İSTANBUL’DA OPERASYON
Türkiye’de şiddet eylemleriyle gündeme gelen radikal İslami örgütler içinde isimleri en çok bilinenler, İBDA-C, (İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi) İKO, (İslami Kurtuluş Ordusu) İslami Cihat ve İHO (İslami Hareket Örgütü) dür. Bu örgütlerden bir kısmı Uğur Mumcu’nun arabasına konan bombanın patlamasından bir süre sonra çeşitli medya kuruluşlarını arayarak olayı üstlendiler. Ancak hem Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu hem de Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu’na bilgi veren istihbarat yetkilileri, İBDA-C, İslami Cihat gibi örgütlerin bu tür eylemleri gerçekleştirebilecek müstakil örgüt disiplinine sahip bulunmadıklarını belirttiler.
Bütün bunların yanı sıra adı kamuoyu tarafından Uğur Mumcu cinayeti sırasında ortaya çıkarılan İslami Hareket Örgütü bütün dikkatleri üzerine çekti.
Örgüt isminin konu ile ilgili soruşturman yürüten emniyet yetkililerinin hücre evlerinde elde ettikleri bazı İranlı mollaların propaganda yazılarından ve sanıkların sorgularında sıkça İslami Hareket sözcüklerini kullanmalarından kaynaklandı. Yoksa örgüt, İran destekli bildiğimiz HİZBULLAH isimli radikal İslamcı örgütün Türkiye kanadından başka bir şey değildir.
Zaten, olayın üzerinden geçen 7 yılın sonunda Türkiye’nin gündemini önemli ölçüde etkileyen Hizbullah örgütü de bunun açık kanıtıdır. Henüz sanık durumunda olan Hizbullah intanlarının, Uğur Mumcu cinayetini işledikleri iddiası, o dönemde elde bulunan tek resmi delildir.
Cinayetten sonra açılan ilk iki dava, paralı asker ve bomba uzmanı olarak kendini tanıtan Abdullah Çetin Argun ve Hizbullah hakkındadır.
O nedenle öncelikli olarak İslami Hareket Örgütü hakkında bilgi sahibi olalım.
Nedir bu İslami Hareket?
Emniyet kayıtlarına göre, 1984 yılında Batman’da ve İran’daki silahlı eğitim kamplarında (uzman) Türklerin katkıları ile oluşturulan ve Hizbullah adlı İslami terör örgütünün hücresi olarak bir araya gelen (cemaat) üyeleri, 1986 yılında ilk geniş katılımlı toplantılarını yaptılar.
Toplantılarına her yıl yaz aylarında belli aralıklarla yapıyorlardı. 1990 yılında Batman’dan İstanbul’a kayarak burayı üs haline getirdiler.
Bunun en büyük nedeni İstanbul’a çok rahat silah ve patlayıcı madde sokabilmedeydiler. 1992 yılının da Aralık ayının son haftasında İstanbul’un Yalova ilçesi Karamürsel Yolaltı’ndaki Pınar Sitesi’nde Genel Kurul toplantısı yaptılar.
Bu toplantıya örgütün 20-25 üyenin katıldığı belirlendi ve örgüt içinde görev yapacak yasama ve yürütme şuraları kuruldu, ileriki aşamalarda siyasi ve askeri şurayı kurma kararı alındı.
Örgütün, maddi ihtiyaçlarını karşılamak için özellikle Batman ve İstanbul’da pek çok oto çalma eylemi gerçekleştirdiği belirlendi.
İslami Hareket örgütü militanlarından Mehmet Ali Bilici, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde Yalova Karamürsel Yolaltı’ndaki Pınar Sitesi’nde yapılan toplantı ve örgütleri hakkında şu bilgileri verdi:
“Eve teker teker girdik. Saat: 09.00 sıralarında evde 20 civarında arkadaş toplanmıştı. Saat 10.00 da oturum başlatıldı, Yemek ve namaz dâhil 12-13 saat yani gece 22-23’e kadar sürdü. Toplantıyı Ekrem Baytap ve Zübeyir Gümüş idare ediyordu. Toplantının açılış konuşmasında Ekrem Baytap imkân ve şartlar açısından toplantıyı ancak bu şekilde gerçekleştirebildiklerini, eksiklerinin anlayışla karşılanmasının, toplantıdaki kimi arkadaşların ilk defa bir ortamı paylaştıklarını ve kod isimle anılmak suretiyle gerçek kimliklerinin konuşulmayacağını söyledi. Bu toplantıda en önemlisi olarak yapısal niteliğinin oluşturulması olduğunu ifade etti. Burada yeniden yapılanma için daha önce seçilmiş bulunan İstişare Şûrası’nın iptal edilip yeni bir Yasama ve İcra Şûrası’nın, bu şuraya seçilecek şahısların seçiminin yapılması gerektiğini, niçin buna gerek duyulduğunu geniş şekilde anlattıktan sonra seçim şekli tartışıldı. Açık-gizli oylama konuşuldu, gizli oyla seçimi esas alındı, seçim sonuçlarının bildirimlerinden sonra kullanılacak kâğıt ve tutanaklarının imha edilmesi kararlaştırılırdı. Sonuç olarak yapının prensip ve ortak düşüncesini yaşamanın belirleyeceğini ancak farklı olarak icra şurasının asıl sorumlular şeklinde belirlenmesi kararlaştırılırdı. Yasamanın ve icrasının sayısı tartışıldı. Daha sonra fertleri birbirlerini tanımaları için serbest bırakıldı. Arkasından seçim kâğıtları dağıtıldı. Yasama şurası için 10 kişinin ismi işaretlenmesi istendi. Ve seçime geçildi.”
