PATLAYAN NEYDİ?

Buraya kadar, Uğur Mumcu’nun aracına konan bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetmesiyle ilgili iki önemli konuda resmi kaynakların izlediği yolu anlattım.

Olaydan sonra DGM savcılarının gelişi, otopsi bulguları ve emniyete götürülen Mumcu’nun aracının incelenmesi sonucu hazırlanan raporlarda patlayıcının nasıl yerleştirildiğine dair ulaştıkları sonuçları yazdım.

Bugün hala tartışılan patlayıcıların yerleştirilmesi konusundaki görüşlere elbette saygı duymak gerekir. Yine de eldeki delillerin söylediklerine de kulak kabartmak şart.

Bir patlama oldu.

Uğur Mumcu’nun aracının altında meydana gelen patlamanın nasıl gerçekleştiği konusunda da az buçuk fikir sahibi olduk.

Şimdi gelelim patlamaya.

O kadar şiddetli patlamaya neden olan şey neydi?

Bunun için başvuracağımız ilk kaynak elbette olaydan sonra toplanan deliller üzerinde emniyetin yaptığı incelemeler.

Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez Kriminal Polis Laboratuvarı’nda Kimya Yüksek Mühendisi Ertan Seven ile Kimyager Kezban Gökdemir, olay yerinden toplanan deliller üzerinde çeşitli inceleme ve testler yaptı.

27 Ocak 1993 tarihinde hazırladıkları rapora göre şu sonuçlara vardılar:

…..

“Yapılan bu test ve incelemeler sonucu; söz konusu bulgularda patlayıcı maddelerden RDX ( Cyclotrimethylenetrinitramin) kalıntıları olduğu tespit edilmiştir.

RDX, yüksek güçlü patlayıcı maddelerden olup genel olarak “Plastik Patlayıcılar” diye tabir edilen patlayıcı maddelerin bileşiminde bulunan esas patlayıcılardan birisidir. Söz konusu olayda RDX dışında başka bir patlayıcı madde kalıntısı bulunamamış olması, bu olayda, bileşiminde patlayıcı madde olarak yalnızca RDX’i bulunduran plastik patlayıcılardan (C-4 veya Composition-A gibi) birinin kullanılmış olabileceği kanaatini oluşturmuştur.” (BELGE-12)

Peki nedir bu RDX ve kimler üretir?

Orijinal adı                    : Cyclotrimethylenetrinitramin.

Kimyasal formülü         : C3H6N6O6

Erime noktası                : 204 0C

Patlama ısısı                  : 1439 kilokalori/kg

Patlama hızı                   : 8750 metre/saniye

Çarpma hassasiyeti        : 7.4 Nm

Sürtünme hassasiyeti    : 12 kp pistol load.

Özetle RDX dünyada genellikle askeri amaçlarla kullanılan çok etili bir plastik patlayıcıdır.

İçinde RDX bulunan plastik patlayıcılar, dünyada belirli ülkeler tarafından üretiliyor. Üretim sırasında RDX’e eklenen diğer maddelerle elde edilen bileşim de plastik patlayıcının ismini oluşturuyor. Etken madde ve RDX karışımı da üretici ülkeyi belirliyor.

Örneğin, Uğur Mumcu cinayeti için emniyet yetkililerinin de kabul edip açıkladı iki plastik patlayıcı var.

Bunlardan biri C-4, diğeri ise Composition A.

Emniyet yetkililerine göre uluslararası standartlarda Composition A’nın içinde yüzde 96 RDX, yüzde 9 oranında da balmumu bulunuyor.

Composition A’nın üretici ülkesi de GB yani İngiltere.

Gelelim pek çok olayda ismini duyduğumuz C-4’e.

Uluslararası literatüre göre, C-4’ün içinde yüzde 91 oranında RDX, yüzde 2,1 oranında poliisobütülen, yüzde 1,6 oranında mineral yağ ve yüzde 5,3 oranında da Di-2-Ethylhexylesebakat bulunuyor.

C-4’ün üretici ülkesi ise ABD yani Amerika Birleşik Devletleri.

Buna benzer Composition A-4, Composition CH-6, Hexastit 95/5, Kohitsu, Pbx-9407 veya Pva-4 gibi 28 çeşit plastik patlayıcı var. Ama özellikle başta belirttiğim gibi neredeyse tamamı askeri amaçla kullanılıyor.

Kimyasal tahliller sonucu plastik patlayıcıda hangi bileşenlerin olduğunu bulmak mümkün. Bu yolla da hangi ülkenin ürettiğine erişmek de.

Ancak bundan sonrası muamma.

Çünkü ordularda kayıt altında tutulabilen plastik patlayıcılar bunun dışında tamamen kontrolsüz. Uluslararası silah kaçakçılığının geldiği boyutları da düşünecek olursak, üretildiği ülkeyi bulmak, patlayıcıyı kimin kullandığına ulaşmada pek bir işe yaramıyor. 

Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez Kriminal Polis Laboratuvarı bomba ve kimya uzmanları Uğur Mumcu cinayetinde kullanılan plastik patlayıcıları varsayım olarak söylerken, Türkiye’de meydana gelen bu tür olaylarda bombaların nereye konduğuna, bağlantısına ve ateşleme düzenine göre de bir sıralama yaptılar.

Bu bilgilere göre, motor bloku üzerine yerleştirilen bombanın bağlantısı dinamo olurken, elektrikli ateşleme düzeneği kullanılıyor. (BELGE-13)

Uğur Mumcu cinayetinden sonra benzer olayları araştıran emniyet yetkilileri, Milli Bomba Merkezi kayıtlarını da incelediler. Milli Bomba Merkezi kayıtlarına göre hazırlanan listeye göre, içinde RDX kullanılan plastik patlayıcı kullanılmış olaylar çok değildi. Yıllar sonra ortaya çıkan yeni deliller o listedeki bazı olaylarında aydınlatılmasında yardımcı oldu. (BELGE-14)

Emniyet uzmanları Uğur Mumcu’nun aracında meydana gelen patlamadan sonra toplanan delillerde RDX bulduklarını ancak plastik patlayıcıyı meydana getiren diğer bileşenleri bulamadıklarını açıkladılar. 

Önceki sayfalarda Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarı Daire Başkanı Muhittin Kaya’nın, 12 Mart 1997 günü Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu’na verdiği bazı bilgileri aktarmıştım. Kaya, deliller üzerinde yapılan incelemede, bulunan RDX’ten başka madde bulamadıklarını söyledi. Ancak ODTÜ Kimya Mühendisliği’nden Prof. Ayhan S. Demir davet edildiği komisyonda, bazı kimyasal testlerle ana maddenin dışında kalan diğer maddelere de ulaşılabileceğini açıklayınca kafalar karıştı.

Çünkü böyle bir sonuç, daha sonda özellikle de radikal İslamcı gruplarda ele geçirilen plastik patlayıcılarla yüzde yüz oranında karşılaştırma yapma olanağı sağlıyordu.

Eğer öyle idiyse bu neden yapılmamıştı?

İşte bu konu gündeme geldiğinde Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarı Daire Başkanı Muhittin Kaya, uzmanlar Ertan Seven, Nafiz Ertuğrul, Yücel Tutkun ile Prof. Ayhan S. Demir 14 Mayıs 1997 günü Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu’nda bir araya geldiler. 

Ortaya çıkan bilimsel tartışma okurken biraz can sıkıntısına neden olsa da bittiğinde en azından delillerin incelenmesi konusunda bir fikir oluşturuyor.

…..

MUHİTTİN KAYA – Şimdi, tabii, bu tereddüttün nereden kaynaklandığını bilemiyorum. Zamanında yapılan çalışmalarda bugün şeyler muhafaza edildi mi bilemiyorum, bir kısmı iade edilir bunların, bir kısmı laboratuvarda olabilir,

…..

 Eğer, bu, RDX’le birlikte gerek bağlayıcı maddeler ve gerekse safsızlıklar mevcut olsaydı, zaten, o analizler rahatlıkla, bilhassa bu kütle spektro cihazında, bunlar rahatlıkla dedekte edilebilecek maddelerdir ki kütle spektronun özelliği de on binde bir oranında dahi olsa, bu oranları dahi, dedekte edebilecek nitelikte bir cihazdır. O bakımdan, bu analizlerin vardığı sonuç bizce kesin ve tartışmasız dır.

…..

Bu olayda, birçok parça üzerinden, artık üzerinde toprak ve çakıl taşları dâhil eksalaksiyon işlemleri yapıldı ve bunların hepsi analize tabi tutuldu; zaten hiçbirinde bulunamadı tek bulduğunuzu şey disk parçası şeklinde yani, disk şeklinde bir metal var, onun üzerinde yapılan incelemeler sonucunda RDX’i bulabildik ve bu da bize gösteriyor ki, kalan patlayıcı artıkların tamamen yandığı, sadece ve sadece esas patlayıcı olan RDX’i tespit edebildiğimiz.

…..

