Edebiyat nedir, ne işe yarar, nasıl okunur, kurgu ne anlama gelir, roman ve öykü kahramanları bize neler söyler gibi konulara kafa yormamışsanız eğer…
Yaşamınızda edebiyata yer açmamış, bir romanı bir öyküyü bir şiiri başından sonuna zihninizde yoğurarak, iliklerinize dek hissederek okumamış bir kasaba politikacısıysanız eğer…
İşiniz kolay…
“Şakkadanak” kapatırsınız dergiyi…
Bir varmış bir yokmuş, dün varmış bugün yokmuş; sizin için hiçbir önemi yoktur.
Bugün size bir edebiyat dergisinin kapatılmasının öyküsünü anlatmak isterim.
***
Öteden beri belediyelerin kültür-sanat etkinliklerine mesafeliyimdir:
“Dostlar alışverişte görsün” havası sezerim…
“Şu belediyenin de kültürle sanatla hiç arası yokmuş demesinler, patlatalım bir etkinlik, çıkaralım birkaç kitap” zihniyeti hissederim…
“Madem kültür sanat faaliyetleri diye bir görevimiz var, o maddeyi atlamayalım” baştansavmacılığını fark ederim…
Kimi belediyelerde de kitap basmak, dergi çıkarmak kârlı ve rantlı bir iş ise ya da bunun bir yolu bulunmuşsa, kimilerine cazip gelebilir, her neyse…
***
9 Ekim 2025 akşamı Manisa Büyükşehir Belediyesi Yusuf Atılgan Roman Ödülü için bir tören düzenlenmişti. Törenin ardından ödül alanlar, jüri üyeleri, belediyenin kültür-sanat işlerine bakanlar bir yemekte buluştu. Jüri üyelerinden Halil Şahan lise yıllarımdan beri öğretmenim olduğu için gün boyu ona eşlik etmiştim, akşam Halil öğretmenimin ve Tuğrul Keskin’in davetiyle ben de o sofradaydım.
Büyükşehir Belediyesi’nin “kent kültürü edebiyat sanat dergisi” Niobe’nin ilk üç sayısı yayımlanmıştı o güne dek. Sofrada, 25 yılı aşkın süredir tanıdığım şair Tuğrul Keskin, derginin genel yayın yönetmeni sıfatıyla, benim de Niobe’de yazmamı rica etti. Hayır diyecek halimiz yok Tuğrul abiye, neden olmasın dedim.
Niobe’nin dördüncü sayısında “Bir Roman Kahramanı İnci Aral’ın Manisa’sı”…
Beşinci sayısında “Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli’ne Bir Bakış: Çağımızın Nevrotik İnsanı ya da Bir Anti-kahraman Olarak Zebercet’in Cinsel Yaşamı”…
Altıncı sayısında “Olimpos’u Spil’e Taşıyan Bozkırkurdu: Manisa’dan Bir Osman Bleda Geçti” başlıklı yazıları yayımladım.
Buraya kadar her şey normal.
***
Derginin altıncı sayısının çıktığı, okura yavaş yavaş ulaşmaya başladığı günlerdi.
A3 Haber’den Serdar Öztürk, 28 Nisan 2026’da “32 kişiye 4,5 milyonluk yemek: Manisa Enerji’de adalet nerede?” başlıklı bir yazı yayımladı. Yazıda Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin şirketi Manisa Enerji A.Ş.’nin bir ihalesi eleştiriliyor, bu ihaleye ilişkin beş soru yöneltiyordu?
Hepsi bu.
Ben de, kuruluşundan beri içinde bulunduğum, çeşitli sorumluluklar üstlendiğim A3 Haber’deki bu yazıyı, X (Twitter) hesabımda paylaştım. Paylaşırken de “Gazeteci Serdar Öztürk satır satır, madde madde araştırdı, yazdı… Burası A3 Haber: Beş taş oynamıyoruz, gazetecilik yapıyoruz” dedim.
Cümle bu kadar.
Besim Dutlulu o gece benim paylaşımımın altına döşendi de döşendi. Aklınca yanıt veriyor. Ama Serdar Öztürk’ün yazısındaki beş somut soruya yanıt yok. Yalnızca hakaret, yalnızca aşağılama…
Buraya kadar da sorun yok: Sağcı siyaset esnafı bizi zaten sevmez, memleketin dört bir yanına yayılmış İbrahim Zübükzadeler tarafından eleştirilmeye de alışkınız. Bizi övecek değiller ya… Zaten bu kasaba politikacılarından biri tarafından övülsem, kendimden kuşkulanırım, ben nerde yanlış yaptım diye kendime sorarım!
Kızılca kıyamet ertesi gün koptu.
Niobe dergisinin üç sayısında yazılarımın yayımlandığını fark etmişler. “Vay efendim bizim dergide de yazıyormuş bu, nasıl olur da bizi eleştiren bir haberi/yazıyı paylaşır, derhal bu işin yetkililerini getirin huzuruma!”
Önce genel sekreter yardımcısı Ulaş Aydın’a bildirilmiş karar, sonra Tuğrul Keskin’e…
Orada ne konuşuldu, hangi cümleler kuruldu bilmiyorum.
Ama bildiğim bir gerçek var: Besim Dutlulu haşmetmeapları, “Kapattım Niobe dergisini” demiş ve dangadanak çekmiş ipini zavallı derginin. İşin doğrusu, dergi zavallı değil de, Besim’in elinde zavallıya dönüşmüş.
***
Oysa Niobe epeyce emekle hazırlanan bir dergiydi: Ataol Behramoğlu’ndan Nedim Gürsel’e, Kemal Kocabaş’tan Ünal Ersözlü’ye, Cevat Çapan’dan Ahmet Telli’ye, Bedriye Aksakal’dan Yaşar Aksoy’a, Halil Şahan’dan Hakkı Zariç’e, Nilüfer Açıkalın’dan Veysel Çolak’a çok sayıda imza yer alıyordu. Her sayıda yeni imzalar ekleniyordu. Her sayıda kimliği daha da oturan, üslubu daha da özgünleşen bir yol tutturmuştu.
Ama bir gün… Niobe’de yazanlardan biri olarak ben, Büyükşehir Belediyesi’ni eleştiren bir yazıyı sosyal medyamda paylaştım. Olan oldu.
Ve Besim Dutlulu’nun içindeki “Hitler” uyandı, harekete geçti, söze geldi. Niobe dergisi, bir kasaba politikacısının iki dudağının arasından çıkan sözle sona erdi.
Şakkadanak kapandı dergi.
***
Kasabalı siyaset esnafı böyledir. Bir edebiyat dergisini kapatmanın çeşitli yol ve yöntemleri, her kasaba politikacısının bir yoğurt yiyişi vardır:
Kimisi şakkadanak kapatır… Kimisi dangadanak.
Bazısı patadanak kapatır… Bazısı hoppanadak.
Bir kısmı zavadanak kapatır… Bir kısmı gümbedenek.
Ama hepsinin birleştiği/anlaştığı tek nokta vardır: Parasını kendileri veriyor diye, finansını kendileri sağlıyor diye; o dergide yazanları, çizenleri, emek verenleri kendi marabaları sanırlar, emir erleri sanırlar, kulları kâhyaları sanırlar.
Dergiyi şakkadanak, dangadanak, patadanak, hoppadanak, zavadanak, gümbedenek kapatıverirler.
***
NOT:
Bu yazıyı üç amaçla kaleme aldım:
Birincisi, Besim Dutlulu zihniyetlilerin edebiyata, sanata, kent kültürüne nasıl baktığını, gerekirse bunları nasıl gözden çıkarabileceğini, Niobe dergisi örneğinde gösterebilmek.
İkincisi, Niobe dergisini ilgiyle izleyip de altıncı sayıdan sonra neden bir daha yayımlanmadığını merak edenlerin merakını giderebilmek.
Üçüncüsü, sırf benim anlattıklarımı ve bu yazımı boşa düşürebilmek için, belki Niobe’yi yeniden çıkarma kararı alırlar. Umarım bu olur. Bana inat yoluna devam eder Niobe.