Mehmet Ali Bilici’nin sözünü ettiği İslami Hareket örgütünün Aralık 1992 yılında oluşturulan YASAMA ve İCRA ŞURASI şu isimlerden oluşuyordu:
YASAMA ŞURASI
1. İrfan Çağrıcı Kod: Mesut
2. Ekrem Baytap Kod: Deniz+Ahmet
3. Abdullah Yiğit Kod: Hamza
4. Şefik Kod: Kerim
5. İhsan Kod: Ömer
6. Hüsnü Yazgan Kod: Azad
7. Mehmet Kaya Kod: İdris
8. Kudbettin Gök Kod: Musa
9. Ömer Faruk Baş Kod: Yusuf
10. Ramazan Aytunç Kod: Recep
İmam: Ekrem Baytap Kod: Deniz+Ahmet
İCRA ŞURASI
1. İrfan Çağrıcı Kod: Mesut
2. Ekrem Baytap Kod: Deniz+Ahmet
3.Abdullah Yiğit Kod: Hamza
4. Zübeyir Gümüş Kod: Kenan
Ekrem Baytap ve Zübeyir Gümüş’ün yönettiği toplantıda İslami Hareket örgütünün Ankara sorumluluğuna Muhsin+Cemil Yıldırım kod isimli Necmi Aslan seçildi.
Örgütün İstanbul sorumluluğuna Deniz+Ahmet kod adlı Ekrem Baytap, Hamza kod adlı Abdullah Yiğit, Azad kod adlı Hüsnü Yazgan ve Recep kod adlı Ramazan Aytunç seçildi.
Batman sorumluluğuna ise, Hasan kod adlı Veysi Yıldırım ve Necmi Aslan, Kerim kod adlı Şefik Polat, Ömer kod adlı İhsan Deniz ve Zekeriya kod adlı Zeki Deniz seçildi.
İslami Hareket Örgütü bu seçimlerin ardından özellikle İstanbul’da bir dizi ses getiren eylemler gerçekleştirdi.
Gazeteci Çetin Emeç ve şoförü Sinan Ercan’ın öldürülmesi, gazeteci-yazar Turan Dursun’un ve Bahriye Üçok’un öldürülmesi, İran yönetimi muhalifi Halkın Mücahitleri Örgütü liderlerinden Ali Akbar GORBANİ’nin kaçırılarak öldürülmesi, İranlı Abbas GOLİZADE’nin kaçırılarak öldürülmesi, Sedat Simavi’nin mezarına patlayıcı madde atılması, İranlılara ait (2) iki otonun bombalanması, Sabah Gazetesi mutemedinin soyulması, EY-TUR Turizm mutemedinin soyulması, OKTAY TRANSPORT mutemedinin soyulması, ETİBANK’a ait 06 E 0383 plakalı zırhlı aracın soyulması, TÜRKİYE İŞ BANKASI Güneşli Şubesi’nin soyulması ve birçok oto hırsızlığı örgütün önemli eylemleri arasında polis kayıtlarına girdi.
İslami Hareket örgütüne yapılan operasyon sırasında hücre evi olarak kullanılan yerlerde çok miktarda silah ve cephane bulunurken kilolarca C-4 plastik patlayıcısı bulunması da dikkat çekici bir noktaydı.
Elde edilen silah ve patlayıcıların yanı sıra, örgütün icra şurasındaki üst düzey bazı yöneticileri yakalanamaması veya zor ele geçirilmeleri, bunlardan Ekrem Baytap gibi önemli bir ismin sorgu sırasında hiçbir şey söylememesi de önemli bir ayrıntıydı.
Ekrem Baytap’ın örgütün imamı olarak yetkileri neydi?
“Görüşler eşit olduğunda imamın bulunduğu tarafın görüşü geçerlidir. Genel icra mesuliyeti ilgilendiren işleri düzenleme ve tasarrufta bulunma hususunda imam tam yetkiye sahiptir. İstişare sonucunda imam çoğunluğun görüşüne uymak zorunda değildir. Karar verme, son sözü söyleme yetkisi imama aittir. İmam, şartlar ve konuma göre genel ihtiyaçlar için belli miktar maddiyatı tasarruf yetkisine sahiptir” (İslami Hareket Örgütü Tüzüğü)
Ekrem Baytap’ın ifade vermemesi, örgütün tam anlamı ile çözülememesinin yanı sıra, ilerleyen zaman içinde Türkiye’de oluşan benzeri yapıların ve meydana gelecek olayların da önlenememesi anlamı taşıyordu.
MİT eski Konterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, Analiz isimli kitabında, sorgu ve sorgucu hakkında şunları söylemektedir: “Sorgulanan şahıs, istenilen bilgileri açıklamamak hususunda tabii bir direnç gösterir. Bu direnç, istenilen bilgileri vermesi halinde gerek kendisine gerekse suç ortağı olan yakın arkadaşlarına zarar geleceği inanandandır. Sorgu için bir suçun veya şüphenin mevcudiyeti lazımdır. Sorgu neticesinde geçmiş olayların gerçek yüzü ve olayları yaratanlar ortaya çıkabileceği gibi, planlanan olayların önlenmesi de mümkün olabilir. Sorgulamanın sevk ve idaresi, üstün dereceli mesleki bilgiye, geniş bir kültüre ihtiyaç gösterir. Sorgu, beyinler arasında bir düello, entelektüel bir oyundur. Sorgu, bilimden azami ölçüde faydalanan bir sanattır”
Polis, Ekrem Baytap’ın ifadesinin alınamamasının sonuçlarını 10 Eylül 1993 günü ifade tespit tutanağında şöyle özetliyordu:
“Sanık Ekrem Baytap’ın örgütün lideri olduğu, örgütün işlemiş olduğu tüm eylemlerin hangi örgüt mensupları tarafından işlendiğini kesin ve kati olarak bildiğini, ifade vermesi halinde deşifre olmamış bazı örgüt mensuplarını da deşifre edeceği, firarda bulunan örgüt mensuplarının yakalanmasını temin edip örgüte ait silahları da vermek zorunda kalacağı düşünce ve kanaati ile ifade vermemekte Israr ettiği, örgütün işlemiş olduğu tüm suçlardan bilgisinin olduğu bazıların yapılması için de talimat verdiği kanaati yapılan soruşturma esnasında varılmış olup, yapılacak tahkikata esas olmak üzere tanzim edilen iş bu ifade tespit tutanağı tarafımızdan tanzim ve imza altıya alındı.”
İSLAMİ HAREKET CEPHANELİĞİ
İslami Hareket Örgütü’nün en önemli ismi Ekrem Baytap, ifade vermemesine rağmen çıkarıldığı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından tutuklanarak Bandırma Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.
Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu İslami Hareket’in önemli isimleri Ekrem Baytap, Mehmet Ali Şeker ve İrfan Çağrıcı ile Bandırma Kapalı Cezaevi’nde görüştü.
Bu görüşmede yapılan konuşmalara geçmeden önce İslami Hareket Örgütü’ne 23 Ocak 1993’te yapılan operasyona bakalım.
İstanbul Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü Araştırma Büro Amirliği’nin yaptığı istihbarat çalışması sonucu Erenköy STFA Blokları 7. Blok arka garajı içinde park halindeki 34 BAE 08 plakalı otomobil gözetlenmeye alınır.
Gri renkli Kartal marka otoya bir kişinin bindiğini belirleyen polis operasyonu başlatılır. Saat 15.00 sıralarında yapılan operasyonda Süleyman Tokmaktepe isimli şahıs yakalanır. Süleyman Tokmaktepe, yakalandığı sırada avuç içinde yazılı numarayı silmeye çalışmaktaydı.
Polisin çabasıyla Tokmaktepe numarayı tam olarak silemez. Polis, bir süre sonra Süleyman Tokmaktepe’nin üzerinde bulunan çağrı cihazına gelen mesajı da okuyunca, avuç içindeki numaranın 305 66 38 olduğunu belirledi.
Bundan sonra polise Süleyman Tokmaktepe’den elde edilen telefon numarasının kime ait olduğunu bulmak kalır ve kısa sürede bulunur. PTT ile kurulan irtibat sonrası telefon numarasının kayıtlı olduğu Maltepe-Küçükyalı Kayalar Beton Santrali yanı Dervişbey Sitesi B-1 Blok Daire 15’e operasyon yapılmasına karar verildi.
Saatler 23 Ocak 1993 saat 22.00’yi gösterdiğinde beş polis ekibi Maltepe Küçükyalı’da belirlenen adrese operasyon için yola çıktılar.
Belirlenen adrese gelen polis, kapıyı çaldı.
Kapının açılmasıyla birlikte evde bulunan Kamil Güngör etkisiz hale getirilir. Güngör daha sonra ifadesinde örgüt içindeki kod isminin Şenol Devrim olduğunu açıkladı.
Polis, 3 oda, 1 salon, 1 mutfak, 2 tuvaletten oluşan evde arama yapar. Arama sonucu evin çeşitli yerlerinde ele geçirilenler şunlardı:
1. Üç (3) adet; Z.52982, Z.52926 ve A.37433 seri nolu seyyar dipçikli Kalaşinkof otomatik tüfek
2. Bu silahlara ait 11 adet sarjor.
3. Bu silahların yediyüzelli (750) adet 7.62 mm. çaplı dolu fişek
4. 1 (Bir) adet uzun namlulu otomatik 69-1-40-90 96 35 seri nolu suikast tüfeği
5. Bu tüfeğe ait 3 adet şarjör ve mermileri
6. Suikast silahına ait BKN Bblkn-An 625 seri nolu nokta dürbünü
7. İki (2) adet Law silahı ve bu silaha ait iki (2), adet Law roketi
8. Bir (1) adet RPG Roketatar
9. Bu silaha ait iki (2) adet roket
10. İki (2) adet sevk fişeği (Pahaton marka)
11. Bir (1) adet 9 mmm çaplı 76 746 seri nolu Belçika Browning marka 14’lü tabanca ve bir (1) adet şarjörü ve bol miktarda dolu fişekleri
12. Bir (1) adet 9 mm çaplı 3133709 seri nolu Irak yapısı Batetta marka tabanca ve bu tabancaya ait İki (2) adet şarjör
13. İki adet Walter marka 9 mm. çaplı bila seri nolu tabancalar ve bu tabancalara ait bol miktarda dolu fişekleri
14. Bol miktarda plastik patlayıcı maddeler
15. Bol miktarda kimyasal sıvı patlayıcı maddeler
16. Patlayıcı madde yapımında kullanılan bol miktarda patlayıcı tozlar
17. Bu patlayıcıların yapımında kullanılan bol miktarda fünye fitil ve malzemeler
18. Bol miktarda patlamaya hazır el yapımı bombalar ve bu bombalara ait malzemeler
19. Altmış yedi (67) adet 45 cal. dolu fişek
20. Bir (1) adet SHINVVA marka el telsizi ve bu telsize ait aynı marka şarj kutusu ile 2 adet yedek telsiz anteni.
21. Bir (1) adet USA marka dürbün
22. Üç takım armalı rozetli, yaka numaralı kışlık ve yazlık polis resmi üniforması
23. Bir (1) adet polis flaması
24. Bol miktarda çeşitli ebatlarda oto anahtarları
25. Bol miktarda değişik otolara ait oto plakaları ve ruhsatları
26. İki (2) adet gaz tabancası
27. Bir (1) adet gaz maskesi
28. Üç (3) adet yeşil renkli orlondan örme kar başlığı
29. İki (2) adet kelepçe
30. Bir (1) adet kürek ve balta dağ tipi
31. Bol miktarda örgütsel dokümanlar
32. Sahte mühür ve damga yapımında kullanılan malzemeler
33. Bol miktarda yazısız, sahtecilikte kullanılan kaşeler
34. Bol miktarda çeşitli işyerlerine ait sahte fatura. (BELGE-19)

TOKMAKTEPE ASLINDA YILDIRIM’MIŞ
Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, Erenköy STFA Blokları 7. Blok garajı içerisinde 34 BAE 08 sahte plakalı gri renkli Kartal marka otoya binerken yakaladığı Süleyman Tokmaktepe’den aldıkları bilgiyle Maltepe Küçükyalı’da operasyon yaparken, Tokmaktepe’yi de olayın özelliği nedeniyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Müdürlüğü ekiplerine teslim ettiler.
Emniyete Süleyman Tokmaktepe olarak giren isim, ilk sorgusunda adının sahte olduğunu söyledi.
Peki, asıl adı neydi?
Süleyman Tokmaktepe, esas kimliğinin Mehmet Sait-Selime oğlu 1968 Gercüş doğumlu Mehmet Zeki Yıldırım olduğunu, aynı zamanda İslami Hareket adlı örgütün mensubu olduğu söyledi.
Soruşturmayı derinleştiren İstanbul polisi, Mehmet Zeki Yıldırım’ın Bostancı ilçesi Tünel Caddesi Tekfer Sitesi B Blok No: 10 Daire 17’nin örgüt evi olduğunu, burada örgüt mensuplarının kaldığını bu yeri gösterebileceğini söylemesi üzerine yeni bir operasyona karar verdi.
Mehmet Zeki Yıldırım’ı da yanlarına alan polis ekipleri, onun yönlendirmesi ile Tekfer Sitesi Blok No:10 Daire 17’ye 26 Ocak 1993 güne saat 09.00 sıralarında operasyon düzenledi.
Operasyon yapılan adreste polis, İsa kod adlı Mehmet Ali Şeker ile birlikte Eşref kod adlı Abdul Aziz Ocakhanoğlu, İzzet kod adlı Mehmet Sahçınar, Rafet kod adlı Mehmet Can Dizek ve İsmet kod adlı Yusuf Altun isimli örgüt elemanlarını yakaladı.
Evde yapılan aramada 25 kilogram C-4 plastik patlayıcı 8 kutu 1 kilogramlık olmak üzere toplam 8 kilogram olmak üzere C-4 plastik patlayıcı bulundu. Bunun yanı sıra 6 şişe sülfirik asit, 1 adet 2 m. limon renkli saniyeli fitil, 1 m. sarı renkli saniyeli fitil 2 adet içerisinde patlayıcı bulunan intihar bel kemeri, 4 adet elektrikli fünye, 1 adet Seiko marka kol saati, 5 adet flaş ampulu, 250 gram toz madde 250 gr siyanür ile 1 adet 7.62 mm çaplı 1980 model WT 45748 seri nolu otomatik Polonya yapısı Kaleşnikof marka tüfek ve şarjörü ve 20 adet fişek, 1 adet 9 mm çaplı Parebellum tip Çekoslavak yapısı Ceska marka 121949 seri nolu 16’lı tabir edilen tabanca şarjörü 7 adet mermisi, 1 adet 9mm çaplı Brezilya yapımı (PT) 1992 model tabanca marka seri numarası kazınmış tabanca şarjörü ve 7 adet mermisi, 1 adet 9 mm çaplı Brezilya yapısı (PT) 1992 model takorrof marka seri numarası kazınmış tabanca şarjörü ve 6 adet mermisi evdeki aramalarda ele geçirildi. (BELGE-20)

Burada önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekir. Bu operasyon ile ilgili eklerde yer alan 19 numaralı tutanak, tartışma yaratan tarih değişimi, tahrifatı, karışıklığı üzerine örnektir. Polis, operasyona 26 Ocak 1993 günü saat 09.00 sıralarında başlandığını belirtirken, tutanağın sonuna ise 24 Ocak 1993 tarihini yazmıştır.
ŞEKER’İN ANLATTIKLARI
İslami Hareket ile ilgili çalışmaları derinleştiren İstanbul emniyeti, örgütün bombacısı olarak da bilinen Mehmet Ali Şeker’in verdiği bilgilere göre, kırsal alanda da örgüte ait patlayıcılar buldu.
Emniyet kayıtlarına göre, 1965 Batman doğumlu Mehmet Ali Şeker, gerçekleştirdiği eylemler arasında Gazeteci-Yazar Çetin Emeç ile şoförü Sinan Ercan’ın öldürülmesi olayını da saydı.
Şeker, eylemi Kemal- Mesut- Arif kod adlı arkadaşlarının yardımıyla gerçekleştirdiklerini, eylemde kullanılan 45’lik otomatik silah ile 9,12’lik Brezilya yapısı Takaruf marka silahların örgütün sorumlusu olan Mesut Kod İrfan Çağrıcı ile birlikte Şile yolunda ormanlık bir alana gömdüklerini söyledi.
Ormanlık bölgedeki yeri gösterebileceğini söylemesi üzerine, polisle birlikte Beykoz’dan Şile istikametinde M. Şevket Paşa Köyü’nde, Şile istikametine doğru 9 kilometre sağda, üzerinde GÖKNES 1955 yazılı Çeşme’nin 100-150 metre yukarısına gidildi.
Mehmet Ali Şeker’in tepede bulunan ağaçların arasını gösterdiği yeri kazan polis beyaz renkli yeşil kapaklı 1 adet plastik bidon buldu. Bidonun ağzı açıldığında 7 adet sarılı; her birinin ağırlığı 5 kilogram toplam 35 kilogram C-4 plastik patlayıcı ortaya çıktı. (BELGE-21)

Mehmet Ali Şeker emniyette yapılan sorgusunda iki ayrı ifade verdi. Bu ifadelerin ilki daha çok örgüt yapısı, örgüte nasıl katıldığı ve İran’da aldığı eğitimlerle ilgili bilgiler içeriyordu. Şeker ifadesinde şunları diyordu:
“Ben, okulda okuduğum yıllarda birçok dini ağırlıklı kitaplar okudum. Bu kitapları okurken, dine karşı olan aşinalığım daha da arttı. Ve dinin tam uygulandığı çevreler içerisinde yer almaya başladım. Dini sohbetlerin yapıldığı toplantılara gidip gelirken aynı zamanda kitap evlerine gidip gelirken Deniz kod isimli Ekrem Baytap adlı şahsı tanıdım. Onunla sohbetim biraz daha arttı. Daha sonra Ekrem Baytap bana İran’a gitmemi önerdi. Ben de teklif cazip geldiği için kabul ettim. Batman’dan yanlış söyledim. İstanbul’dan pasaport çıkartarak karayoluyla 1987 yılı sonlarında yine Ekrem Baytap’ın bana verdiği şu an kesin olarak ismini hatırlayamadığım bir şahısla buluşmak üzere aynı zamanda da şahsın da telefon numarasını bana Ekrem Baytap verdi. Orda kaldığım süre içerisinde yapacağım masrafları da Ekrem karşıladı. Ben İran’a gittim. İran’da 15 gün kaldım. Bu kaldığım süre içerisinde HİZBUL-DAVA isimli örgüt mensuplarının yetkilileri bana pek ilgi göstermediler. Yalnız bana TNT-C4 ve dinamit gibi bazı patlayıcılarının özelliklerinden kendi çaplarında bana tanıttıktan sonra fazla ilgi göremediğim için geri döndüm. Döndükten bir ay sonra Suriye’ye Şam’a gittim. Burada da yine HİZBUL-DAVA örgütünün mensuplarının birinin ismini ve telefonunu Ekrem verdi. Bu telefona telefon ederek istenilen şahısla görüştüm. Benim esas amacım eğitim görmekti. Burada imkânları olmadığını bana eğitim veremeyeceğini bildirdiler. Ben Suriye’ye giderken Antep Kilis’ten çıktım. Hatay Cilvegözü’nden girdim. Böyle hatırlıyorum. Bunun aksi de olmuş olabilir. Doğru Batman’a gittim. Batman’da belli bir süre kaldıktan sonra yine Ekrem Baytap’ın isteği ile İstanbul’a geldim.
İstanbul’da 1988 yılının sonlarında Laleli’de bir otelde kaldım. Yalnız Batman’dan ayrılmadan Ekrem Baytap bana İstanbul’da kaldığın oteli bana bildir, ben sana bir arkadaşı göndereceğim, seninle görüşecek dedi. Ben de İstanbul’da otele yerleştikten sonra telefonla durumu Ekrem Baytap’a Batman’a bildirdim. Telefon konuşmasından birkaç gün sonra Mesut isimli şahıs otele gelerek benimle buluştu. Kendisi ile İran’a eğitime gideceğim konusunda görüşme yaptım O da bana fikri olarak bu tür çalışmaların bazı zorlukları olduğunu söyledi. Ben de hazırlıklı olduğumu kendisine bildirdim. Bu konuşmamızdan sonra Karayoluyla İran’a gitmek üzere otobüs bileti aldım. Ve Mesut’un İran’da gösterdiği otele yerleştim. Ta ki Mesut gelinceye kadar otelde kaldım. Mesut geldikten sonra, Tahran’ın kuzeyinde olan bu otelde tahminen bir ay süreyle kaldım. Bu kaldığım süre içerisinde hiç kimse ile temasım olmadı.
Mesut geldikten bir iki gün sonra Mesut’un kullandığı Tahran plakalı BMW marka bir oto ile Tahran’dan Kum kentine doğru yola çıktık tahmini 30 kilometre kadar gittikten sonra ayrılan bir yolu 15-20 dakika süreyle takip ederek yol sonunda bulunan askeri kampa geldik. Kampın nizamiyesinde bir askeri şahıs bizi karşıladı. Arabaya bindi. Kamp içinde 100-200 metre gittikten sonra kamp süresince kaldığımız barakanın önüne geldik. Burada Akif kod adlı Mehmet Aslan ve Kemal kod adlı şahısların kalmakta olduğunu gördüm. Mesut beni bunlarla tanıştırdı. Beni Mesut bu ismini verdiğim şahıslara Sait olarak tanıttı. Burada 2-3 battaniye üst üste sararak yatak olarak kullandık.
Mehmet, Akif Kemal Mesut ve ben aynı odada kaldım. Ertesi gün derslere başladık. Derslerin aynı barakada ÜSTAD adını verdikleri AZERİ TÜRKÇESİ olan bir şahıs tarafından bize verildi. Derslere dördümüzden başka katılan şahıs yoktur. Ancak, Mesut’un zaman zaman derslere girmediği oluyordu. Sabah namazından sonra koşu yapıyorduk. Bu koşu sırasında bizden başka birkaç askerden başka kimse yoktu. Eğitimimiz iki ay sürdü. Birinci ayda G-3 MP-5 Kaleşnikof, Uzi model tabancaların C-4 TNT, dinamit, patlayıcı, fitiller, elektrikli fünye, bunların bağlanış şekillerini, gösterir nazari bilgiler verildi.
Bu iki ay içerisinde bu silahların hem bağlanış şekillerini hem de atış şekillerini gördük. Bu saydığım patlayıcı ve silahları ÜSTAD gösteriyordu. Bizde uygulayıp yapıyorduk. Kampta kaldığımız iki ay süre içinde hiç ayrılmadık. Kamp sonunda Mesut, Akif ve Kemal ile birlikte Tahran’a döndük. Ben, Tahran’da Mesut’un verdiği bir miktar para ile karayoluyla Türkiye’ye döndüm.”
Burada önemli bir noktaya dikkat çekmekte yarar var. Emniyetin, İslami Hareket örgütünün bombacısı olarak tanımladığı Mehmet Ali Şeker, bomba eğitimini İran’da aldığını söyledi.
Önemli olan ise bomba eğitimini kimin verdiği?
Şeker’in ifadesinde ÜSTAD olarak geçen Azeri Türkçesi ile konuşan şahsı aklınızın bir köşesine yazın. Çünkü bu kişiye, Şeker’in ifadesinden yaklaşık yedi yıl sonra yapılan Umut Operasyonu’nda yeniden rastlayacağız. Yaklaşık aynı tarihlerde ama başka isimlere eğitim verirken.
Üstelik bu kez başka bir kod adıyla ama gerçek kimliği ile.
İran’dan karayolu ile Türkiye’ye gelerek İstanbul’a geçtiğini söyleyen Mehmet Ali Şeker, As Otel’de kalırken bir hafta sonra Mesut kod alı İrfan Çağrıcı’nın yanına geldiğini, birlikte ev aradıklarını ve Bostancı Tahir Yazmacı Sokakta 400 bin liraya ev tuttuklarını söyledi.
Elektronik kursuna başlayan Mehmet Ali Şeker, ifadesinde İran’dan Türkiye’ye geldikten sonra öğrendiğim bomba yapma olayı ile hiç bir deneme yapmadığını belirterek şöyle diyordu:
“Örgüt mensubu olan Orhan kod isimli Mehmet Zeki Yıldırım’a Kozyatağı SİMKOZ sitesindeki evde patlayıcı maddenin nasıl yapıldığını anlatıyordum. Bu arada kapsül maddesi olan Civa Fulmunant’ı anlatırken bunun C-4 den ve diğer patlayıcı maddelerden daha etkili olduğunu vurguladım. Bu esnada o günlerde güncel konu olan Bahriye Üçok’un da böyle bir yanı buna benzer ufak ve etkileyici patlayıcı ile olmuş olabileceğini vurguladım. Yoksa ben göndermedim de ne olmuş olabileceğini bilmem.”
ARABANIN ALTINA C-4
Mehmet Ali Şeker, yakalandığı tarihten yaklaşık 7 ay kadar önce, Mesut kod adlı İrfan Çağrıcı’nın kendisine bazı şahısların kaçırılacağını, bazı otolara bombalar konulacağını, bomba koyma olaylarının gözdağı verme amacıyla yapılacağını, otolarına bomba konulacak şahısların araçlara nasıl bomba yerleştirdiğini anlattı:
“Bu otolara konulacak uzaktan kumandalı bombaları evde hazırladım. Bu otoların yerlerinin istihbaratını Mesut yaptı. Sisli Koca Mansur Sokak içerisinde bulunan 67 DT 165 plakalı otoyu bana göstererek bu araba ile bir de Halaskargazi Caddesi İsmet Öztürk Caddesi’nde bulunan 34 L 5598 plakalı otoyu da gösterdi. Evde hazırladığım bombaları Hasan kod adlı arkadaşlarım bulunduğu halde bombaları yanımıza alarak otoların bulunduğu ilk önce Dr. Hüsnü İsmet Öztürk Sokak’ta bulunan 34 L 5598 plakalı otonun yanına geldim. Hasan’a gözcülük yaptırdım. Ben bombayı alarak otodan indim. Bombayı plastik bir kap içine hazırlamıştım. Park halindeki otonun sol tarafının altına girdim. Ve şoför mahallinin bulunduğu kısmı altında boru gibi bulunan yere bombayı telle bağladım ve tekrar çıkarak önceden gösterdiğim Koca Mansur sokaktaki yere geldim. Araba yerinde yoktu. Bombayı alarak eve gittim. Sabah erkenden kalktım. Tekrar Koca Mansur sokağa geldim. Yukarıda plakasını verdiğim oto gelmişti. Çevrede de kimse yoktu. Aynı zamanda sabah çok erkendi. Arabanın altına girdim. Hazırlamış olduğum bombayı otonun şoför mahallinin yakınındaki otonun ortası sayılacak yere zannediyorum, saft boşluğu denen yerleştirdim ve tekrar telle bağladım. Bağladıktan sonra tekrar sürünerek otonun altından çıktım. Her iki otoya bağladığım bombaların ikisi de uzaktan kumandalı idi. Buradaki bomba bağlama işi bittikten sonra akşamki bombayı koyduğum otoyu kontrol etmek üzere gittim. Bağladığım bomba sarkmış idi. Yapacak bir şeyim de yoktu Çünkü saat ilerlemişti. Daha sonra tekrar Mansur sokağa geldim. Sokakta hareket başlamıştı. Otonun yanına polisler gelince uzaktan kumandaya basmaktan vazgeçtim. Bilahare polisler bombayı tesirsiz hale getirdiler. Yani kontrollü patlattılar.
Ama bu arada HALKIN MÜCAHİTLERİ örgütünün üst düzey yönetici Ali Akbar Gorbani’nin bizimkiler tarafından kaçırıldığını da öğrendim. Aradan 10-15 gün geçmişti ki Mesut beni telefonla Yalova’ya çağırdı. Ben de bu telefona icabet edip Yalova’ya gittim. Mesut beni deniz otobüsü iskelesinde karşıladı. Beni alarak villaya götürdü. Villada kaçırılan Ali Akbar Gorbani’nin öldürüldüğünü öğrendim. Ben villaya geldiğimde, evde Mesut’tan başka Kemal ve Orhan kod adlı Mehmet Zeki Yıldırım vardı. Mesut beni eve bırakıp ayrıldı. Villanın adresi Yalova ilçesi Karamürsel yol altı Pınar Sitesi bila sayılı yer. Burada bir cesedin olduğunu öğrendim. Cesedi buradan arabaya yükledik. Devlet ormanının Çınarcık serisi 120 No.lu bölmeli 3 yol altı mevki olduğunu sonradan öğrendiğimiz bu yere bir metre kadar çukur eserek boynunda ip bağlı olduğu halde, Orhan, ben, Kemal üçümüz birlikte cesedi oraya gömdük. Bilahare yakalandıktan sonra anlattığım konuyu ilk sorguda anlattım. Savcı ve polis nezaretinde giderek cesedin olduğu mevkii gösterdim. Ceset buradan eşilmek suretiyle çıkartıldı. Bu çıkartılan ceset Ali Akbar Gorbani’ye aittir. Bunu ben ve arkadaşlarım öldürmedi. İranlılar sorgu esnasında öldürdü. Fakat biz cesedi toprağa gömdük.
…..
Silahlar bize eğitim veren bizi bu konuda yetiştiren İran devletince karşılanır. Benimle birlikte evimde yakalanıp yapılan aramada, evimde elde edilen 25 kg. C4 patlayıcı madde ile 8 kutu yine 1 kg. lık naylon torba içerisinde 8 kg. altı şişe sülfürik asit, 250 gr. siyanür, 2 adet intihar bel kemeri, 1 adet 2 metrelik limon küpü saniyeli fitil, 1 adet 1 metre saniyeli fitil, 4 adet elektrikli fünye, 1 adet NOBE amerikan kol saati, 5 adet flaş ampulü, 250 gram toz madde, 1 adet KALEŞNİNKOF, 2 adet Brezil taruuz, 1 adet 9 mm. çapli 16’li tabir edilen tabancalar örgüte aittir. Bunlar benim mesulüm olan Kod adı Mesut olarak bildirdiğim şahıstan örgütsel eylemlerde kullanılmak üzere bana ayrıca, M. Şevketpaşa köyünden Şile istikametine 9 km. mesafede sağda bulunan çeşmenin üzerindeki ormana gizlediğim 35 Kg. C-4 patlayıcı madde ile burada bulunan yine, yerini göstererek kazdırıp kutu içerisinden çıkartılan (1) adet INKRAM tabir edilen M-10 9 mm çaplı tam otomatik tabanca ile (1) adet Walter tipi 9mm çaplı Tabanca (1) adet Susturucu (1) adet Taarruz el bombası da örgüte aittir…” (Yazarın Notu: Mehmet Ali Şeker ifadesinde Gazeteci-Yazar Çetin Emeç ve Yazar Turan Dursun cinayetleri hakkında da bilgi verdi. Ancak her iki konunun Uğur Mumcu cinayeti ile doğrudan ilgisi olmadığından bu satırlara alınmadı.) (BELGE-22)

BU ACELE NİYE?
Mehmet İli Şeker’in ifadesi ve gösterdiği yerlerde ciddi miktarda silahın yanı sıra plastik patlayıcılar da ele geçirildi. Aynı tarihlerde Ankara’da Uğur Mumcu cinayetini araştırmakla görevli ekipler de olay yerinden elde ettikleri delilleri tanımlamakla meşguldü.
Önceki sayfalarda, Emniyet Kriminal Daire Başkanlığı’nın, Mumcu’nun aracına konan patlayıcı ile yaptıkları çalışmaları, hazırladıkları raporu, hatta içinde RDX bulunan patlayıcıya ulaştıklarını, plastik patlayıcının ne olduğunu tam olarak belirleyemediklerini söyleyen emniyet yetkilileri ile ODTÜ Kimya Bölümü’nden Ayhan S. Demir’in karşılıklı konuşmalarını da okudunuz.
Tartışmada, plastik patlayıcının patlamayla büyük bölümünün yok olduğunu, Mumcu cinayetinde küçük de olsa bulunmasının önemli olduğu vurgulanmıştı.
Ankara’da bunlar yaşanırken İstanbul’da ne oldu dersiniz?
Mehmet Ali Şeker’in göstermesiyle elde edilen ve emniyete göre C-4 olduğu belirtilen 30 kilogramın üzerindeki plastik patlayıcı, uzmanların muhafaza edilmelerinde sakınca vardır raporu üzerine 3 Şubat 1993 günü askeri alanda imha edildi. (BELGE-23)

Yani Uğur Mumcu’nun aracına konulan bomba ile katledilmesinden 10, Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez Kriminal Polis Laboratuvarı’nın o patlayıcının içinde RDX bulunan C-4 ya da Composition A olabileceğini belirttiği 27 Ocak 1993 günlü raporundan 7 gün sonra…
İstanbul’da yakalanan C-4’lerden imha edilmeden önce numune alındı mı, Ankara’ya gönderilip eşleştirme yapıldı mı, patladıktan sonra bıraktıkları izler de dâhil olmak üzere bilimsel karşılaştırılmalar yapıldı mı hepsi muamma.
Çünkü Mumcu cinayeti dosyaları arasında ya da Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu evrakları arasında bu yönde bir tek bir kayıt yok.
Devamı var…
iletişim: serdarozdeniz@hotmail.com
Yayınlanan bölümler:





