit Çelik Ankara polisinin sorusu üzerine, İstanbul emniyetinde Uğur Mumcu cinayetiyle ilgisi olmadığı yönünde verdiği ifadenin sorulması üzerine ise, “… İstanbul emniyetince alındığımız ilk günlerde bazı konularda ve isimler üzerinde yanıltıcı beyanlarda bulunup kendimi kurtarmaya çalıştıysam da katıldığım eylemler hakkında bu kadar fazla konu ve delil gün yüzüne çıkmışken bunları saklamaya çalışmanın faydasız olacağı düşüncesiyle sizlere bildiklerimi ve yaptıklarımı anlatmaya karar verdim ancak benim Allah’tan başka kimseden korkum ve af dileğim söz konusu değildir. Yapmış olduğum ve içinde bulunduğum eylem ve faaliyetlerin hesabını sadece Allah’a verme durumundayım ve bu eylemlerimden dolayı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Kanunlarından bir af dileğim ve itirafçı olma isteğim yoktur. Ben bütün bu eylemlerin içinde sadece Allah rızası için samimi olarak bulundum. Eğer benim bu samimiyetimi istismar eden arkadaşlarım olduysa onlarla sadece Allah katında hesaplaşmayı isterim. Sizlere başkaca bir diyeceğim yoktur” dedi. (BELGE-61)

İstanbul emniyetinde Yusuf Karakuş’u hiç tanımadığını söyleyen ve Hizbullah terör örgütü ile yakından ve uzaktan ilgilenmediğini vurgulayarak Tevhid’in bir yayın kuruluşu, derginin ismi olduğunu söyleyen Hasan Kılıç da Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde 13 Mayıs 2000 tarihinde verdiği 22 sayfalık ifadesinde ilginç şeyler anlattı. Kılıç’a göre olaylar şöyle yaşandı:
…..
“Abbas Gulamzade olayından sonra ben yurtdışından an yeni dönmüştüm, tarihini tam olarak hatırlamıyorum. Nasır Takipur (Takizade) isimli şahıs benim evime yanında hanımı olduğunu söylediği bir bayanla geldi. Kendilerini misafir ettim. Yanlarında bir tane spor çanta ve el çantaları vardı. Bir süre sohbet ettikten sonra başka bir odada Nasır Takipur (Takizade) ile birlikte oturduk.
Burada çantasını açtı, çanta içerisinde plastik bir mutfak robotuna benzeyen bir alet vardı ve bunun içerisinde de beyaz renkli plastik patlayıcı olduğunu öğrendiğim hamur kıvamında bir madde bulunuyordu.
Ayrıca bir kül tablasının alt kısmını sökerek içerisinden iki adet fünye diye tanıttığı parça çıkardı. Bunları bana kendisi gösterdi. Bunları ne için getirdiğini sorduğumda önce Jack Kamhi ismini söyleyerek buna suikast yapacaklarını, bu suikastı güçlü bir motosiklet kullanarak yapacaklarını söyledi. Ben bu tip suikastların İran’da sıkça yapıldığını duyuyordum. Ben bunun çok zor bir iş olduğunu ve nasıl yapacaklarını sorduğumda. Bu parçalardan mıknatıslı bir bomba yapacağını ve motosikletle giderken bunu söz konusu şahsın aracına yapıştıracaklarını söyledi. Bunun tehlikeli ve riskli olduğunu söylediğimde kendileri için zor olmadığını söyledi. Ben de daha fazla bir şey sormadım Bu çantanın birkaç gün benim evimde kalıp kalamayacağını sordu, bende kabul ettim. Çantayı bırakıp yanındaki hanımla birlikte evden ayrılıp gittiler. Gitmeden önce de 3-4 gün sonra geleceğini söyledi. Bana söylediği zamanda tekrar tek başına evime geldi. Yanındaki hanımı İran’a gönderdiğini söyledi. Ankara’da gerçekleştirecekleri bir iş için bana daha önce verdiği çantayı aldıktan sonra bu konuda Abdülhamit Çelik’in kendisine yardımcı olup olamayacağını sordu, ben de Abdülhamit Çelik ile konuştuktan sonra cevap verebileceğimi söyledim
Daha sonra Abdülhamit Çelik ile konuştum ve Nasır Takipur (Takizade)’nin yanıma geldiğini, kendisinden Ankara’da bir işi ile ilgili yardım istediğini söyledim. Gidip gidemeyeceğini sordum. Gidebilirim dedi. Daha sonra Nasır Takipur (Takizade) ile Abdülhamit Çelik’i Akademiye çağırdım.
Bunlar benim olmadığım bir zamanda burada buluşarak görüştüler. Ankara’da bu eylemi kime karşı yapacaklarını bana söylemedi. Aralarında sözleşerek daha sonra Ankara’ya gittiklerini biliyorum. Bu buluşmadan 2-3 gün sonra Uğur Mumcu’ya Ankara’da bombalı bir suikast yapıldığını öğrendim. Olayın başında Abdulhamit Çelik ile görüştüğüm için daha sonra kendisine sorma ihtiyacı duymadım….”
Hiç kimse ile Uğur Mumcu cinayeti hakkında konuşmadığını ısrarla vurgulayan Hasan Kılıç sadece ismi geçen iki kişinin buluşmasına aracılık ettiğini, Yusuf Karakuş’un onlarla birlikte Ankara’ya gittiğinden de haberi olmadığını söyledi. (BELGE-62)

Ankara emniyeti Hasan Kılıç ile birlikte Yusuf Karakuş, Talip Özçelik ve Abdülhamit Çelik’e 13 Mayıs 2000 tarihinde çeşitli fotoğraflar göstererek tanımalarını istedi.
İran uyruklu pek çok ismin yanı sıra Hasan Kılıç önemli ili isimden daha söz etti. Kılıç’ın bu konudaki ifadelerine göre, “ … Şu anda bana göstermiş olduğunuz fotoğraflar arasında bulunan ve burada gerçek kimliğinin Sivas ili, Merkez Çiçekli köyü nüfusuna kayıtlı, Mahmut – Sultan oğlu 1964 Sivas doğumlu Ferhan Özmen olarak öğrendiğim şahsı ben Tekin Özmen olarak tanıyorum. Kendisi ile 1989-1990 yılları arasında Selçuk Şanlı vasıtasıyla tanıştım. Kendisi ile İstanbul ilinde önceleri TEVHİD dergisi bürosunda daha sonrada SELAM gazetesi bürolarında kendisi ile görüşmelerim oluyordu. Ankara iline geldiğimde de kendisi ile TEVHİD ve SELAM gazetesi Ankara bürosunda görüşüyorduk. Kendisi de SELAM gurubu içerisinde yer alan bir şahıstır. Kendisini fotoğrafından teşhis ediyorum ve teşhisimde kesinlikle yanılmıyorum…” dedi. (BELGE-63)

ANLATILANLAR İNCELENDİ
Yusuf Karakuş’un verdiği ifadelerden yola çıkan emniyet ve savcılık, anlatılanların doğruluğunu kontrol için keşif yapmaya karar verdi. Olağanüstü güvenlik önlemleri alınan keşif için DGM Savcısı Hamza Keleş ve Zabıt Katibi Mustafa Yıldır ile birlikte Ankara Emniyet Müdürlüğü’nce görevlendirilen Emniyet Amiri Hüseyin Aktaş ve diğer görevlilerle birlikte anlatılan yerlere gidildi.
Yusuf Karakuş’un ifadesinden yola çıkılarak önce Ankara eski otogarına gidildi. Ardından, Ulus Meydanı’ndaki Atatürk heykeline, İranlılar ile buluştukları Hacı Bayram Camii’ne son olarak da Uğur Mumcu’nun aracına bomba yerleştirdiklerini söyledikleri Karlı Sokak’a gidildi.
Yusuf Karakuş’un gösterdikleri yerler çizilen krokilerde işaretlenerek tutanak altına alındı. (BELGE-64)

Yusuf Karakuş’un ifadesine olay yerinde elçilik konutunu korumakla görevli polisleri konuşarak oyaladığı yönündeki ifadeleri üzerine bu kez görevli polisler ile yüzleştirmelerine karar verildi.
Uğur Mumcu cinayetinin meydana geldiği 23 Ocak 1993 ile 24 Ocak 1993 günü görevli bulunan polis memurları olay tarihindeki üniformaları giydirilerek Yusuf Karakuş ile yüzleştirildi. Karakuş yüzleştirme sonunda, “….. Bana gösterdiğiniz polis memurlarından benim olay günü kulübede görüştüğüm ve konuştuğum polis memuru yoktur. Ben bu polis memurlarını gerek sesten ve gerekse fiziki görünüşlerinden tanıyamadım. Ancak benim kulübede bulunan polis memuru ile konuştuğum doğrudur…..” dedi.
Bütün bunları söylemesine rağmen Yusuf Karakuş Uğur Mumcu cinayetinden bir gün önce ve olay günü Karlı Sokak’ta görev yapan polislerden hiç birini teşhis edemedi. Ayrıca ifadesinde konuşarak oyaladığını söylediği polislerden hiç biri böyle bir konuşmanın geçmediğini söyledi. (BELGE-65)

ANKARA’DA OPERASYON
Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde ifadeleri alınan Hizbullah/Selam-Tevhid/Kudüs Ordusu örgütü önemli ölçüde çözüldü. Polis bağlantıları, eylemleri ve en önemlisi örgütün oluşumunu da çözdü.
Hizbullah/Selam-Tevhid/Kudüs Ordusu örgütünün, Uğur Mumcu cinayetinin işlendiği 24 Ocak 1993 gününden bir gün önce yakalanan İslami Hareket örgütü ile hiçbir bağlantısı yoktu.
Polise göre ikisi de İran gizli servisi içindeki Kudüs Ordusu tarafından yönlendirilen ancak birbirlerinden haberdar olmayan radikal İslamcı örgütlerdi.
Hizbullah/Selam-Tevhid/ Kudüs Ordusu örgütünün İstanbul polisi tarafından yakalanarak Ankara emniyetine teslim edilmesinden sonra sorguda anlattıkları bunlar.
Ankara emniyeti, İstanbul emniyeti ve DGM savcılığı ile koordineli olarak yürüttüğü soruşturmada, Uğur Mumcu cinayetinin dışında gerçekleştirilen eylemler hakkında da ayrıntılı bilgi edindi.
İstanbul’da yakalandıktan sonra Ankara emniyetine teslim edilen şüphelilerden Mehmet Şahin, Mehmet Ali Tekin, Talip Özçelik, Abdülhamit Çelik, Muzaffer Dağdeviren, Yusuf Karakuş, Fatih Aydın ve Arif Tarı, Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş’in 14 Mayıs 2000 tarihli yazısı ile Ankara 2. Nolu DGM Yedek Hâkimliği’ne tutuklanmaları istemi ile gönderildi ve aynı mahkemenin 2000/292 D. İş sayılı kararı ile tutuklandı.
Hasan Kılıç ise yeni gelişmeler nedeniyle ek gözaltı süresi verilerek emniyette kaldı. (BELGE-66)

Türkiye’de isimleri yeni ortaya çıkarılan bu radikal İslamcı örgütler için hem İstanbul’da hem de Ankara’da polis geniş bir çalışma başlattı.
Ankara ve İstanbul polisinin çalışması sürüyordu ancak operasyonlar istendiği şekilde ilerlemiyordu. Örgütün bir kısmı yakalanmıştı ama bazı üst düzey isimlere ulaşılmakta zorlanılıyordu.
İstanbul’da yakalanarak Ankara’ya getirilen örgüt üyelerinin sorgularında önemli bilgiler elde eden polis, İstanbul-Ankara arasındaki çalışmalarını ara vermeden sürdürdü. Ankara emniyeti yakalanan örgüt üyelerinden elde edilen bilgilerle teknik takibini genişletmeye karar verdi. Örgütün önemli isimlerinden olan ancak yakalanamayan Tekin kod adlı Ferhan Özmen, Cihan kod adlı Oğuz Demir, Necdet Yüksel, Hakkı Selçuk Şanlı ve bazı isimler için DGM savcılığı kanalı ile mahkemeden gerekli izinler alındı. (BELGE-67)

İstanbul ve Ankara’da başlatılan teknik takiplerde, polisin şüphesini çeken bir olay yaşandı. Teknik takibe alınan bazı telefonlarla çok kısa konuşmalar yapılıyordu. Telefon numaralarını detaylıca inceleyen polis, 47 telefonu yakın takibe almaya karar verdi. Polisin ısrarlı teknik takibine bir süre sonra fiziksel takip de eklendi.
Ferhan Özmen’i adım adım takip eden İstanbul polisi, ankesörlü telefondan yapılan bir konuşmadan, Tekin kod adlı Ferhan Özmen’in Ankara’da bulunduğu belirlenen örgütün askeri kanat sorumlusu Necdet Yüksel ile yaptığı konuşmayı belirledi. Konuşma araziye ekin ekmek üzerine şifreli konuşmaydı.
Polis, yapılan konuşmaları dikkatlice dinliyor, analizler yapıyor ve örgütün üst düzey isimlerini yakalamak için çabalıyordu.
İstanbul polisinin yerini belirlediği Tekin kod adlı Ferhan Özmen İstanbul’dan İran Askeri İstihbarat Kudüs Ordusu merkezini ararken yakalandı.
Takipteki diğer telefondan yeterli bilgiye ulaşamayan polis, 13 Mayıs 2000 günü Ankara-İstanbul yolundaki ankesörlü telefondan yapılan konuşmanın sırrını çözünce önemli bir ipucuna erişiyordu.
Telefondaki kişi karşısındakine “Alkol aldım, çürük dişimi attım. Rahatladım ama ağrım devam ediyor” diyordu.
Polisin çabası telefon görüşmesini yapan kişilerin kimliklerini belirlemeye yetmedi ancak çok önemli bir ipucu elde edilmesini sağladı.
Ankara polisi 14 Mayıs 2000 günü çok önemli bir başarıya imza atacaktı.
Teknik takipteki istihbarat birimleri, bir gün önce Ankara-İstanbul yolundan konuşan kişiyi yeniden dinlemede yakaladılar. Bu kez aynı numarayı Ankara Cebeci’den arayan teknik takipteki kişi, “Ağrı kesici aldım biraz rahatladım. Ama şimdi de sırtım. Sırtım çok ağrıyor. Bana yardım et” diyordu.
Aradan saatler geçti. Sürekli yer değiştiriyorlardı.
Ankara polisi son olarak Ankara Sincan’da hastane karşısındaki ankesörlü telefondan yapılan konuşmayı tespit etti.
Polisin bu tespitinden hemen sonra Ankara Sincan postanesi önüne 34 YM 4140 plakalı Brodway marka otomobil hızla yaklaştı. Postanenin önünde sırt çantası ile duran adam hızla araca binmek istedi.
Çevrede tedbir alan sivil polislerden biri çantalı adamın beline sarılmak istedi ama kendini yerde buldu. Diğer sivil polislerin bir kısmı çantalı adamın üzerine atlarken, bir bölümü de arabayı durdurmak için önüne geçti.
Araba durmadı. Üç sivil polis yaralandı. Hemen yakınındaki tren hattını son anda geçti. Birkaç saniye gecikse o saatte geçen trenle çarpışacaktı. Araç tren yolunu geçip gözden kayboldu.
Diğer polislerin üzerine atlayarak güç bela kontrol altına aldığı çantalı adam ise yerinden kalkamadı. Yakalanan kişi örgütün askeri kanat sorumlusu Necdet Yüksel’den başkası değildi. Kaçan kişi ise örgütün liderlerinden Cihan kod adlı Oğuz Demir’di… (Necdet Yüksel’in Sincan PTT’si önünde yakalanma hikâyesi Gazeteci Adnan Gerger’in İmge Kitabevi’nden çıkan Uğur Mumcu’yu kim öldürdü isimli kitabından alınmıştır.)
Necdet Yüksel yakalanmıştı.
Ankara polisi Necdet Yüksel’in nasıl yakalandığına dair tutanak tuttu.
Bu tutanağa göre, Necdet Yüksel, “yapılan çalışmalarda durumundan şüphe ettiğimiz bir şahsın üzerinde yaptığımız kimlik kontrolünde aslen Sivas ili İmranlı İlçesi Yağmuralan köyü nüfusuna kayıtlı Fevzi-Münire oğlu 1967 Yağmuralan doğumlu Necdet Yüksel olduğu görülmesi üzerine şahıs tarafımızdan yakalanarak tetkik edilmek üzere müdürlüğümüze getirildiğine dair iş bu yakalama tutanağı tarafımızdan tanzimle birlikte imza altına alındı. 14.05.2000” (BELGE-68)

NECDET YÜKSEL KONUŞTU
Sincan’da yakalandıktan sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne getirilen Necdet Yüksel, yakalanarak gözaltına alındıktan 5 gün sonra yani 19 Mayıs 2000 günü emniyette ifade vermeye başladı.
Necdet Yüksel ifadesinin sonunda kendine hiçbir baskı yapılmadığını vurgularken pişmanlık yasasından da yararlanmak istediğini söyledi.
Necdet Yüksel artık bir itirafçıydı.
Necdet Yüksel, 1967 yılında Sivas ili İmranlı ilçesi Yağmuralan köyünde doğduğunu, ilkokulu Ankara Mamak Boğaziçi İlkokulu’nda, ortaokulu Üreğil Ortaokulu’nda, liseyi ise Mamak Lisesi’nde bitirdiğini söyledi.
Liseden sonra maddi olanaksızlıklar yüzünden inşaatlarda çalışmaya başladığını söyleyen Yüksel, 1987 yılında Açık Öğretim Fakültesi iş İdaresi bölümünü kazandığını ancak 1994 yılında askere gidinceye Açık Öğretim Fakültesi’ni bitiremediğini belirtti. 1996 yılından askerden döndükten sonra 1997 yılı başlarına kadar boşta gezdiğini vurgulayan Necdet Yüksel, 1998 yılı Eylül ayında evlendiğini, iki yaşında bir kızı olduğunu ve geçimini inşaatlarda çalışarak sağladığını anlattı.
Necdet Yüksel yasa dışı Selam/Tevhid/Kudüs Ordusu ile tanışmasını 19 Mayıs 2000 günü poliste verdiği ifadesinde şöyle anlattı:
…..
“….. Ben 1989 yılında liseyi bitirip üniversite sınavları için hazırlandığım bir dönemde (ifadesinin özgeçmişi bölümünde liseyi bitirip 1987 yılında açık öğretim Fakültesi’ni kazandığını söyleyen Özmen, nedense burada liseyi 1989 yılında bitirdiğini söylüyor) Ankara ili Bahçelievler semtinde bulunan, şu an ismini ve adresini hatırlayamadığım bir spor salonunda Tekvando sporu ile uğraştığım bir sırada ismini Tekin olarak bildiğim daha sonradan gerçek isminin Ferhan Özmen olduğunu öğrendiğim bir şahıs ile tanıştım.
Bu dönemde kendisi Konur Sokak’ta bulunan bir elektrikçi dükkânında çalışıyordu. Tanışmamızdan sonra kendisi ile haftada birkaç kez görüşmeye başladık. Kendisi de benim gibi tekvando sporu ile ilgileniyordu. Tanışmamızdan sonra kendisi ile birlikte spor yapmaya gidiyorduk. Bu arada baş başa olduğumuz dönemlerde de sohbet ediyorduk. Sohbetlerimiz sırasında genel olarak tüm konulardan konuştuğumuz gibi ağırlıklı olarak İslami konularda ve Müslümanların durumları hakkında konuşuyorduk…..”
Ferhan Özmen’in çeşitli dini kitaplar vererek okumasını istediğini söyleyen Necdet Yüksel, daha sonra da Kınıklıoğlu İnşaat firmasının muhasebe bölümünde temizlik ve getir götür işi verdiğini söyledi. Bir süre sonra işyerinde izin alarak Ferhan Özmen ile birlikte İstanbul’a gittiklerini belirten Yüksel, Ferhan Özmen aracılığı ile burada Hasan Kılıç, Mehmet Şahin, Abdülhamit Çelik ve Selçuk Şanlı ile tanıştırdığını anlattı.
20 gün sonra yeniden Ankara’ya döndüklerini anlatan Necdet Yüksel, Ankara’da tekvando salonunda Ferhan Özmen’in daha sonda kod adının Cihan olduğunu öğrendiği Oğuz Demir ile tanıştırdığını, spor sonrası birlikte dini sohbet ettiklerini anlattı. Bir süre sonra sohbetlerde Ferhan Özmen’in bazı konularda kitap okumanın yeterli olmadığını, bir takım pratik faaliyetlerde bulunulması gerektiğini söyledi. Bu sohbetlerin birinde hac kotası nedeniyle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tutumunu eleştiren Ferhan Özmen’in eylem yapma teklifini kabul ettiğini söyleyen Necdet Yüksel, 18 Haziran 1990 günü Ferhan Özmen’in getirdiği kitap şeklindeki bombayı Diyanet İşleri Başkanlığı Kitabevi’nin raflarından birine bıraktıklarını, bombanın patladığını ve 10 kadar kişinin yaralandığını öğrendiklerini söyledi.
1991 yılı başlarında çalışmakta olduğu inşaat şirketinden ayrıldığını, Ferhan Özmen’in ayrılmasından sonra kendisine her ay 400 dolar para yardımı yaptığını anlatan Necdet Yüksel, bir sohbet sırasında Ferhan Özmen’in mevcut durumda bundan fazla faaliyet göstermenin mümkün olmadığını, İran’a giderek eğitim almaları gerektiğini, bunun içinde pasaport çıkartması gerektiğini anlattığını vurguladı. Teklifi kabul ettiğini, ailesine ise Mısır’da bulunan El Ezher Üniversitesi’ne gideceğini söylediğini anlatan Yüksel, yine Ferhan Özmen’in teklifi ile Sivas’a pasaport almak İçin Oğuz Demir ile birlikte gittiklerini söyledi.
Sivas’tan iki günde pasaportlarını aldıklarını belirten Necdet Yüksel, Ferhan Özmen’in verdiği paralar ile yine onun tarif ettiği yoldan karayolu ile 14 Ağustos 2001 günü Gürbulak sınır kapısından İran’a geçerek Tahran’a gittiklerini ve Ferhan Özmen’in verdiği telefon numarasını arayarak Muhammed veya Mehmet isimli şahsı aradıklarını söyledi. Aradıkları telefon numarasından ismi verilen kişiye ulaşamadıklarını belirten Özman, Türkiye’de bulunan Ferhan Özmen’i arayarak durumu ve bulundukları noktayı bildiklerini, öğleden sonra az Türkçe konuşan iki İranlı’nın gelerek kendilerini Tahran’da bir otele götürdüğünü anlattı.
Yanlarına gelen giden olmadığı için Oğuz Demir ile birlikte Tahran’da gezdiklerini söyleyen Necdet Yüksel, kendilerini otele yerleştiren iki şahsın 4-5 gün sonra otele gelerek kendilerini Kuzey Tahran’da bulunan askeri bir bölgeye götürdüklerini, buranın otomobil ile yaklaşık olarak 30-40 dakika kadar sürdüğünü anlattı. Bölgenin çevresinde askeri nöbetçiler bulunduğunu ancak kendilerinin bulunduğu bölgenin yakın çevresinde kendilerinden başka kimse olmadığını söyleyen Yüksel, tek katlı bir evde kendisi, Oğuz Demir ve kendilerini karşılamaya gelen ismini sonradan Kasımi olarak öğrendiğim şahısla birlikte kaldıklarını anlattı.
İlk 4-5 gün kadar tanımadıkları İranlı şahıslar nezaretinde sabahları spor yaparak eğitime başladıklarını anlatan Necdet Yüksel, sabah koşusundan sonra kahvaltı yapıldığını, daha sonra dersler verildiğini, derslerin silah, patlayıcı, tahrip ve yakın dövüş teknikleri üzerine olduğunu söyledi. Silah dersinde uygulamalı olarak Simitwesson, Browning, Baretta, Uzi, Kaleşnikof gibi silahlar tanıtılarak atış yaptırıldığını belirten Özmen, patlayıcı dersinde ise fünyeler, plastik patlayıcılar, (TNT, C-4) ile kimyasal olarak elde edilen patlayıcılar hakkında bilgi vererek küçük parçalar halinde denemeler yaptırıldığını söyledi. Genellikle zaman ayarlı bomba yapımı konusunda detaylı olmayan bilgiler ve bağlantı şekilleri konusunda bilgiler verildiğini sözlerine ekleyen Yüksel, tahrip dersinde verdikleri bilgilerin harabe bir binada uyguladıklarını söyledi.
Bunların haricinde bir kez RPG-7 roket attırdıklarını anlatan Necdet Yüksel, eğitimlerinin yaklaşık bir ay kadar sürdüğünü, sonunda eğitimlerinin bittiğini söyleyerek Tahran’a otomobil ile getirdiklerini buradan da biletlerini alarak otobüs ile Türkiye’ye gönderdiklerini anlattı.
21 Eylül 1991 günü Gürbulak sınır kapısından Türkiye’ye giriş yaparak Oğuz Demir ile birlikte Ankara’ya geldiklerini, 2-3 gün sonra Ferhan Özmen ile Ulus semtinde bir diş laboratuvarında görüştüklerini söyleyen Yüksel, Özmen’in aldıkları eğitim hakkında sorular sorduğunu, kendisinin de anlattığını söyledi.
Normal yaşantılarına devam ettiklerini söyleyen Necdet Yüksel, Oğuz Demir ve Ferhan Özmen ile zaman zaman biraraya geldiklerini, Ferhan Özmen’in sorumluları olduğu için eylemlerden bahsettiğini, alınan kararı bildirdiğini ancak konuşulması gereken detayları daha sonra ayrı ayrı olarak görüştüğünü anlattı.
Kendisinin eylemlerin istihbaratından sorumlu olduğunu söyleyen Yüksel, teknik konularla ise daha çok Oğuz Demir ve Ferhan Özmen’in ilgilendiğini söyledi.
20 Aralık 1991 günü Hürriyet Gazetesi Ankara Bürosu önünde bulunan çöp bidonuna, Hindistan Büyükelçiliği’ne ait otoya bomba konulmasına, 7 Mart 1993 günü İsrail Büyükelçiliğine ait otoya bomba konulması ve elçilik görevlisi Ehud Sadan‘ın öldürülmesi eylemine, 1994 yılında Yugoslavya Büyükelçiliğine ait otoya bomba konulmasına, yine aynı yıl Musevi Cemaati Başkanı Prof. Yuda Yürüm‘e ait otoya bomba konulmasına, 21 Ekim 1999 günü Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı‘nın bombalı suikast sonucu öldürülmesine katıldığını itiraf eden Necdet Yüksel, İran’a eğitim amacı ile ikinci kez gidişini ise şöyle anlattı:
…..
“…..1999 yılı başlarında Ferhan Özmen ile yaptığımız bir görüşmede, hem gezmek hem de edindiğimiz bilgileri tekrarlamak açısından ikinci kez İran’a gidip burada tekrar eğitim görmemiz gerektiğini söyledi. Bu geziye Oğuz Demir, Ferhan Özman ve ben birlikte gidecektik. Oğuz Demir İstanbul ilinde olması sebebiyle kendisi ile irtibata geçilerek durum Tekin Özmen tarafından kendisine anlatıldı. Yine Ferhan Özman bu kez her birimizin ayrı ayrı olarak İran’a giriş yapacağımızı, girişlerimiz arasında bir iki gün kadar farkların olacağını söyledi. İran’da gerekli irtibatı sağlayabilmek için bize verilen telefon numarasını arayarak çıkışımızı ve İran-Tahran şehrine gittikten sonra da yine aynı numarayı arayarak bu numara ile irtibat sağlayacağımızı, aksilik olması durumunda farklı bir numara olan Mehmet Ali Akbulut’a ait iş yeri telefonunu arayarak gerekli irtibatı sağlayabileceğimizi Ferhan Özmen bana bildirdi. Bunun üzerine yaklaşık olarak bir ay kadar sonra Sivas Emniyet Müdürlüğünden almış olduğum pasaportumun süresini uzatmak üzere Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne müracaatta bulundum ve pasaportumun süresini uzattırdım.
1999 yılı Nisan ayında önce Ferhan Özmen Ankara’dan hareket ederek Gürbulak sınır kapısını kullanarak İran’a geçiş yaptı. Ferhan Özmen İran’a gittikten sonra Oğuz Demir İstanbul ilinden Ankara’ya gelerek İran’a gitmek üzere hareket etti. Yine aradan iki üç gün kadar geçtikten sonra bende Ankara’dan otobüs ile önce Doğubeyazıt ilçesine oradan da Gürbulak sınır kapısını kullanarak İran’a geçiş yaptım.
İran’a giriş yaptıktan sonra bana verilen telefon numarasını arayarak beni karşılayacak insanlarla irtibata geçmeye çalıştım ancak bunda muvaffak olamadım. Bunun üzerine bana verilen Mehmet Ali Akbulut isimli şahsı telefon ile arayarak durumumu kendisine izah ettim, yerimi kendisine bildirdim. Bir müddet sonra ismini Mehmet Ali Akbulut olarak bildiğim şahıs gelerek beni bulunduğum yerden aldı, yakında bulunan bir mescitte benim beklememi istedi ve kendisi ayrıldı.
Bildiğim kadarı ile diğer ilgili şahıslar ile irtibat kurarak bizim buluşmamızı sağladı. Bir müddet sonra tanımadığım İranlı bir şahıs ile birlikte Oğuz Demir gelerek beni bulunduğum yerden aldılar. Buradan sivil bir taşıt ile Tahran’ın kuzeyinde bulunan bir villaya götürüldüm. Biz villaya gittiğimizde Ferhan Özman de burada bulunuyordu. Burada ben, Oğuz Demir ve Ferhan Özmen ile bir1ikte bir hafta on gün kadar süre ile eğitim yapacağımız alanın ayarlanması için beklemek zorunda kaldık. Bu sürenin sonunda Ben, Ferhan Özman, Oğuz Demir, Hadimi ve otoyu kullanan İranlı şoför ile birlikte Tahran’a yaklaşık 800 kilometre uzaklıkta bulunan tepe üzerine kurulu bir alana giderek burada eğitimlerimize başladık. İlk aldığım eğitimde olduğu gibi silahlar, tahrip, bomba yapımı, fitiller, spor ve mayın konularında dersler görmeye başladık. Silah dersinde; Brovning, Baretta, MP-5, Biksi, Kanas, Kaleşnikof gibi silahları göstererek bu silahlar ile muhtelif sayılarda atış yaptırdılar. Tahrip dersinde; beton kolonlara yönelik olarak yapılacak tahribin daha fazla olması için matematiksel hesaplamalar ile patlayıcının kolonlara bağlanma şekilleri ile ilgiliydi.
Bomba yapımı dersinde; basit bomba düzenekleri, TNT, C-4 ve kimyasal karışımdan elde edildiği söylenen Compoze A ve Compoze B isimli patlayıcılar hakkında genel bilgiyi içeriyordu.
Fitiller dersinde; fitil çeşitleri ve kullanım şekilleri hakkında bilgi verildi. Mayın dersinde; motorize araçlara yönelik olarak kullanılan anti tank mayınının ateşleme tertibatının üzerinden çıkarılması gibi konular işlendi ve bir fünye yardımı ile anti tank mayını patlatılarak tahrip gücü gösterildi. Derslerde bahsedilen konular yüzeysel ve ilk aldığım eğitim dönemindeki konular ile aynı başlıkları içeriyordu.
Burada bizim talebimiz üzerine yüzme sporunu da yapmaya başladık ancak benim kulağımdaki rahatsızlığımdan dolayı bu derslere katılamadım. Diğer eğitimlerde de kulağımdaki hassasiyetten dolayı uygulamalı derslerin bir kısmına katılamadım.
Buradaki eğitimimiz yaklaşık olarak bir buçuk ay kadar sürdü. Eğitim yaptığımız bölgeden Tahran şehrine döndük. Burada benim kulağımdaki rahatsızlık için tedavi işlemlerim başladı. Tahran’da bulunan sivil bir hastanede yaklaşık bir hafta kadar tedavi gördüm. Tedavi süresince Ferhan Özmen, Oğuz Demir ve ben misafirhaneye benzer bir yerde kalıyorduk. Ben hastanede tedavimi yaptırdığım sırada Ferhan Özdemir ve Oğuz Demir misafirhanede kalıyorlardı. Burada bulunduğumuz süre içerisinde bizimle Hadimi isimli İranlı şahıs ilgileniyordu. Bu sürenin sonunda geldiğimiz gibi teker teker Türkiye’ye dönmeye başladık. İlk önce Oğuz Demir, daha sonra ben 18 Haziran 1999 günü Türkiye’ye Gürbulak sınır kapısını kullanarak giriş yaptım, son olarak ta Ferhan Özdemir Türkiye’ye döndü…..”
Necdet Yüksel’in katıldığı eylemler arasında polis için en önemlilerinden biri hiç kuşkusuz gazeteci Uğur Mumcu cinayetiydi. Necdet Yüksel 19 Mayıs 2000 tarihinde polise verdiği 18 sayfalık ifadede Uğur mumcu cinayetini ayrıntılarıyla şöyle anlattı:
“….Bu eylemi gerçekleştirme düşüncesi ilk olarak 1992 yılının ortalarında gündeme Tekin (K) Ferhan Özmen tarafından getirildi. Bu dönemde Uğur Mumcu İslam’a yönelik hakaret türü laflar sarf ederek, dini aşağılayıcı, tahrik edici konuşmalar yapıyordu. Aynı dönemde başörtüsü ile ilgili konuşmalarından dolayı da dikkatimizi çekiyordu. Bu hareket ve tavırlara sessiz kalınmayacağını göstermek amacı ile Uğur Mumcu’ya yönelik eylem kararı alındı.
Bu kararı Tekin (K) Ferhan Özmen, Cihan (K) Oğuz Demir ve ben birlikte aldık. Aldığımız bu karar doğrultusunda ben ve Oğuz Demir ile birlikte istihbari çalışmalar yapmaya başladık. İlk olarak Kültür Sanat Etkinlikleri ile ilgili ilan ve yayınları takip ederek Uğur Mumcu’nun katılımcı olduğu bir toplantıyı araştırmaya başladık. Bir müddet sonra kendisinin Ulus semtinde bulunan 100. Yıl Kültür Merkezi Konferans salonunda konuşmacı olarak bir toplantısının olduğunu öğrendik. Toplantının yapılacağı salona Oğuz Demir ile birlikte giderek, Uğur Mumcu’nun konuşmasını takip ettik. Toplantı bitiminden kısa bir süre önce salondan çıkarak kendisinin çıkışını rahatlıkla görebileceğimiz bir yerde beklemeye başladık. Toplantı sonunda Uğur Mumcu çevresinde kalabalık bir grup ile birlikte salondan çıktı. Bunun üzerine Oğuz Demir yanımdan ayrılarak yolun karşı tarafından Uğur Mumcu’yu takip etmeye başladı.
Oğuz Demir kalabalıktan dolayı Uğur Mumcu’yu takip edemeyecek duruma geldi. Bunun üzerine ben Uğur Mumcu’yu takip ederek Stat Oteli açık oto parkına bırakmış olduğu aracına binerken ve araç ile oto parktan ayrılırken araç içerisinde kendisini görerek plakasını tespit ettim. Burada bir müddet bekledikten sonra Oğuz Demir ile buluşarak evlerimize dağıldık. Aynı gün akşam saatlerinde Uğur Mumcu’nun evini tespit edebilmek için telefon rehberinden Uğur Mumcu’nun ev adresini bulduk ve Oğuz Demir ile birlikte adrese giderek plakasını tespit ettiğimiz aracın evin önünde olup olmadığına baktık. İlk gittiğimiz akşam plakasını tespit ettiğimiz aracı evin önünde göremedik. Daha sonra bir hafta süre ile sabah ve akşam saatlerinde bu adresi kontrol ederek plaka tespiti yaptığımız otonun bu adrese geldiğini tespit ettik.
Evi tespit ettikten sonra zaman zaman burayı sabah ve akşam saatlerinde kontrol etmeye başladık. 1993 yılının hemen başında yapmakta olduğumuz kontrolleri biraz daha sıklaştırdık. Akşam saat: 20.30 sıralarında Oğuz Demir’e ait şu an marka ve modelini hatırlayamadığım bir oto ile Uğur Mumcu’ya ait evi ve otoyu kontrol etmek için gittiğimizde, otonun evin önünde park halinde olduğunu, havanın sisli olduğunu ve soğuk olması nedeni ile taksi durağının ve polis kulübesinin camlarının buhardan kapalı olduğunu gördük.
Oğuz Demir hava şartlarının eylem için çok müsait olduğunu söyleyerek Ferhan Özmen’i bulup eylemi bu gün yapalım diye teklifte bulundu. Bunun üzerine Ferhan Özmen’in evine giderek durumu kendisine izah ettik.
Eğer malzeme temininde bir problem yoksa eylemi bu gün yapmak istediğimizi söyledik. Ferhan Özmen de bulunduğumuz oda içerisinde hatırladığım kadarı ile kütüphanenin altından çıkarmış olduğu bomba malzemelerini kullanarak Oğuz Demir ile birlikte bombayı hazırladılar. Eylemin ne zaman yapılacağına karar verilmediğinden bomba henüz hazır değildi. Sadece C-4 patlayıcısından oluşan hamur haline getirilmiş ve koli bandı ile sarılmış patlayıcı hazırdı. Yarım saat içerisinde gerekli bağlantıları yaparak bombayı hazır vaziyete getirdiler. Hazırlanan bombayı bir poşet içerisine koyarak 23 Ocak 1993 günü Ferhan Özmen’e ait Tofaş marka bir oto ile Uğur Mumcu’nun ikamet etmekte olduğu Karlı Sokak’a doğru hareket ettik.
Akşam saat: 21.30 sıralarında Oğuz Demir, Ferhan Özman ve ben Köroğlu Caddesi’ni takip ederek Koza Sokak ile kesiştiği köşeden Kırkkonaklar tarafına doğru dönerek 50-100 metre kadar ileride durduk. Burada otoyu park ederek oto içerisinde son bağlantıyı yaptık. Oğuz Demir hazırlanan bombayı alarak benimle birlikte otodan indi. Birlikte Köroğlu Caddesini takiben Çayhane sokaktan aşağıya doğru Karlı sokağa indik. Etrafı kontrol ettikten sonra sürücü kapısı konsolosluk binasına doğru duran ve Uğur Mumcu’ya ait otoya Oğuz Demir yaklaşarak harekete duyarlı olarak yapılan bombayı yerleştirmeye başladı.
Bu arada bende Uğur Mumcu’nun evinin giriş kapısının önünde sırtım eve doğru, yüzüm Uğur Mumcu’ya ait otoya doğru olacak şekilde etrafı seyretmeye başladım. Oğuz Demir’in bombayı yerleştirmesi yaklaşık iki dakika kadar sürdü. Hatırladığım kadarı ile bir aksaklık çıkmıştı. Bombayı yerleştirdikten sonra Karlı Sokağı takiben Koza Sokağına çıktık. Bizi otoda bekleyen Ferhan Özmen’in bizi alması gerektiği yerde olmadığını gördük. Bir olumsuzluk olduğu düşüncesi ile bir ticari taksiye binerek Ferhan Özmen’in evine yakın bir noktada indik. Ferhan Özmen’in evinde yaptığımız görüşmede, bombayı koymak için çok zaman harcadığımızı ve yakalandığımızı düşündüğünden bizi bekleyemeden ayrıldığını söyledi. Bu görüşme sırasında saat: 22:30 civarında idi. Buradan hepimiz evlerimize ayrıldık.

Ertesi gün yani 24 Ocak 1993 günü sabah saatlerinde medyada yaptığımız eylem ile ilgili herhangi bir haber geçmeyince Oğuz Demir ile telefon ile irtibat sağlayarak buluştuk. Uğur Mumcu’nun evinin olduğu sokağa giderek koyduğumuz bombanın neden patlamadığına bakmak için Çayhane Sokak’tan yukarıya doğru Karlı sokağa giderken karlı sokağın girişinde polislerin olduğunu ve bombanın patladığını anladık. Ve buradan direk Köroğlu sokağa çıkarak bulduğumuz en yakın postaneden Ferhan Özmen’e telefon açarak konunun olumlu olduğunu kendisine söyledik. Daha sonra Medyadan Uğur Mumcu’nun öldüğünü duyduk. Uğur Mumcu eyleminden bir gün sonra Ferhan Özmen ve Oğuz Demir ile bir araya gelerek eylemi değerlendirdik. Eylemin fiilen yani bombanın patlaması açısından başarılı olarak değerlendirildi. Siyasi açıdan değerlendirilebilmesi için biraz zamana ihtiyaç olduğu şeklinde görüşler beyan edildi…..” (BELGE-69)
Devamı var...
iletişim: serdarozdeniz@hotmail.com
Yayınlanan bölümler:
Bölüm 1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm 6. Bölüm 7. Bölüm 8. Bölüm 9. Bölüm 10. Bölüm 11. Bölüm 12.