Eğer, patlamamış bir patlayıcı madde elimizde olsa, o çok kolay, onu zaten sık sık yapıyoruz, patlamamış örnek gerekiyor. Bu olayda eğer, patlamamış artıklar kalmış olsaydı, zaten bizim analizlerimiz sırasında, bu, rahatlıkla ortaya çıkacaktı. Yalnız patlama bir yanma olayıdır, yanmadan sonra, yanmamış herhangi bir küçücük parça bir kitle dahi elimize geçseydi, bu eksaksiyon işlemleri sırasında, zaten, cihazlarımızda bu analiz sırasında ortaya çıkacaktı; yalnız, patlayıcı madde infilak ettirildiğinde, hele, bu tür patlayıcılarda, bilhassa, C4 veya TNT gibi patlayıcılarda kolay kolay yanmamış, yani kullanılmamış artık bırakmıyor. Bu, ancak, barut veya gübre kökenli patlayıcılar yapılıyor, onlar, çok yavaş patlayıcılar olduğu için, patlama anında, patlayıcının tamamı yapmayabilir; yani, yanmadan geriye artıklar kalabiliyor, onlarda mümkün; fakat bir C4 veya TNT gibi patlayıcılara kullanıldığında, yanmamış parçacıkların kalması binde bir bile ihtimal değil. Eğer, bu olayda yanmamış parçacık kalsaydı, zaten, bu çok kolaydı, orjine o zaman çok rahat gidebilirdik. Sıkıntı burada, bu da işin tekniği gereği. Yandığı takdirde, sadece ve sadece esas patlayıcıya ait konuları dedekte edebilir cihazlarımız bunun dışındakiler zaten yok; olsa zaten dedekte edecek.

…..

NAFİZ ERTUĞRUL – Şimdi, efendim, bu disk denen şey, mıknatıs; büyük hoporlörlerin arka kısmında bulunan mıknatıs, altı ve üstü metal, arada mıknatıs var. Bunu, bombaya koymuşlar, ilave etmişler ki, arabanın altına kısa sürede kolaylıkla yapıştırmak için, tutmak için, güçlü bir mıknatıs. Bu patladığı zaman, aradaki mıknatıs parçalanıyor, küçük parçacıklara ayrılıyor, disk denen, o yuvarlak daire şeklinde olan bir parça, raporun orjinalinde de resmi vardır. Bu küçük bir örnek, olaydaki değil. Patladığını tahmin ettiğimiz mevcut bombanın maketidir.

ERTAN SEVEN – Ben kaldığım yerden devam ediyorum.

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

ERTAN SEVEN – …..  Hocamız da sanıyorum bu şeye katılacaktır. Elinizde orijinal bir kalıntı olmadığı sürece, kesin oranları tespit etme şansı yok. Eğer, orijinal kalıntı bulunmuş, yakalanabilmiş, bulunabilmiş olsaydı, bu durumda, patlayıcının türünün tespit edilememesi diye bir sorun, laboratuvarımızın analiz olanakları çerçevesinde öyle bir problem yoktu. Yani, biz maddeye ulaşabilmiş olsaydık, şurada gördüğümüz şekilde, çok çok az bir miktarına dahi ulaşabilmiş olsaydık orijinal şekliyle, kesinlikle, bunun C-4 mü kompezeyşın A mı olduğunu belirleme şansımız olabilirdi…..

…..

AYHAN S. DEMİR – Şimdi, iki şey belirteyim ben, başlangıçta size de belirttiğim gibi, aslında, RDX’i bulmak çok büyük başarı, yani, bu tür olaylarda bulmak zor ve laboratuvarı itham yok, öyle bir şey olmadı.

NAFİZ ERTUĞRUL – Yok, biz öyle bir şey düşünmedik, alınamazdık.

…..

AYHAN S. DEMİR – Şimdi, ben raporu okuduktan sonra, raporda belirtilen, C-4, yani, yapılan analiz C-4 veya A kompozisyonu bulundu deniliyor. Şimdi ben bunu okuduğum zaman, aklıma gelen ilk şey, eğer C-4 çok büyük bir tesadüf eseri bulunduysa, mutlaka katkı maddelerinin de bulunmaması için bir neden yok. Ben, o açıdan konuya baktım. Şimdi, öyle olunca, aslında zor RDX’i bulmak. Tabii, burada elde edilecek sonuçta, ne bileyim, bir eğer C-4 ise. Genelde askeri kaynaklı veyahut da diğer katkı maddeleri varsa başka kaynaklı olduğunu bulunabilir. Şimdi, arkadaşın bahsettiği sorun, yanma sonucu çok az bir miktarda. C-4’ün atığı kaldığı şeklinde yanlış anlamadıysam.

MUHİTTİN KAYA – Yalnız, dikkat edin, C-4 olarak algılayamazsınız; rapora bir daha dönelim, o zaman daha rahat anlaşılır. ” … madde kalıntısının bulunmamış olması, bu olayda, bileşiminde patlayıcı madde olarak yalnızca RDX’i bulunduran plastik patlayıcılardan C-4 veya Kompozisyon-A gibi birinin bulunmuş olabileceği… Dikkat edin, C-4 de demiyor, Kompozisyon-A’da değil: C-4 ve Kompozisyon-A’yı sadece örnekleme olarak veriyor. 

AYHAN S. DEMİR – Anlıyorum. Şimdi, ben, bu raporu okuduğum zaman. yalnızca RDX’i bulunduran patlayıcılardan, RDX bulunduğunu okuduğum an benim aklıma gelen, eğer ben RDX’i bulduysam büyük bir başarı; ancak bulduysam, katkı maddelerini de bulabilme olanağım olması lazım. Bu noktada söylüyorum ben; bu da, aslında, bu tür araştırmalarda genelde, mesela bende Amerikan ordusunun dokümanları var. Bir scanning elektro mikroskopi diye birşey kullanıyorlar, yani oradaki pisliklerin içerisinde acaba herhangi bir yanmadan önce veya sonra -yalnız o kör deneye de döneceğim- onların uyguladıkları yöntem şu; aşağı yukarı belirli bir miktarı uygulayıp, yani acık havada, herhangi bir lif türüyle kullanılan katkı maddesi arasında bir ilişki arıyorlar. Bu ilişkiler, bazı, bazı dediğim çoğunluk zamanında bunlara yardımcı olabiliyor. Yani, benim bahsettiğim literatür değerler, bunun pratiği hiçbir zaman. Ne bir konum ne de bu konuda herhangi bir şeyim var. Şimdi, ben bunu okuyunca diyorum ki, RDX bulunduğuna göre, katkı maddelerinin de bulunması imkânı olması lazım. Benim belirtmek istediğim bu.

İkincisi; diğer bir konuda, genelde, bilmiyorum ekstraksiyon, onun için ben sayın üyelere de söyledim; arkadaşla bir görüşeyim dedim, tanışıyoruz daha önce. Yani, sadece patlayıcı türü mü istendi, yoksa bir de bu ekstraksiyon. Şimdi, genelde polimer olursa, polimerin bazı solvenitlere geçmeme imkânı da var, öyle bir sorun da ortaya çıkıyor. Onu bilmiyorum. O konuda ne tür bir işlem uygulanmış, haberim olmadığı için sadece bir öneri olarak; yani, eğer uygun bir solvent almazsanız, katkı maddesi diyelim ki farz edelim ki C-4, buradaki polimerin analiz numunesine geçme ihtimali. Bu tür şeyleri dile getirdim.

AYHAN S. DEMİR – Şimdi, ben derim ki, eğer bunu, bu kadar hassas. Bu kadar önemli olarak konunun üzerine gidiliyorsa, mesela, Türkiye’de bulunmayan daha hassas aletlere gidilebilir; ama şunu söyleyeyim. Ben komisyona da söyledim ve polis laboratuvarını da biliyorum, bir kere yapılanın en iyisi, imkânların en iyisi yapılmış, o konuda en ufak bir tereddüdüm de yok.

O açıdan, mesela, hassasiyet sınırı biraz daha artırılabilir.

MUHİTTİN KAYA – Biraz açarsanız, istifade etmiş oluruz; onun için söylüyorum.

AYHAN S. DEMİR – Şimdi, genelde -arkadaş da bilir- aslında. Gaz promatogram, RDX’ler için çok nadir kullanılır, doğrudan mes’e verilir; çünkü gaz promatogramda da RDX’in bozulma ihtimali var. O açıdan, doğrudan verilen numunenin, bir de yeni maspektrometrik teknikleri var. Hem elektrostatik hem manyetik alan uygulayan bugün bir tane geldi TÜBİTAK’a mesela. Aşağı yukarı 1 milyon doların üstünde bir şeyle. Mesela, orada çok çok özel sorunlar için, belki de böyle özel teknikler var. Benim aklıma gelen. Sadece bilimsel açıdan onlar. Bir de bu yanma esnasında, polimerin oluşturacağı, yani katkı maddesinin oluşturacağı belirli proliz ürünleri vardır. Belki bu proliz ürünlerinin üzerine gidilip, menşei tespit edilebilirdi. Yani, bu, sadece benim konuya bilimsel açıdan bakışım.

ERTAN SEVEN – Ben bir şey söyleyebilir miyim efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

ERTAN SEVEN – Şimdi, ben, bu analizde patlayıcı maddenin bulunduğu ekstraksiyon örneğimiz şu; burada görüyorsunuz, patlayıcı maddemiz çok çok küçük bir miktarda şurada gizlenmiş ve kütle spektrumu kullanılarak tanımlanıyor. Öyle bir numuneyi ki içinde 40’ın üzerinde bir bileşik var, belki 50, belki 60; çok pis, çok kirli bir numune. Böyle bir numuneye kütle spektrometreyi direkt verirseniz, elde edeceğiniz kütle spektrumundan bu patlayıcı maddeyi görme şansınız yok. Tandem MS denilen, arka arkaya bağlanan kütle spektrometreler var, öyle bir teknoloji kullanılabilir; ancak, yeni bir teknolojidir, henüz laboratuvarımızda da mevcut değildir. Yine de, bu kadar karışık bir ortamdan izole etmesi ki burada şu anda sadece patlayıcı madde için geçerli bu konu; oldukça güç, karmaşık bir örnek. Bu örneği gaz promotografiden geçirmeden, yani bu bileşenleri birbirinden ayırmadan direkt verirseniz, elde edeceğiniz spektrumu kullanarak tanımlama şansınız yok: çünkü elde edeceğiniz spektrum, sadece bu patlayıcı bileşeni değil, bunun yanında bütün bileşenlerin tanımlanmasında kullanılan kütle spektrumunu da oluşturacaktır. Onun dışında…

AYHAN S. DEMİR – Yalnız, şöyle bir şey var -sözünüzü kestim- şimdi. RDX için önerdikleri gaz promotogramdan geçirmeyin derler. Belki de orada. gaz promotogramdan geçerken oluşan bir reaksiyondan dolayı veya konsantrasyon yüksek de düşmüş olabilir, yani böyle bir öneri var. Bu açıdan…

ERTAN SEVEN – Bu tür olaylarda, gaz promotografi patlayıcı maddeler sıcaklığa hassas maddeler olduğu için çoğu maddeler için kullanımı önerilmiyor; ancak, yine bu karmaşık olaylarda, yani çok kirli olan, enterflansın çok yüksek olduğu olaylarda kullanılan teknoloji yine uluslararası düzeylerde. Yani bu patlama sonrası olaylarda, MS veya HC termal dedektörler var…

AYHAN S. DEMİR – Peki, şey denenebilir mi veya elinizde var mı? HBLC. Mesela orada hiçbir sıcaklık faktörü yoktur.

ERTAN SEVEN – HBLC kullanılmadı, burada ince tabaka kromatografisi kullanıldı. Biliyorsunuz bu yöntemde de sıcaklık uygulaması yok. Yani, o ikisi birbiriyle desteklenerek yapıldı. HBLC, MS sistemimiz mevcut değil laboratuvarımızın öyle bir …

YÜCEL TUTKUN – Kendisine nerede mevcut Türkiye’de sorabilir misiniz?

ERTAN SEVEN – Yani, olan yerler var; belki o tarihte mevcut olmayabilirdi. Şimdi ekstraksiyon yöntemine gelince, tabii ki, bilimsel olayları, özellikle kendi konularımızla ilgili olayları takip ediyoruz. Söylediğiniz gibi, patlayıcı maddelerin, bu plastik patlayıcıların bileşiminde olan bütün bileşenleri tek bir çözücüyle çözmek mümkün değil. C-4 olayında, bu içinde bulunan mineral yağ ve D2 etileksil sebekatı asetonla çözmek mümkün oluyor. Ancak, poliizobütlerini çözemiyorsunuz. Bunu da, kloroformla veya karbon tetroklorürle çözme şansınız var. Sonuçta, böyle bir şüphe olduğunda, tabii ki aynı bulgu diğer çözücüyle de esktraksiyona tabi tutularak o işlemler yapılıyor. Bunların nasıl yapıldığına dair kendi laboratuvarlarımız arası çalışmalarımızı yansıttığımız dokümanlarımız mevcut. Burada, bu uygulamaları gözleyebilirsiniz; yani, ekstraksiyon yöntemlerinin bağlayıcıları da almaya yönelik olarak, farklı farklı çözücüler kullanarak yapılması gerektiği konusunu. Ki bu pratikte de laboratuvarımızda uygulanan konular.  

AYHAN S. DEMİR – Yok, sadece şey olarak söyledim; yani, göz önüne alındı mı diye. (BELGE-15)

Aslında birkaç saat süren tartışmada ortaya çıkan en net sonuç, Türkiye’de kurumlar arası eşgüdümün pek de bulunmadığıdır. 

Ülkenin güvenlik kurumları, üniversitelerle olması gereken işbirliğini yapmıyorlar. Bunun nedeni tek başına soruşturmanın gizliliği olamaz elbette. Biraz paylaşma kültürünün gelişmemiş olması, biraz kurumlar arası rekabet, biraz da her kurumun elindekiyle işi en iyisini kendinin yapacağına inanması.

Sırası gelmişken, Milli Bomba Bilgi Merkezi kayıtlarında plastik patlayıcıların kullanıldığı olaylar ise şöyle sıralanıyor:

1- 21.12.1993 günü Ankara ili, Tandoğan Mebus Evleri, Ören Sokak’ta bulunan 34 T 5269 plakalı otoya konan bombada patlayıcı madde olarak RDX kullanılmıştır.

2- 19.12.1983 günü İzmir ili, Alsancak 2.Kordon Fransız Kültür merkezi ile Amerikan Kulübü arasında park halinde bulunan 34 T 7594 plakalı otoya konan ve uzmanlarca etkisiz hale getirilen bomba olayında patlayıcı madde olarak RDX kullanılmıştır.

3- 05.12.1986 günü İstanbul ili, Kızıtoprak Bağdat Caddesi, Tulu Apartmanı 21/B sayılı yerde faaliyet gösteren Good Year Lastik Bayii’nin önünde park halinde bulunan Nazmi Alayalı’ya ait 34 BKZ 75 plakalı otoya konan bombada patlayıcı madde olarak RDX kullanılmıştır.

4- 14.02.1991 günü Hatay ili Cilvegözü Sınır Kapısından ülkemize giriş yapmak isteyen Irak uyruklu, Ürdün pasaportlu Moha Almrovv isimli sahsın kullandığı 352 Z 6740 plakalı Mersedes marka otoya tuzaklanan ve uzmanlarca etkisiz hale getirilen bombada patlayıcı madde olarak RDX kullanılmıştır.

5- 28.10.1991 günü Ankara ili, Hoşdere Caddesi Tomurcuk sokak’ta park halinde bulunan A.B.D. Büyükelçiliğinde görevli Victor Marvick’e ait 06 PC 982 plakalı otoya konan bombada patlayıcı madde olarak RDX kullanılmıştır.

6- 28.10.1991 günü Saat: 09:15 sıralarında Ankara ili, Sedat Simavi Sokak, 37 ve 39 nolu bina arasında yol kenarında park halinde bulunan Mısır Büyükelçiliğinde görevli Ticaret Ateşe Abdullah Hüseyin El Kurabi isimli sahsa ait 06 CP 228 plakalı otonun altında patlayan ve şahsın yaralanmasına sebep olan bomba olayında patlayıcı madde olarak RDX kullanılmıştır.

7- 24.01.1993 günü saat:13.15 sıralarında Ankara ili, Gazi Osman Paşa- Karlı sokak, No 63 nolu Apartmanın karsı tarafında park halinde bulunan, Gazeteci – Yazar Uğur Mumcu’ya ait 06 YR 245 plakalı Renault 12 marka otonun altında patlayan ve Uğur Mumcu’nun ölümüne neden olan bomba olayında patlayıcı madde olarak RDX kullanılmıştır.

8- 02.04.1989 günü saat: 23.30 sıralarında Ankara ili, Çankaya İlçesi, Ziya Gökalp Caddesi, Adakale Sokak, 27 sayılı yerde bulunan Türk – İngiliz Kültür Derneğine ait oto garajında patlayan bomba olayı.

9- 02.04.1989 günü Ankara ili, Çankaya ilçesi, Hoşdere Caddesi, 130 Sayılı bina önünde park halinde bulunan 06 CS 426 plakalı otoda patlayan bomba olayı.

10- 26.10.1989 günü Ankara ili, Çankaya İlçesi, Sedat Simavi Sokak, 13/A sayılı yerde park halinde bulunan Suudi Arabistan Büyükelçiliğinde görevli, Askeri Ateşe Abdurrahman Ahmed Alshravi’nin makam otosuna konan bomba olayı.

11- 14.01.1990 günü Ankara ili, Çankaya ilçesi, Kelebek Sokak, 19 sayılı yerde ikamet eden, Suudi Arabistan Konsolosluğu Genel Sekreterine ait 06 CH 319 plakalı otoya konan bomba olayı.

12- 26.03.1991 günü Ankara ili, Çankaya ilçesi, Platin sokak kenarındaki boş arsada park halinde bulunan 06 CH 114 plakalı otoya konan ve patlaması sonucu oto sahibi Irak uyruklu, Kayış Ali Hüseyin isimli sahsın yaralanmasına neden olan bomba olayı.

13- 07.03.1992 günü Ankara ili, Çankaya ilçesi, Simon Bolivar Bulvarı, Basın Sitesi, B Blok 4 sayılı yerde park halinde bulunan 06 N 5853 plakalı otoya konan ve patlaması sonucu İsrail Konsolosluğunda görevli Ehud Sadan’ın ölümü ve üç kişinin yaralanmasına neden bomba olayı.

14- 12.12.1992 günü saat: 20.00 sıralarında Ankara ili, Çankaya ilçesi, Piyade sokak, 22 sayılı bina önünde park halinde bulunan Hindistan Büyükelçiliğine ait 06 CF 115 plakalı otoda patlayan bomba olayı. (BELGE-16)

Uğur Mumcu’nun aracına konan plastik patlayıcı ile öldürülmesiyle başlayan süreçte, olay yerinde delil toplanması, değerlendirilmesi ve adli işlemlerle ilgili yaşananları anlatım. Elbette olayın bir de polisiye yönü var.

Mumcu cinayetinde en çok tartışılan konulardan biri de patlama günü ve öncesi İstanbul’da yaşananlar. İstanbul polisi, İslami Hareket adını verdiği radikal İslamcı gruba operasyon düzenledi. Ancak düzenlenen evraklarda yaşanan karmaşa doğal olarak yeni bir tartışma başlattı.

TARTIŞMALI TUTANAKLAR

Gazeteci Uğur Mumcu’nun uğradığı bombalı saldırı sonucu öldürülmesinden hemen sonra çeşitli medya kuruluşlarına yapılan ihbarlarda cinayeti İslami Cihat, İBDA-C (İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi), İKO (İslami Kurtuluş Ordusu) gibi örgütler üstlendi.

Bir de olay günü resmi tutanaklara yansıyan Star televizyonu ile Milliyet Gazetesi’ni arayan bir şahsın olayı İslami Kurtuluş Ordusu’nun yaptığını söylemesiydi

Ancak yapılan çalışmalar sonunda Uğur Mumcu’nun, radikal İslamcı örgütlerin yanında, PKK, organize suç örgütleri, yabancı ülkelerin gizli servisleri, Türkiye’deki bazı sol ve sağ örgütlerin de hedefi olduğu tezleri de ortaya atıldı.

Uğur Mumcu’nun köşe yazıları, kitapları ayrıntılı olarak incelendi.

Hangi konuda ne kadar yazı yazdığından, yazılarında hangi isim ve örgütlerin adı kaç kez geçmişe varana kadar araştırıldı. 

Aslında, Uğur Mumcu’nun da dediği gibi, “Hiç bir örgüt, bağımsız olarak bu ve buna benzer eylemleri yapacak güçte değildi” 

Bu nedenle bu kitabın içindeki tüm bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinde bu görüşün okuyucunun aklında ana fikir olarak bulunmasında yarar var. 

Bu tür siyasi cinayetin aslında iki ana temel üzerine oturmaktadır. 

Bunlardan birincisi olayın polisiye tarafı. 

Yani, cinayetin işlenişinin ardından tüm dünyada bilinen kurallar bütünü içinde, delil toplama, değerlendirme, istihbarat toplama, isimlendirme, operasyon düzenleme ve sanık ya da sanıkları yakalama. 

İkincisi ise, olayın siyasi boyutunu ulusal ve uluslararası ortamda hangi kavrama dayandığı ve nedenlerin ideolojik bağlantısını bulma. 

Böylece tetikçi ya da tetikçilerden asıl faillere ulaşma.

Cinayetin hemen ardından, olayı özellikle radikal İslamcı örgütlerin ya da onların adına birilerinin üstlenmesi, doğal olarak bu örgütleri birinci derecede sanık durumuna düşürdü.

Böyle düşünülmesine neden olan en önemli nokta ise İstanbul polisinin yaptığı operasyondu. Daha sonra tutanaklardaki tarih konusunda geniş tartışmaların yaşandığı bu operasyon radikal İslamcı bir gruba karşı yapılmıştı.

O örgütün adı İslami Hareket idi.

İslami Hareket Operasyonu polisin uzun ve yoğun temposu, operasyonun önemi gibi gerekçelerle açıklanan tutanak değişikliğine (tahrifatı) göre 23 Ocak 1993 günü yapıldı. 

Tartışmaların çıkış yeri işte bu tarihti.

İslami Hareket militanlarının gösterdikleri yerlerde bulunan silah ve patlayıcılar operasyonun en somut delilleriydi. Bu deliller Mumcu cinayeti için önemli ipuçlarıydı. Ancak operasyonun resmi kayıtlarda 23 Ocak 1993’te başladığının gösterilmesi, Mumcu cinayetinin ise 24 Ocak 1993’te gerçekleşmesi çelişki yaratıyordu. Üstelik dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, Mumcu cinayetinin hemen ardından “İstanbul’da önemli gelişmeler yaşandığını, cinayetle ilgili önemli ipuçları elde edildiğini” açıklıyordu.

Kısa süre sonra operasyonun 24 değil 23 Ocak 1993’de başladığının açıklanması, bazı tutanaklarda 24 Ocak olan tarihlerin düzeltilerek 23 yapılması doğal olarak tartışmaları da beraberinde getiriyordu.

Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, Uğur Mumcu cinayetinin hemen sonrasında emniyet içinde yaşananlar ile evraklardaki tarih düzeltmeleri hakkında 3 Nisan 1997 günü katıldığı Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu’nda şunları söylüyordu:

…..

“Benim gördüğüm, o ana kadar, Türk polisi, böylesine profesyonelce işlenmiş, mutlak bir organize gücün yaptığı bu olayla tanışmamışlardı. Ne böylesine bir yöntemle tanışmışlardı ne böylesine bir grupla karşı karşıyaydılar. Polis, PKK olsaydı bilirdi. Dev-Sol olsaydı bilirdi. Dev-Yol olsaydı bilirdi. Çünkü onlarla yakından alışverişleri vardı. Adeta onların üzerinde uzman olmuşlardı. Bu, polise yabancı bir konuydu ve polis bunda bocaladı.

Dönemin CHP Ankara Milletvekili Eşref Erdem’in, İstanbul’da bu evraklarda tahrifat yapan polislerle ilgili sorusuna da Sezgin, “Benim zamanımda hatırlamıyorum, onu bilemem de yani. Bu konuda emniyet örgütü, benim zamanımda, bu kabil meslek onuruna yakışmayacak fiil ve hareketlerde bulunan 300’den fazla kişiyi meslekten tart etmiştir” yanıtını veriyordu. (BELGE-17)

Aynı konuda Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu’na 13 Mayıs 1997 günü bilgi veren, aynı zamanda Mumcu cinayetini soruşturmakla görevli DGM savcısı Ülkü Coşkun, “Tahrifatlar içinde ona da geleyim. Şimdi, bir tesadüftür bu. Uğur Mumcu cinayetinin meydana geldiği tarihte İslami Hareket adı altında İstanbul’da da bir örgüt hakkında operasyonlar başlamıştır. Bu İslami Hareket Örgütü o zamana kadar ilk defa ortaya çıkan ve şiddet ve tedhiş olaylarını benimseyen bir İslami teşkilat olarak, daha önceden hiç varlığından haberdar olunmayan bir örgüttür ve pek çok silah, patlayıcı madde ele geçmiştir.

Ben İstanbul’da yapmış olduğum çalışmada Kocaeli’nden Tekirdağ’a kadar olan bölgede ve Marmara Denizi’nden Karadeniz’e kadar olana bölgede, adım adım ormanlık bölgeler veyahut gayri meskûn yerler dâhil olmak üzere görevliler operasyon yaptıklarını, buluşmalarda bulunan kişileri yakalamak için zamana karşı yarış halinde çalıştıklarını ve günlerce evlerine hiç uğramadan çalışma yaptıklarını anlattılar ve o ortam içerisinde yakalama tutanaklarını, derhal yakalama yapılır yapılmaz tanzim etme imkânlarının olmadığını ifade ettiler. Çünkü bir şahsı derhal sorguya alıyoruz onun verdiği bilgilere göre kontak kuracağı kişiyle ilgili bağlantıyı tespit edebilmek için derhal karakol çıkarıyoruz, ekipler seferber ediyoruz ve adamla ilgili gerekli sağlıklı bilgi alabilmek için de zamana ihtiyacımız var. Bu nedenle de tutanakları yakalama yapılır yapılmaz tanzim edebilme imkânsızlığı içerisindeydik. Dolayısıyla, bir hafta on gün sonra yakalandı. Tutanaklarını ilgili evraklarını tanzim ettik ve biz kötü niyetli olmuş olsak, kendimizin tanzim ettiği evrakı yırtar yeniden yazardık dediler. Yani, biz kötü niyetli değiliz dediler. Kötü niyetli değiliz ama gelin görün ki yorgunluk, uykusuzluk, dağlarda elinizde silahlarla operasyon yapmak zorunda kalmanız sonucu evrakın anında; yani, yakalama yapılır yapılmaz tanzim edilme imkânsızlığı dolayısıyla, daha sonra tanzim etmekten ileri geldiğini ifade ettiler. Bunlarla ilgili yapılan operasyonda, sanıkların sorgu sırasında rahatsızlık geçirmeleri dolayısıyla hastaneye sevkleri var, hastanede doktor tarafından muayene edilip kalp grafikleri çekilmiş durumda ve bunların hepsi benim yapmış olduğum soruşturma evrakının içerisindedir” dedi. (BELGE-18)

Devamı var…

Önceki bölümler:

Bölüm 1.

Popüler

A3 HABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin