İSLAMİ HAREKETÇİLER SAVUNMADA
İslami Hareket Örgütü’nün önemli adamlarından Mehmet Ali Şeker ve Ekrem Baytap olayın üzerinden 4 yıldan fazla süre geçtikten sonra Bandırma Cezaevi’nde komisyon üyelerinin sorularını yanıtladı. Örgütün imamı olarak bilinen ve İstanbul Emniyeti’nde yapılan sorgusunda hiçbir şey söylemediği belirtilen Ekrem Baytap ile olayların üzerinden üç yıl geçtikten sonra yakalanan M. Ali Şeker’in milletvekilleri ile görüşmeleri oldukça gergin geçti.
Komisyon tutanaklarına da yansıyan görüşmede şunlar konuşuldu:
…..
BAŞKAN – Toplantıyı açıyorum Uğur Mumcu Cinayetiyle ilgili komisyonumuzun bilgisine ve ifadesine başvurduğu Ayhan Aydın isimli bir şahıs, Sayın Mehmet Ali Şeker’i, sizi, cinayet öncesi gecesi ve cinayetin olduğunda orada gördüğünü ve sizi teşhis ettiğini ifadeyle ifade verdiler, oradan başlayarak Uğur Mumcu Cinayetiyle ilgili ve bu iddiayla ilgili bilgilerinizi rica ediyorum söz sizin.
EKREM BAYTAP – Bu konuyla ilgili olarak bir çerçeve çizsek çünkü bu konuyla ilgili olarak hepimiz
EKREM BAYTAP – Olay topludur yani, onun için toplu olarak. Evvela şunu söyleyeyim, burada olayın neticesi çıkmış ortaya yani adamın ifadesinin yalan olduğu hukuken belirlenmiştir, ortaya çıkmıştır. İkincisi o ifadenin tanıklık yapılan esnada arkadaşın gözaltında bulunduğuna dair kesin kanıt vardır.
AHMET PİRİŞTİNA (İzmir) – O tarihte İstanbul’da gözlem altındaydım, fiilen böyle bir olayı işlemem mümkün değil diyorsun değil mi?
MEHMET ALİ ŞEKER – Evet, aynıdır.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Gözlem altına alınmanıza sebep ne idi o zaman, hangi davadan gözlem altındaydınız o zaman.
MEHMET ALİ ŞEKER – Bu konunun Mumcu ile ilişkisini merak ettim.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Uğur Mumcu ile ilgisi değil, yani siz o zaman gözlem altındaydınız ya neden dolayı gözlem altındaydınız?
MEHMET ALİ ŞEKER – İslami hareket…. İddiasıyla yakalandım.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Yani Uğur Mumcu cinayetinden önce İslami Hareket diye bir dava…
EKREM BAYTAP – Yoktur, öyle bir şey yoktur. Daha önce ifade etmiştim, gelmeden önce de arkadaşlara söylemiştik. Polisin daha evvel yapmış olduğu böyle bir operasyon vardı, bu operasyonda arkadaşlar evden alınmışlar, belli bir isim çıktı ya da isim bellidir yani, ayni şehrin insanları, birbirini tanıyan insanlar, ayni okulda okuyan insanların operasyon başlatılmış, operasyonda 20-30 kadar ev hemen hemen kimin evi varsa oralara baskın yapılmış ve toplanmıştır insanlar. Operasyonun herhangi bir şeyi yoktu o zaman belli bir amacı şeyi, hedefi yoktu. Sonradan olay patlak verince yani, Uğur Mumcu olayı patlak verdikten sonra olay biraz daha büyüdü ve sansasyona dönüştü, şekil kazanmaya başladı, örgüt ismi takıldı, ondan önce ne örgüt ismi vardı, bu tip olaylar Türkiye’de çok sık olur yani, siyasi olaylarda özellikle. Bir isimle, insanın ifadesiyle 20-30-40 tane insan gözaltına alınır, belli evlere baskın yapılır, toplanılır, neticede ya bırakılır ya da belli dava açılır, soruşturmaya tabi tutulurlar. Bizim olay daha farklı seyretti, o an işte Uğur Mumcu olayı patlak verdiği için olayın şekli değiştirildi, hem örgüt ismi o an takılmaya başlandı, hem operasyon biraz büyütüldü, başka bu sefer zanlılar, siyasiler katıldı olaya, olay ona göre büyüdü yani.
AHMET PİRİŞTİNA (İzmir) – Mahkemeniz, devam eden konuda İslami Hareket Örgütü olarak devam eden davada İslami Hareket Örgütü sizin verdiğiniz bir isim mi yoksa mahkeme safhasında adınız böyle mi anılmaya başladı?
EKREM BAYTAP – Bu ismi polis taktı o dönemlerde, belki bu Uğur Mumcu olayından dolayı o zamanki hükümet ve polisin, bürokrasinin taktığı bir isimdi neticede mahkemede bu şekilde lanse edildi. Halen de o şekilde gidiyor.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Uğur Mumcu olayından önce siz yakalandınız. Uğur Mumcu cinayetinde siz içerdesiniz, arkadasınız, daha sonra Uğur Mumcu cinayeti oluyor ve sizin işlediğinize dair tanıklık yapılıyor, o sırada içeridesiniz, ne kadar kaldınız, Uğur Mumcu’dan kaç gün evvel göz altına alınmıştınız, ondan sonra ne kadar kaldınız. Bu birinci sorum. İkinci sorum da, daha ziyade C-4 dedikleri RDX dedikleri patlayıcı var, bu RDX’le ilgili olarak diyorlar sadece siz bu işi yapabilirsiniz diye bu konuda bir bilginiz var mı?
MEHMET ALİ ŞEKER – Arkadaşlar üç gün önce gözaltına alınmışlar, bu Uğur Mumcu olayından üç gün önce gözaltı süresi başlamış, resmiyete bu şekilde lanse edilmedi de tarihlerde oynama olmuştu polisin o fezlekelerinde falan, genelde üç gün önce operasyon başlatılmıştı, o zaman gözaltında idik, yani teşhis edilen tarafların hepsi gözaltında idi.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – İrfan Beyde mi?
EKREM BAYTAP – İrfan beyin ilgisi yok, daha yeni üç yıl sonra gözaltına alındı. Sadece isimler geçiyordu o tarihte.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Olaydan üç gün önce arkadaşınız gözaltına alınıyor, olay oluyor, ondan sonra yük onun üzerine yükleniyor, öyle mi oluyor?
MEHMET ALI ŞEKER – İlk yakalandığı ayın 21’inde yakalanıyor, diğer 23’de yakalandı. 24’de de Mumcu öldürüldü. Yani bu şekilde.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Siz 23’ünde yakalandınız.
EKREM BAYTAP – Bu isimler bellidir. Bazı belgelerde 24 yapıldı, 26 yapıldı, basına da yansıdı, bunun belli amacı vardı.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Bu RDX, C-4 dedikleri şeyden haberiniz var mı, nasıl bir şey.
MEHMET ALİ ŞEKER – Onu şeye sorsanız daha iyi, polis bu konuda daha iyi bilgi verir.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Biliyor bilmiyor diye soruyorum. Dosyalarda geçiyor da, yalnız sizin hakkınızda siz bu işi bilirsiniz gibi geliyor, onun için size soruyorum, böyle bir şeyden bilginiz var mı?
MEHMET ALİ ŞEKER – Daha önce ifade etmiştim, bu anlamda ben bir şey demiyorum.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – RDX, C-4 nedir bilmezsiniz?
MEHMET ALİ ŞEKER – Zaten ülkeler bazında şey yapılan bir şeydir bu, kalkıp normal bir insanın böyle bir şey yapması biraz zor yani.
EKREM BAYTAP – Bire indirgenmesi mantıklı olmaz.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sizde C-4 diye bir şey yakalandı mı?
MEHMET ALİ ŞEKER – Böyle bir şey görmedim. Daha sonra şubedeyken şey oldu, belli bir tezgâh açılmıştı o zaman.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Benim dikkatimi çeken, diyorlar ki, C-4 sadece İslami Hareket Örgütünde tenekeyle bulundu. Yani sizin evde mi bulundu bu teneke, C-4? Yani olayı açma açısından.
MEHMET ALİ ŞEKER – Bende C-4 yakalanmadı. Daha önce de ifade ettim, belli silahlarım vardı, onların dışında zaten çok büyük… İfade etmiştim bunu neredeyse bir top eklenmediği kalmıştı o tezgâhın üzerine.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sağdan soldan bunları eklediler?
MEHMET ALİ ŞEKER – Bunu ifade etmeye gerek yok kanaatimce.
FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Bakın, bir yerde sizin hakkınızda gelen bu işlemlerden dolayı bizim kafamızda vuzuh bulması; niye? Adam diyor ki C-4,ü bunlar kullanmışlar. Yani, biz de diyoruz ki, sizin ağzınızdan duyalım, kullanıyor musunuz kullanmıyor musunuz?
EKREM BAYTAP – Arkadaşım ifade etti bunlar. Yani Mumcu olayıyla hiç bir ilgisinin olmadığını, C-4 de kullanmadığını, evde silahların yakalanış biçimlerini de izah etti, simdi olayın diğer boyutlarına girecekseniz bu bir mahkemeye dönüşecek yani.
BAŞKAN – Sadece Uğur Mumcu dosyasına ona girin. Arkadaşımızın sorduğu sorunun kökeni, dosyada, bazılarının İran’la, C-4,le, istihbarat birimleriyle ilgili ortaya koyduğu Fethullah beyin de söylediği, dosyadaki bazı soruları arkadaşlarımız size yöneltiyorlar. Bunların hepsi Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili dosyalarda var olan şeyler.
EKREM BAYTAP – Şunu söyleyeyim, Uğur Mumcu cinayetinin bizimle hiç bir ilgisi olmadığını devletin bütün birimleri biliyor, devletin bütün birimleri yani, polisi biliyor, MİT’i biliyor, askeri istihbaratı da biliyor, hatta o zaman ki hükümetin bütün erkânı biliyor, İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’den tutunuz, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e kadar tümü bu işi biliyorlar yani, yani bu işin bizimle ilgisi olmadığını, hani en ufak bir delil dahi olmuş olsaydı, bugün daha çok şey durumunda yargılanacağımızı da biliyorlardı. Sırf kamuoyu oluşturmak için özellikle bu işi ortaya çıkarıp işlemeye çalışacaklardır.
Hepsi de bu işte bizi sorguladılar yani. Bu işi araştırdılar, bizimle ilgisi olmadığını da biliyorlar ve bunu ifade ettiler. Nitekim en yakın zamanda konuşan istihbarat daire başkanı Hanefi Avcı bizatihi sorgulamaya katılanlardan birisi kendisidir yani en ufak bir delil bulamadılar, bir kuşku dahi ortaya çıkmadı.
BAŞKAN – Hanefi Avcı dediniz, Hanefi Avcı komisyonda, arkadaşlarımızda biliyorlar. İran ihtimali üzerinde en yüksek durduğunu, hatta yüzde 100’e yakın İran ihtimalini, şimdi bu sorular yöneltilirken…
EKREM BAYTAP – İşte bu sorunumuz değildir, bu bizim sorunumuz değildir.
BAŞKAN – Ben onu elemiyorum. Bak, evvela komisyon üyesi hiçbir arkadaş, siyasi parti üyelerinin, hiçbir arkadaşımızın, hiçbir ön şartı yok.
EKREM BAYTAP – Ön şart olsa da olmasa da, olabilir yani, ayrı bir olay.
AHMET PİRİŞTİNA (İzmir) – Sizinle konuşmaya başladığımızdan itibaren anladığım kadarıyla aramızda bir hassasiyet doğdu bir duyarlılık doğdu.
Bu hassasiyeti kaldıralım aramızdan yani. Böyle bir şey olmasın yani sorularda böyle, biz dediğim gibi savcı değiliz, hâkim değiliz, sizi suçlamak, bir şey yapmak amacı yok, böyle bir şey yok, hatta bakın şey yani belki bilmiyorum usulden midir, belki yanlış da olabilir ama bazı dokümanlar şeyin olmadığına dair belgeler, yani anlatabiliyor muyum? Yani buna birde sizinkini eklemek, sizin savunmanız tezi güçlendirici şeylerdir bunlar. Başka bir kanaat daha var. Şimdi, mesela bu Çetin Emeç’le ilgili Zehabi diye birisinin bu işi işlettiğine dair bir şey var; ama şu veya bu biçimde ne olursa olsun, ama zorla, ama hile ile ama bilmem ne ile sizin üstünüze veya kabul ettirilmiş olarak üstünüzde giden bir şey var, anlatabildim mi? Yani, sizin üstünüzde kalmasındaki şey nedir, yani niye kaldı, bunu da söyleyin, yani size doğru daha çok yönlendirildi. Aslında Celal Zehabi, mesela baktığınız zaman objektif olarak, orayı suçlu görüyorsunuz.
EKREM BAYTAP – Tabii, il emniyet müdürleri sorgulamaya bizzat katıldılar da bizim bu olayla ilgimizin olmadığını kabul ettiler.
BAŞKAN – Bu konuda Emniyet Genel Müdürlüğü?
EKREM BAYTAP – Emniyet Genel Müdürlüğünü bilmiyorum. Menzir, İsmet Sezgin’in dava arkadaşlarıydı ve Menzir, bize sizin bu isle alakanız olmadığınızı biliyoruz dediler; buna rağmen İsmet Sezgin kalktı bu ifadeyi kullandı.
AHMET PİRİŞTİNA (İzmir) – İrfan bey, bu altın kaçakçılığından dolayı bu Zehabi’nin, işte, Çetin Emeç olayı, niye, yorum yapmak istersen yorumum çünkü sizin de bilginiz olması mümkün değil, niye size doğru yönlendiriliyor.
İRFAN ÇAĞRICI – O kurt mantığı var ya, o kurt mantığından. Yani, siz bir defa kurt mantığı düşlemişsiniz her şeyi onun için muteber görürsünüz.
AHMET PİRİŞTİNA (İzmir) – Ama o bakış açısı mı, yoksa daha kasıtlı daha şey yok mu yani? Bu küçük yavrukurt bu kuzuları yiyemez diye bakmamak gibi bir tedbirsizlik…
İRFAN ÇAĞRICI – Tedbirsizlik anlayışı yok bu konuda. Çelişkiler taşıyor, bu çelişkiler şöyle veya böyle bir takım yerler takip etmeye çalışıyor, bu sistemin doğasının gereğidir. Meseleye bu açıdan bakarsak çok daha farklı sonuçlara ulaşacağı elzemdir.
EŞREF ERDEM (Ankara) – Şimdi, iddia şundan geliyor, iddiada Mehmet Ali Şeker, Ekrem Baytap, İrfan Çağrıcı meselesi de değil, iddianın geneli şöyle geliyor, bir, bu C-4 özel bir maddedir, Uğur Mumcu bununla öldürülmüştür. İslami Hareket Örgütü diye sonradan takılan isimle ilgili C-4’ler bu örgütte bulunmuştur. Bunu destekleyecek kendilerince o tarzlı ifadelerde ben kendileri Mehmet Ali Şeker ile falanı teşhis ettiğimden ibaret imiş iş, bunun bir bağlantısı var, Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik dışarıdan İran’da bir eğitim var mı yok mu, sizin ifadeleriniz de var mı yok mu, bilmiyorum, bu arkadaşlarımız İran’da eğitim gördüler, İslami Hareket Örgütü Türkiye bir pramit değildir, istihbari yönden, yani tepesi (A) aşağı doğru genişlemeli değildir, İslami Hareket Örgütü küçük küçük odaklardan ibarettir ve İran falan filan Türkiye’de herhangi bir eylem yapmak istediği zaman orada eğittiği çekirdek kadrolardan insanlar gönderir Türkiye’ye, birbirleri arasında irtibat yoktur, eylemleri de böyle yaparlar. Dolayısıyla, Uğur Mumcu’nun faili bulunamayınca, dönüp dolaşıp ihtimallerden bir tanesi, en az sizinki kadar PKK duruyor, en az sizinki kadar bir başka yer duruyor, en az sizinki kadar başka bir çete duruyor, bütün bu ihtimalleri sayıp değerlendirip nihayet bizler hakim değiliz, savcı değiliz, bizler bize görev veren gruba raporumuzu, kararımızı aktaracağız ve nihayet orada kalacak. Dolayısıyla, size sorulan sorular, İran’da eğitim gördü mü görmedi mi, bütün bunların bu huzurda çeşitli devlet kademelerinde görev yapan insanların söylediklerinin bir araya gelmesinden çıkan sorulardır, o sorulara cevap verip vermemek de size ait tabii.
EKREM BAYTAP – Cevap verildi bunlara. Geri kalan de şeydir efendim, siz daha iyi bilirsiniz politikacının politik malzemesidir.
BAŞKAN – Sayın Şeker, Sayın Çağrıcı, Sayın Baytap sizlere ilgili tekrar bu konuyla yani, Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili söylemek istediğiniz herhangi bir şey olup olmadığını sormak istiyorum
EKREM BAYTAP – Hayır efendim.
BAŞKAN – Sayın Çağrıcı bu konuda herhangi bir şey söylemek istiyor musun?
İRFAN ÇAĞRICI – Tutuklu kaldığım sürede de bu konuyla ilgili bilgim olup olmadığını bana sordular, ben buna hayır cevabını verdim, başka ilave edecek bir şeyim yok.
BAŞKAN – Sayın Seker?
MEHMET ALİ ŞEKER – Yok.
BAŞKAN – Arkadaşlarımızın soruları var mı? Yok. Toplantıyı kapatıyorum.
… (BELGE-25)

AYHAN AYDIN’IN TANIKLIĞI
Uğur Mumcu cinayetini İslami Hareket örgütü militanlarının gerçekleştirdiğine yönelik en büyük kanıt Mumcu’nun öldürülmesinden bir hafta sonra 31 Ocak 1993 tarihinde ortaya çıkan Ayhan Aydın isimli tanıktı.
Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne başvuran ve olayı gördüğünü öne süren Ayhan Aydın, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde kendisine gösterilen İslami Hareket Örgütü sanıklarından Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta’yı Uğur Mumcu’nun aracının altına bomba koyanlar olduğunu teşhis edince, bir anda olayın akışını değiştirdi.
Ayhan Aydın’ın daha sonra TRT 1’de yayımlanan ve yapımcılığı ile sunuculuğunu Reha Muhtar’ın yaptığı ATEŞ HATTI programına çıkarılması da, Aydın’ın bir anda kamuoyu gündemine yerleştirdi.
Ayhan Aydın’ın Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde verdiği ifadeye göre, Uğur Mumcu cinayeti şöyle işlendi:
…..
“Ben yukarıda belirttiğim adreste eşim ve bir çocuğumla birlikte ikamet etmekteyim, değişik serbest işlerde çalıştım, şu anda boşta geziyorum, Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü 24.01.1993 günü evimden iş bulabilmek gayesiyle ayrıldım, değişik yerlerde iş aradım ama bulamadım, ben ne iş olsa yaparım kömür odun ve eşyada taşırım, bunun için evimden çıkarken çuval ve ip aldım, iş bulamayınca Karlı sokağın üst tarafında bulunan cami inşaatı aklıma geldi, çünkü ben 8.nci ayda burada bana göre iş olmadığını öğrendim, caminin alt tarafında bulunan Karlı sokağın köşe başındaki “DEDE EFENDİ” isimli kebapçıya geldim, dışarıda garson kıyafetli bir şahıs içeriye ayran taşıyordu, ben yanına yanaşıp, “HEMŞERİM BENİM ALTIBİN TÜRK LİRASI PARAM VAR, BANA BUNUNLA BİR YEMEK VEREBİLİR MİSİN” dedim, o da bana hitaben içeride bulunan sakallı şahsı göstererek buranın sahibinin bu şahıs olduğunu söyledi ben de kendisine altı bin liram olduğunu bana bu paraya karşılık yemek verip veremeyeceğini söyledim, o da bana ayıp ediyorsun hemşerim, sen dışarıda bekle ben sana yemek getiriyim dedi, tahminen 10 dakika kadar bekledim ve bana yemek getirdi, ben de kıyafetim düzgün olmadığı için yemeğimi alarak dışarda bulunan taksi durağının köşe başına geldim, taksi durağında bir bardak su içtim, ve yemeğimi yemeğe başladım, o esnada elinde bir kola şişesiyle aynı zamanda kolayı içen 1.65 – 1.70cm BOYUNDA, ESMER, 30-35 YAŞLARINDA, DÜZ VE NORMAL SAÇ TRAŞLI, BIYIKLI, TAHMİNEN 70 KG AĞIRLIĞINDA, SOL YANAĞININ KULAK VE FAVORİSİNİN OLDUĞU YERDE İYİLEŞMİŞ ELİPS ŞEKLİNDE 3-4 CM ENİNDE BOYU 1CM EBADINDA BİR YARA İZİ BULUNAN, SİYAH GÖZLÜKLÜ, SİYAH DERİ MONT, KOT PANTOLON, KOYU MAVİ ATKI BULUNAN, BOZUK LİSANLI BENİM BİLDİĞİM KADARI İLE ŞARK LİSANLI bir şahıs gelerek bana hitaben HEMŞERİM BURALI MISIN dedi bende kendisini ilgilendirmediğini söyledim, bunun üzerine bana BENDE DOĞULUYUM HEMŞERİ SAYILIRIZ dedi, bende işsiz olduğumu işsiz olduğum için burada iş aradığımı söyledim, tekrar bana BİZDE İŞ VAR, GEL BİZİMLE ÇALIŞ, BİZDE SANA DA İŞ VAR bende bu adamdan adres ve telefon istedim, bunun üzerine bana BİZİM YERİMİZ BELLİ DEĞİL, SEN TELEFONUNU BİZE VER BİZ SENİ İŞ OLDUĞU ZAMAN ARARIZ DEDİ ben evimin telefon numarasını verdim, o esnada lacivert bir DOĞAN marka hususi araba geldi, arabayı çok iyi gördüm, çünkü arabanın lastiği neredeyse yere oturmak üzereydi, yani patlamıştı, yanımdaki adam bizi süzüyordu ve rengi değişmişti korkulu bir görüntüsü vardı, o esnada adam beni lafa tutuyordu, ve dolayısıyla beni meşgul etmeye çalışıyordu, ben gözümü lacivert DOĞAN otodan ayırmıyordum, lacivert doğan otodan iki kişi çıktı, bunlardan şoför olan, 1.60 cm boylarında, kumral buğday tenli, saçları kestane rengi, göz rengini göremedim, bıyık ve sakalı olmayan, siyah beyaz çizgili kumaş palto, siyah kumaş pantolon vardı, diğer şahıs ise; siyah deri montlu, kıvırcık siyah saçlı, siyah pantolonlu, arka bana dönük olduğundan yüzünü hatırlamıyorum yalnızca montunun içerisinde bir şey gizliydi, çünkü sol eli devamlı karnında bulunuyordu, her iki şahısta arabanın patlayan lastiğini değiştirmek için, arabaya kriko vurdular, çok seri bir şekilde somunları çıkarttılar, o esnada şoför diğer şahsa, MISTIK ARABANIN ALTINA SOMUN KAÇTI dedi, bunun üzerine deri montlu şahıs Uğur Mumcu’nun arabası olduğunu sonradan öğrendiğim şahsın arabasının altına girdi ve burada tahminen bir dakika kadar kaldı, bu şahıs arabanın altından çıktıktan sonra benim yanımdaki adam yanımdan ayrılarak sağda bulunan aşağı kesimdeki sokağa doğru yürüyerek devam etti, o sırada lastiği patlayan arabanın lastiği de değişmişti, o sırada adam yürümüş olduğu istikamete doğru gitti, aradan 10-15 dakika kadar geçmişti yani saat 13.20 sıraları idi, adamlar benim yanımdan 13.05, te ayrıldılar, bunun üzerinden 10-15 dakika kadar geçmişti ki, üzerinde gri renkli palto, kahverengi çizgili pantolon bulunan tahminen 45 yaşın üzerinde, gri yani tam ağarmayan saçlı bıyıksız, şişmanca, şapkası olmayan atkısı olup olmadığını fark edemedim, elinde hiç bir şey olmayan yani elleri boş, bir erkek şahıs, kurşuni metal renkli, Renault marka otonun yanına geldi, otonun kapısını açtı, bu esnada karşı evden bir kadın balkon muydu cam mıydı kesin hatırlayamayacağım, bir bayan bir şeyler söyledi, ne söylediğini fark edemedim, adam da ona tamam canım dedi, adam arabanın kapısını açarak otonun içine bindi, o arabaya bindiği zaman yanından da bir araba geçti, arabanın rengini ve markasını hatırlayamıyorum, çocuk önde, yani arabada bir çocuk vardı ve çocuk arabanın sağ tarafında önde bulunuyordu, 40-45 yaşlarında bir şahıs arabayı kullanıyordu, bu araba buradan geçtikten sonra, otonun yani patlayan otonun içinde bulunan şahıs SAĞ ELİNİ VİTES KOLUNA ATAR ATMAZ ARABA İNFİLAK ETTİ- PATLAMA ESNASINDA ARABA BİR METRE KADAR YERİNDEN YÜKSELDİ, ONDAN SONRA HAVADAN ET VE METAL PARÇALARI GELMEYE BAŞLADI, PATLAMA ESNASINDA MAVİ BİR DUMAN ÇIKTI- BU DUMAN BİRDEN ÇIKIP KAYBOLDU, ONDAN SONRA BEN ORADAN KALKTIM, KARLI SOKAĞIN BULUNDUĞU SOKAĞIN ÜST TARAFINDAKİ ANA CADDEYE ÇIKTIM BURADA BULUNAN CADDEDEKİ BAKKALDAN BİR ŞİŞE SU ALDIM İÇTİM VE BURADAN UZAKLAŞTIM ve doğruca evime gittim, ertesi gün korkumdan hiç bir yere çıkmadım, itfaiye meydanında bulunan eski eşya satın alan birine telefon ederek evimde bulunan televizyonumu sattım, yine korkumdan 8 gün dışarıya çıkmadım, bugün yani 31.01.1993 günü de polise giderek durumu anlattım, benim bu olay hakkında söyleyeceklerim bunlardan ibarettir, bilgim ve gördüklerim bu kadardır, dedi, tanık olarak alınan ifadesinin hiç bir cebir ve şiddet yapılmadığını, tanık olarak alınan ifadesini tamamen hür olarak ve serbest biçimde verdiğini beyan etti, ifadesini okudu, doğruluğunu imzası ile tasdik etti ve edildi. 31.01.1993 saat 19.30”
Ayhan Aydın ilk ifadesinde olayı gördüğünü söylemekle kalmıyor, kendisiyle konuşanların ve Mumcu’nun giydiklerinden, yüzlerindeki yara izlerine kadar bir dizi ayrıntıyı da anlatıyordu. Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde bu ifadeyi veren Ayhan Aydın, olayın tek görgü tanığı olarak daha sonra İstanbul’da yakalanan İslami Hareket militanları arasından da verdiği ifadede tanımlarını yaptığı kişileri gösteriyordu. Bunlar, Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta’ydı. 13 Şubat 1993 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde düzenlenen Teşhis Tutanağı’nda Ayhan Aydın şunları söylüyordu:
“24.01.1993 günü saat 13.00 sıralarında İlimiz Çankaya İlçesi Karlı Sokak No: 63 sayılı yer karşısında bulunan özel otomobiline bindiği sırada, meydana gelen patlama neticesinde hayatını kaybeden gazeteci- yazar Uğur Mumcu’nun öldürülmesi olayı ile ilgili olarak olay tarihinde olayı gördüğünü ancak korktuğu için 31.01.1993 tarihinde saat 19.39 sıralarında müdürlüğümüze gelerek ifade veren aslen Kars İl’i Arpaçay ilçesi Arslanoğlu köyü nüfusuna kayıtlı Ahmet ve Hatice oğlu 1964 doğumlu Ayhan Aydın aynı gün ve saatte alınan ifadesinde olay tarihinde iş aramak maksadı ile Çankaya semtine gittiğini, ara işlerinde çalıştığını, Karlı sokağa geldiğinde lokantadan yemek aldığını ve taksi durağının köşesinde bulunan kaldırım taşına oturarak yemeğini yerken yanına uzun boylu, esmer, gür pala bıyıklı, sol favorisinin ve kulağının birleştiği yerde yara izi olan bir şahısın gelerek kendisine burada mı oturuyorsun diyerek konuşmaya başladığını kendisinin de sana ne diye terslediğinde kızmamasını ve kendisinin de Kürt olduğundan dolayı hemşeri olduklarını, kendisine bunun üzerine iş aradığını söylediğini, şahısın ise bizde çok iş var gel bizde çalış dediğini, bunun üzerine şahıstan adres ve telefon istediğini, telefon ve adres vermediğini, kendilerini bulamayacağını ancak telefon numarası vermesi halinde kendisini arayacaklarını, söylemesi üzerine adı geçenin 441 13 21 No’lu telefonu verdiğini, telefonun kendisine ait olduğunu, bu arada ben telefon numarasını verdiğim şahıs yanımda olduğu halde lacivert renkli bir yeni bir Doğan otonun geldiğini gördüğünü beyanla, bu doğan otonun sol arka lastiğinin patlak olduğunu, neredeyse yere değdiğini, Uğur Mumcu’nun infilak eden arabasının yanına aralarında 70-80 cm. mesafede durduğunu, acele bir şekilde arabayı krikoya alarak yine acele bir şekilde lastik değiştirdiklerini, bu arada otonun sağ tarafında oturan şahıs diğer şahsa “Mıstık bijon arabanın altına gitti” diyerek almasını söylediğini, oto içerisinde iki şahısın bulunduğunu, Mistik diye hitap edilen şahıs mezkur otonun altına girerek 1 dakika kadar kaldıktan sonra çıktığını ve ikisi birlikte otoya binerek gittiklerini, bu arada kendisinden telefon alan şahısın lastik değişimi esnasında gittiğini, daha sonra kendisinin telefonunun kesik olması nedeniyle evinden aranıp aranmadığını bilmediğini, tarihten 3-4 gün önce iki üç kişi evinin alt kısmındaki bakkala gelen şahısların kendisini sorduğunu, bunu bakkaldan öğrendiğini, gelen şahısların kim olduğunu bilmediğini, bakkal olan Asur Aydemir’de bilmediğini ve evde olmadığını söylediğini beyanla, adı geçen 13.02.1993 tarihinde Müdürlüğümüze davet edilerek, 10.02.1993 tarihinde İstanbul İl’inden teşhis için getirilen sanıkların teşhisi işlemi adı geçen ve sanıklar teşhis odasına alınmış olup, teşhisi yapacak Ayhan Aydın’a tek tek sanıklar gösterilmek suretiyle teşhis işlemine başlandı. AYHAN AYDIN BEYANLA / Bana göstermiş olduğunuz şahıslardan şu anda gördüğüm bu şahıs olay tarihinde Doğan marka otoyu kullanan şahıstır, bu şahısın adının Mehmet Ali Şeker olduğunu öğrendim, otonun lastiğini ise bu şahıs değiştirdi, yanındaki şahsa MISTIK diye seslenerek bijonu almasını isteyen ve tekrar direksiyona geçerek otoyu kullanan şahıs bu şahıstır, yine bana gösterdiğiniz ve Mıstık diye hitap edilen ve Uğur Mumcu’nun otosunun altına girerek bijonu almak için 1 dakika kadar kalan ve tekrar otoyu binerek birlikte giden ve adının Ayhan Usta olduğunu burada öğrendiğim şahıs bu şahıstır diye beyanda bulunması üzerine tekrar sorulduğunda, ifademde belirttiğim ve şu anda görmüş olduğum şahıslar anlattığım gibi bu iki şahıstır, diyerek teşhis işlemine son verilmiş olup, tanzim edilen iş bu teşhis tutanağı birlikte imza altına alınmıştır. 13.02.1993 saat: 21.00”
Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde verdiği ifadenin ardından iki İslami Hareket Örgütü militanını da teşhis eden Ayhan Aydın, benzeri bir ifadeyi 21.9.1993 tarihinde Faili Meçhul Siyasi Cinayetleri Araştırma Komisyonu’nda da verdi. Komisyon, İstanbul’daki tutanak tahrifatlarını da ortaya çıkarınca, ortaya ilginç gelişmeler çıktı. Faili Meçhul Siyasi Cinayetleri Araştırma Komisyonu raporunda bu konu şöyle açıklanıyordu:
“Bu tespitimiz ve bulgularımız üzerinde kamuoyunda tartışmalar başlamış ve Uğur Mumcu’nun katillerinin Ayhan Aydın’ın teşhis ettiği kişiler olabileceği ihtimali üzerinde yoğun bir şekilde durulmuştur. Komisyonumuzun çalışmaları sonunda bulunan bu gerçeklerden bazı şahıslar rahatsız olmuş ve bu tarihten sonra komisyonumuzun Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili olarak görevli olan kurumlardan daha aktif çalışarak inisiyatifi ele alıyor olması komisyonumuza karşı kanuni görevini yapmayan veya ihmal eden kişilerin cephe oluşturmasına yol açmıştır. Bu cümleden olmak üzere komisyonumuzun bulmuş olduğu tespitlerin yanlış olduğu ve hiç bir mana ifade etmediğini ispatlamak için bir kısım çevreler yoğun bir çaba içerisine girmişlerdir. Soruşturmayı yürütmekle görevli Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Ülkü Coşkun tutanak tahrifatı olmadığını ve Mehmet Ali Şeker’le Ayhan Usta’nın Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü tarih olan 24.1.1993 günü gözaltında olduklarını ispatlayarak komisyonumuzun yapmış olduğu tespitleri boşa çıkartmak için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde incelemeler yapmış ve bu incelemeleri neticesinde;
Ayhan Aydın’ın bilgi ve görüşünün doğru ve samimi ve itibar edilecek bir ifade olmadığı sonuç ve kanaatine varılmış olduğunu diyerek tanık Ayhan Aydın’ın yalan beyanda bulunduğunu kendisince ispatlamış olmuş ve böylece de komisyonumuzun tespit etmiş olduğu tutanaklardaki tahrifatın önemli olmadığını ispatlamış olmuştur. Daha sonra kendilerince tutanaklardaki tahrifatların önemli olmadığını ispatlayarak Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı bu tarihten sonra tanık Ayhan Aydın hakkında 5.10.1993 gün ve 1993 / 415 Muh. Sayılı yazılarıyla TCK 285 / 1. Maddesinde yer alan İslami Hareket Örgütünde Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta’ya karşı iftira fiilini işlediği iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.
Görüldüğü üzere komisyonumuzun görevi ve yetkisi gereği olay hakkında bilgi toplamasından rahatsız olan kişi veya kurumlar komisyonumuzun inandırıcılığına gölge düşürmek için yukarıdaki olayda olduğu gibi birçok işlemlerde bulunmuşlardır. Hatta Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Nusret Demiral, Ankara Emniyet Müdürlüğüne göndermiş olduğu 18. 10. 1993 tarih B- 1993 /1493 sayılı yazısıyla Uğur Mumcu’nun öldürülmesi olayı ile ilgili olarak ifadesinin alınması için başvuran tanık Ayhan Aydın’ın beyanlarında teşhis ettiği Mehmet Ali Şeker ile Ayhan Usta’nın İstanbul Emniyet Müdürlüğünce başka bir olay nedeniyle 23.1.1993 günü gözetim altına alındıkları, bu nedenle 24.1.1993 günü Ankara’da bulunmalarının imkânsız olduğunu belirterek, siyasi nitelikteki faili meçhul cinayetleri araştırmakla görevli, örneğin Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili olayın içindeki işlemler için Müdürlüğümüzden Meclis Araştırma Komisyonunca istenilen bilgiler için Cumhuriyet Başsavcılığımızın haberdar edilmesine, bilgimiz dışında anılan komisyona bilgi verilmesi yukarıdaki hükümler içeriğinde yasal engeli olduğu için bu duruma özenle uyulmasını rica ederim diyerek; komisyonumuzun yukarıdaki bölümde açıklandığı üzere Anayasal yetki ve görevine müdahale ederek işlevsiz hale getirmeye çalışmıştır.”
Konu Ayhan Aydın’ın tanıklığı olmasına rağmen, yeri gelmişken Ankara D.G.M. eski Başsavcısı Nusret Demiral’ın Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu’nun daveti üzerine gönderdiği cevap yazısına burada değinmekte yarar var. Demiral, 24.02.1997 tarihli cevap yazısında; “görevde iken daha önce kurulmuş olan ve aynı olayı araştırmakta bulunan bir başka Meclis Araştırma Komisyonu’na yukarıda sayılan gerekçelerle istenilen bilgiyi verememiştik. Şimdi sözle de olsa aynı olay ile ilgili tahkikat hakkında yeniden bilgi vermeye mezun bulunmadığımı bilgilerinize saygıyla arz ederim” dedi. (BELGE-26)

Nusret Demiral’ın her iki komisyona da bilgi vermeme konusunda takındığı bu tavrı kamuoyunun takdirine bırakırken, kullandığı Onursal Cumhuriyet Başsavcısı sıfatı konusunda komisyonun Adalet Bakanlığına yazdığı yazıya dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan imzasıyla verilen cevap da ilginç. Cevap aynen söyle:
“Adli Yargı, idari Yargı ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görev yapan Cumhuriyet Başsavcıları, Hâkim ve Savcıların emekli olduktan sonra yasal dayanağı bulunmayan Onursal sıfatını kullanmaları mümkün değildir. Ancak, hukuk sistemimiz içerisinde sadece Yargıtay Birinci Başkanı, Başkan vekilleri, Daire Başkanları ve Üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Vekiline emekli olmaları halinde Yargıtay Birinci Başkanlık Divanı’nın 28.06.1979 gün ve 55 sayılı kararı ile Yargıtay Kanunu’nun 65. maddesine göre (ONUR BELGESİ) verilmekte ve burada sayılan kimseler onursal sıfatı ile unvanlarını kullanabilmektedirler. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 65. maddesine göre her yılın Temmuz ayının 1. günü Yargıtay Onur gününde o dönem içinde emekliye ayrılmış olanlara törenle Onur belgesi verildiği, bu güne kadar kaç kişiye bu belgenin verildiğinin ise Yargıtay Birinci Başkanlığınca tespit edilebileceği, gerek duyulması halinde bu hususun Yargıtay Birinci Başkanlığımdan istenmesi gerektiğini, bilgilerinize arz ederim” (BELGE-27)

Ayhan Aydın’ın tanıklığı sonucu Uğur Mumcu cinayetinde en önemli sanık durumuna düşen Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta, Ayhan Aydın hakkında iftiradan suç duyurusunda bulundu.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Cumhuriyet Savcısı Süreyya Güzeltepe tarafından hazırlanan 1993/36292 Esas sayılı iddianamede şöyle deniyordu:
…
“Sanığın suç tarihi günde 24.1.1993 günü gazeteci yazar Uğur Mumcu’nun suikast sonucu öldürülmesi olayının soruşturulması sırasında olaydan kısa bir süre önce mağdurları olay mahallinde Uğur Mumcu’nun otosunun lastiği ile uğraştıklarını birisinin arabanın altına girdiği şeklinde mağdurlar o tarihte İstanbul Emniyeti’nde gözaltında bulunduğu halde soruşturmaya yetkili makama beyan ederek iftira suçunu işlediği, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı yazıları ve ekteki dosya ile anlaşıldığından, sanığın eylemine uyan TCK’nun 285/1. maddesi gereğince tecziyesi iddia olunur. 14.10.1993”
Savcı Süreyya Güzeltepe tarafından hazırlanan iddianame Ankara 8. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. (BELGE-28)

1993/1353 Esas sayılı dosyaya hâkim Seyfettin Önder bakıyordu. Hâkim Önder 31 Kasım 1993’de düzenlenen tensip zaptında mağdurların ve sanığın davetiye ile çağırılmalarına ve duruşmanın da 3 Şubat 1994 günü saat: 09.20’de yapılmasına karar verdi.
3 Şubat 1994 günü yapılan Duruşma günü mahkemede hâkim Nihat Yılmaz Baktır görevliydi. Şikâyetçiler Mehmet Ali Şeker İle Ayhan Usta’nın katılmadığı duruşmada, Ayhan Aydın daha önceki ifadelerine benzer tümceler kurdu. Aydın ifadesinde, “….. sabahleyin karakola gidip bildirdim, ancak detaylara girmeden olayı izah etmek istedim, fakat orada ben sanki birçok şeyler söylemişim gibi detaylı ifadeler yazıldı ve hatta bana sanki sanıkmışım gibi muamele yapıldı. Ben gördüklerimi söylüyorum ben hiç kimseye iftira kastıyla hareket etmiş değilim. Ben gördüğüm şahıslardan tanıyabildiklerimi poliste teşhis ettim, iftira gibi bir amacım yoktur. Teşhis tutanağı 3l.01.1993 tarihli tutanak okundu, sanıktan soruldu: Ben iftira edecek bir durumum yoktu, karakolda alınan ifadelerimi ve teşhis tutanağını okumadan imza etmek zorunda kaldım, şimdiki verdiğim ifade doğrudur dedi.”
Şikâyetçilerin bulunmadığı duruşmayı hâkim Nihat Yılmaz Baktır 2 Haziran 1994 günü saat 10.50’ye erteledi. (BELGE-29)

Ayhan Aydın’ın davasının karar duruşması 8 Haziran 1995 tarihinde yapıldı. Bu kez hâkim koltuğunda Kubilay Taşdemir oturuyordu. Dava, iddianamenin yazılması ve ilk duruşmasının üzerinden neredeyse iki yıl geçtikten sonra karara bağlandı.
Ankara 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararında;
…..
“Bir kimseye (suç isnadı) yahut (o kimse aleyhinde suç oluşturan bir eylemin maddi eser ve kanıtlarının uydurulması) suretiyle (takip merciine ihbar ve şikâyet) oluşturur. Suçun manevi unsurunu ise suçsuz bir kimsenin ithamında kendini gösterir. Burada (cürüm kastı) masum bir kimseye zarar vermeye yönelik niyettir. Olayımızda ise sanık mağdurları önceden tanımamaktadır. Kaldı ki sanık hazırlık soruşturma aşamasında verdiği ifade ile teşhis tutanağını dahi duruşmada kabul etmemiştir. Olayda iftira suçunun yasal unsurlarının, özellikle manevi unsuru gerçekleşmemiş ve sanığın beraatine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarda açıklanan nedenlerle; atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından sanık Ahmet Aydın’ın BERAATİNE” denildi.
Ankara 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nin suçun yasal unsurları oluşmadığı için beraat ettirdiği kim?
Ahmet Aydın.
Peki, 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nde iftira suçundan yargılanan kim?
Ayhan Aydın.
Yaklaşık üç yıl süren mahkeme, Ayhan Aydın adına iddianame düzenledi, Ayhan Aydın’ın ifadesini aldı ama sonuçta Ahmet Aydın’ı beraat ettirdi.
Karar duruşmasının tutanağında bile sanık olarak Ayhan Aydın görünürken, mahkemenin beraat ettirdiği Ahmet Aydın kimdi?
Acaba bu mahkeme kararı hukuken geçerli midir?
Her şeyden önemlisi hem emniyette hem adliyede yapılan bu (sehven) hatalar soruşturmanın ciddiyetine gölge düşürmüyor mu? (BELGE-30)

8 Haziran 1993 günü Ankara 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılan karar duruşmasında 1993/1353 Esas sayılı dosyadan beraat eden Ayhan Aydın, 1997 yılında kurulan Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonuna verdiği ifadeden sonra bir kez daha adaletin karşısına çıktı.
Bu kez ifadeyi DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş aldı.
6 Mayıs 1997 günü tanık sıfatıyla alınan ifadesine Ayhan Aydın bu kez şöyle konuşuyordu:
…..
“Tanığa 31.1.1993 tarih, saat:19.30’da emniyetçe alınan ifadesi okundu: Bu ifadelerim belirttiğim gibi doğru değildir, senaryoya dayanmaktadır dedi. Tanığa bu şekilde senaryo düzenlemesindeki amaç soruldu: Ailemin durumu iyi olmadığı için maddi çıkar sağlamak amacıyla bu şekilde yalan beyanda bulundum. Olaydan hemen sonra televizyonlar olayın nasıl geliştiği yolunda haber verince bende o haberlerden öğrendiğim kadarıyla kendime göre bir senaryo düzenledim. Okuduğunuz beyanlarımın hiçbiri doğru değildir. Hakkımda suç ihbarında bulunuldu ve ben Mahkemede yargılandım. O dosyamda beraat ettim. Mahkemedeki beyanımda oradaki beyanımın doğru olduğunu söylemiştim ancak olayın aslı şimdiki verdiğim beyan şeklindedir yani ben olay hakkında herhangi bir bilgim bulunmamaktadır. Doğru söylüyorum dedi…” (BELGE-31)

Ayhan Aydın’ın emniyete giderek Uğur Mumcu cinayetini gördüğünü söylediği 31 Ocak 1993 gününden bir hafta sonra TRT’de yayınlanan ve yapımcılığı ile sunuculuğunu Reha Muhtar’ın yaptığı Ateş Hattı programına çıkarıldığını ve o programdan sonra soruşturmanın ciddi şekilde zarara uğradığını da anımsatarak Ayhan Aydın’ın tanıklığı konusuna da son verelim.
Devam edecek…
iletişim: serdarozdeniz@hotmail.com
Yayınlanan bölümler:





