SONUNDA NE OLDU?

İstanbul polisi tarafından başlatılan, daha sonra Ankara polisi tarafından sürdürülen, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Hamza Keleş’in yürüttüğü kısa adı UMUT olan Uğur Mumcu Uzun Takip soruşturmasının mahkeme safhasıyla ilgili bölümünü de okudunuz.

Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, yeniden Yargıtay ve yeniden Ankara 11. Ceza Mahkemesi’ne giden dosya için gelinen son nokta şu oldu:

Umut Davası’nın iddianamesi 11 Temmuz 2000 tarihinde tamamlandı. 

17 sanık için açılan davaya başka dosyalarında eklenmesiyle birlikte sanık sayısı 24’e çıktı.

Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 28 Temmuz 2005 tarihinde gerekçeli kararını verdi. Bu karara göre Ferhan Özmen, Necdet Yüksel ve Rüştü Aytufan’ı idamla cezalandırdı. Yusuf Karakuş’a 15 yıl, iki sanığa örgüte yardım ve yataklıktan 3 yıl 9’ar ay hapis cezası veren mahkeme, 11 sanığa örgüt üyeliğinden 12 yıl 6’şar ay, 2 kişiye örgüt yöneticiliği suçundan 18 yıl 9 ay, 4 sanığa ise beraat verdi.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, temyize giden Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi kararında, Necdet Yüksel ve Rüştü Aytufan’ın idam kararlarını cezanın yasa değişikliğiyle kalkması müebbet hapse çevirerek onadı.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Ferhan Özmen için verilen idam kararını ise Özmen’in karıştığı başka olaylardaki soruşturmaların eksikliklerini gerekçe göstererek bozdu.

Bozma kararı ile birlikte dosya DGM’ler yasa ile kaldırıldığından, özel yetkili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi yaptığı yargılama sonunda Ferhan Özmen’i müebbet hapis cezasına çarptırdı.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı temyiz için gönderildiği Yargıtay 9 Ceza Dairesi’nde incelendi. Yüksek mahkemedeki yargılama sonunda Ferhan Özmen’in müebbet hapis cezası da onaylandı.

Sanıklardan yedisi Pişmanlık Yasası olarak bilinen yasadan yararlanmak için başvuruda bulundu. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi İçişleri Bakanlığı’nın da görüşünü alarak beşinin talebini reddetti.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, verdikleri bilgiler nedeniyle Hasan Kılıç ve Mehmet Ali Tekin’in cezalarını 10 yıldan 6 yıl 3’er güne düşürdü. Yattıkları süre göz önüne alınarak ikisi de tahliye edildi.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanan Muzaffer Dağdeviren, İstanbul’da mafya çatışması olarak nitelendirilen bir olayda başından vurularak öldürüldü.

Davanın kilit ismi, Uğur Mumcu’nun aracının altına plastik patlayıcıyı yerleştirildiği iddia edilen Oğuz Demir, Sincan PTT’si önündeki operasyon sırasında kendi adına kayıtlı 34 YM 4140 plakalı araçla kaçtı. Araç terk edilmiş halde bulundu. Demir’den bir daha haber alınamadı. 1971 doğumlu olan Oğuz Demir’in başına devlet 600 bin TL ödül koydu. Dosyası ana davadan ayrıldı.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Ankara 11 Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verdiği bilgi nedeniyle cezası 10 yıldan 6 yıl 3 güne düşürülen Hasan Kılıç ile 15 yıl cezası onan Yusuf Karakuş ile Mehmet Şahin kararı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdılar. Anayasa Mahkemesi, 2014/12002 başvuru numaralı dosyayı 8 Aralık 2016 tarihinde karara bağladı.

Anayasa Mahkemesi, “….. Başvuru, gözaltında hakların hatırlatılmaması, azami gözaltı süresinin aşılması, haksız olarak tutuklama ve gözaltı kararları verilmesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; işkence altında ifade alınması nedeniyle işkence yasağının; müdafi huzurunda alınmayan ifadelerin hükme esas alınması ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir” dediği kararında şu sonuca vardı:

“Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İşkence yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi ve zaman bakımından yetkisizlik nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan) Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2006/294, K.2013/8) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucular Yusuf Karakuş ve Mehmet Şahin‘e ayrı ayrı net 10.000 TL, başvurucu Hasan Kılıç‘a 18.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006, 10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA AYRI AYRI ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/12/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi…..” (BELGE 111)

Anayasa Mahkemesi kararıyla Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuran sanık avukatları karar gereği yeniden yargılama istedi.

17 Ocak 2017 tarihinde Hasan Kılıç Yusuf Karakuş ve Mehmet Şahin’in başvurusu üzerine toplanan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi şu kararı verdi:

…..

“HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-  Ankara (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/01/2013 tarih ve 2006/294 Esas – 2013/8 Karar sayılı ilamı ile ilgili Hükümlüler Hasan Kılıç, Mehmet Şahin, Yusuf Karakuş, Recep Aydın, Mehmet Ali Tekin müdafilerinin yargılamanın yenilenmesi taleplerinin KABULÜNE,

2–  Ankara (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/01/2013 tarih ve 2006/294 Esas – 2013/8 Karar sayılı ilamı ile ilgili Hükümlüler Hasan Kılıç, Mehmet Şahin, Yusuf Karakuş, Recep Aydın, Mehmet Ali Tekin’in cezalarına ilişkin İNFAZLARIN DURDURULMASINA, 

3 – Hükümlülere ait infaz evraklarının bila infaz geri istenmesine,

5 – Kararın bir suretinin ve duruşma gününün hükümlüler ve müdafilerine tebliğine,

6- Kararın bir suretinin ve duruşma gününün katılanlar ve müdafilerine tebliğine,

7- Duruşmanın bu nedenlerle 10.05.2017 günü saat 10.00’a bırakılmasına, dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, C. Savcısının mütalaasına uygun ve tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde itiraz merci olan Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.

10 Mayıs 2017 günü Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanıklar Recep Aydın, Hasan Kılıç, Mehmet Şahin, Mehmet Ali Tekin ve avukatları, davaya müdahillik talebinde bulunan İçişleri Bakanlığı avukatı ile Mumcu ailesinin avukatları katıldı.

Kimlik tespitinin ardından savunmasını yapan sanıklardan Mehmet Ali Tekin, polisteki ifadelerinin zorlamayla alındığını iddia ederek, “Avukatlarımızla görüştürülmedik. İfadelerimiz okutulmadan sadece imza atacağımız yerler gösterildi. Polise verdiğim ifadeleri kabul etmiyorum. Savcılıkta ve mahkemede bu ifadeleri de kabul etmedim. Örgüt üyesi değilim, böyle bir örgüt de yok zaten, beraatımı talep ediyorum” diye konuştu.

Sanıklardan Recep Aydın yargılamanın hiçbir aşamasında suçlamayı kabule yönelik beyanı olmadığını öne sürerek, “Mahkûmiyet kararı, tanık beyanlarına dayandırılmıştır ancak Anayasa Mahkemesi kararından sonra bu beyanlar da hükümsüz kalmıştır. 8 yıllık yargılanma sürecimde adım soyadım dışında hiçbir şey sorulmamıştır. Suçlamaları kabul etmiyorum, böyle bir örgütü de ne tanıyorum ne de biliyorum” diye konuştu.

Sanıklardan Hasan Kılıç ise, asıl mesleğinin avukatlık olduğunu ancak gazete, dergi ve yayıncılıkla uğraştığını, Tevhid dergisi ve Selam gazetesinin sahibi olduğunu söyleyerek, “Bu kurgu, uzun yıllara dayansa da kumpas ve yargı uygulamaları yönünden benzer niteliktedir. Polis, savcı ve yedek hâkimlikteki beyanlarımızın bir kısmı aleyhimize gözükse de bunlar, özgür irademizle verilen beyanlar değildir, işkence altında alınmıştır. 2000’li yıllarda siyasi ve hukuki kurumlar, bir cinnet halindeydi. Medya ve siyasi otoritenin durumu da malumdu. Gazete ve dergimiz Fetullah Gülen Hareketi olarak bilinen ve daha sonra FETÖ olduğu anlaşılan kişiler aleyhine yayınlarımız vardı. Ayrıca ABD ve İsrail politikaları aleyhine yayınlar yapıyorduk” dedi.

Gürdal, Özge ve Özgür Mumcu’nun avukatı Halil Sevinç ise, yasa gereği yargılamanın yenilenmesi kararına bir diyecekleri olmadığını belirterek, “Sanıklar örgütten yargılanmıştır, bombalama ve adam öldürme suçlarından sorumlu tutulmamıştır. Örgüt adına işlenen bu suçlardan da yargılanmalarını talep ediyoruz” diye konuştu.

Ceyhan Mumcu da bunun Türk ve dünya kamuoyunu ilgilendiren bir dava olduğunu kaydederek, “TBMM’de iki ayrı araştırma komisyonu kurulmuştur. Anayasa Mahkemesi’nin kararı da bağlayıcı niteliktedir. Mağdurları da kapsayan bir yargılama yapılmasını talep ediyoruz. 7 günlük gözaltı ve soruşturma aşamasında avukat bulunmaması ile yargılamanın uzun sürmesi haklı bir tespittir. Ancak bu durumlar cinayeti yok mu sayacak?” dedi.

Cumhuriyet Savcısı Aykut Tuncer mütalaasında, ilk derece mahkeme sıfatıyla Yargıtay 16. Ceza Dairesi ve konuyla ilgili İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaların akıbetlerinin sorulması ve her iki dosyanın iddianame örneklerinin istenilmesini talep ederek, doğrudan bilgi sahibi olmadığı gerekçesiyle Kemalettin Özdemir‘in tanık olarak dinlenilmesi talebinin reddine karar verilmesini istedi.

Mahkeme Başkanı Tayyar Köksal, İçişleri Bakanlığının ve diğer kişilerin katılma talebinin reddine, ilk derece mahkeme sıfatıyla Yargıtay 16. Ceza Dairesi ve konuyla ilgili İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaların iddianame örneklerinin istenilmesine karar verildiğini bildirdi. Özdemir’in tanık olarak dinlenilmesi talebinin reddine karar veren heyet, duruşmayı erteledi.

Soruşturma sırasında adları sık sık geçen, sanıkları bulan, İran’a götürüp silah ve bomba eğitimi verdikleri söylenen, Türkiye’de eylem yapılacak kişi ve kurumları belirleyip eylem yapan veya yaptıran, İran gizli servisi Sawama adına çalıştıkları belirlenen İranlı diplomatların isimleri ise mahkeme tutanaklarında tek satır geçmedi.

Tek bilgi, DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş’in hazırladığı iddianamede yazılı olan “memleketlerine gönderildiler” satırları oldu.

Dava süreci hâlâ devam ediyor. 16 Ocak 2025’te Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmada, mahkeme heyeti, dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın tanık olarak dinlenmesine karar verdi. Bu karar, Mumcu ailesinin avukatı Turgut Kazan’ın talebi üzerine alındı.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 13. duruşmaya dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar İstanbul’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı.

Mahkeme Başkanı, tanık olarak dinlenen Mehmet Ağar’a, cinayetin hemen ardından Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu ile aralarında geçen “Tuğlayı çekersem duvar yıkılır” şeklindeki sözlerini sordu.

Ağar, Mumcu ile Ankara Emniyet Müdürü olarak görev yaptığı yıllarda görüştüklerini, cinayetin gerçekleştiği zaman aralığında ise Erzurum Valisi olduğunu anlattı.Tuğlayı çekersem duvar yıkılır” sözünün yanlış anlaşıldığını söyleyen Ağar, şunları kaydetti:

“Meskun olay sırasında ben Erzurum Valisi’ydim, Emniyet Genel Müdürü değildim. Fevkalede üzüntü duydum. Güldal Hanım da bilirler, kendisi mülkiyeden sınıf arkadaşımdı. Ankara Emniyet Müdürü olduğum dönemde müşterek bir dostumuz vasıtasıyla tanıdığımız rahmetli Uğur Bey’in evine zaman zaman gidip gelirdim, görüşürdük kendisiyle. Hatta o dönemlerde kendisinin istememesine rağmen bazı kritik dönemlerde koruma ekibi de gönderirdim. Ve 2,5 yıl görev dönemimde hiçbir olay da olmadı. Kendisiyle temel meselelerde yaklaşımımız aynıydı. Türkiye’nin tam bağımsızlığından yana, hukuk devletinden yana, teröre tamamıyla karşı, nereden gelirse gelsin her türlü şeye karşı bir müşterekliğimiz vardı.

Bu konu bana geldiğinde hatırladığım kadarıyla Emniyet Genel Müdürü olduğum dönemdi. Geldiler, ziyaret ettiler. Orada benim söylemediğim bir şeyi söylenmiş gibi oldu. Söylediğim şudur, (Keşke bu cinayeti ucundan yakalayabilsek, yakalasak, arkasından Muammer Aksoy, Bahriye Üçok gibi cinayetlerin de bununla bağlantılı çıkacağı ümidindeyim.) Söylediğimiz olay budur. Ben neden korkacağım? Duvar da çekerim tuğla da çekerim. Ölümü göze almış, bu mücadelelerde, bu görevlerde bulunmuş bir insan olarak kimden korkup çekineceğim.

Kaldı ki cinayetlerin faillerinin yakalanması her polis için bir şeref olduğu gibi devletin neresinde olursa olsun bütün üst yöneticiler için de fevkalade olumlu karşılanacak bir sonuçtur. O dönemdeki sıkıntımız yoğun biçimde bölücü terör örgütüyle yoğun mücadelemiz vardı. Bu mücadele iyi yapılsın diye o göreve getirilmiştik. Allah’a çok şükür yüzümüzün akıyla oradan çıktık.”

Ağar, davanın 2000 yılında Sadettin Tantan‘ın İçişleri Bakanlığı döneminde açıldığını, bir örgütle ilişkilendirildiğini ancak sonrasını takip etmediğini söyleyerek, “Bu cinayetin çözülmesi her polis için bir şeref meselesi olmuştur. Elden gelen her şey yapılmıştır ancak o dönemde sonuç alınamamış, daha sonraki süreçte bir sonuç alınmıştır. Dolayısıyla burada söylemek istediğimiz, kamuoyuna yanlış yansıtılmıştır. Olayın aslı budur” diye konuştu.

Duruşmada söz alan öz alan Mumcu ailesinin avukatı Yalçın Akbal, sanık ve yakınlarının yurt dışına kaçırıldığı yönünde şüpheleri olduğunu, Dışişleri Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) bu konu hakkında bilgi ve belgelerin mahkemeye gönderilmesine ilişkin yazı yazılmasını talep etti.

Avukat taleplerinin ardından görüşü sorulan cumhuriyet savcısı, hakkında yakalama kararı olan sanık Oğuz Demir‘in yakalanmasının beklenilmesine karar verilmesini talep etti. Ara kararını açıklayan mahkeme, MİT ve Dışişleri Bakanlığına sanık ile yakınları hakkında bilgi ve belge olup olmadığının sorulmasına, bilgi ve belge olması halinde mahkemeye gönderilmesine ilişkin müzekkere yazılmasına karar vererek, hakkında yakalama kararı olan sanık Oğuz Demir’in yakalanmasının beklenilmesine hükmetti.

Dava, 9 Şubat 2026‘ya bırakıldı.

1993 yılının 24 Ocak günü başlayan ve 2026 yılına gelindiğinde hala devam eden son olarak adına “UMUT” denen süreci birlikte okuduk.

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği hak ihlali kararının diğer sanıklar için geçerli olup olmayacağını ise zaman içinde göreceğiz

Türkiye, Uğur Mumcu başta olmak üzere aydınlık düşünceli insanlarını yitirdi.

1990’lı yıllar, belki de 2000’li yıllarda kurulmaya çalışılan yeni dengelerin tohumlarının atıldığı zamanlardı.

Tam da burada, Uğur Mumcu’nun 25 Ağustos 1975 günü Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan SESLENİŞ yazını okuyarak “UZUN TAKİP SIFIR SONUÇ” yazılarına nokta koyalım.

Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken, bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım unutma bizi!

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık, kışlık katlarımız, arabamız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.

Öldürüldük ey halkım unutma bizi!

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı, bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım unutma bizi! 

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi…  Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım unutma bizi...

Serdar Öztürk kimdir?
Ankara’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ünye’de, üniversiteyi İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde tamamladı. Üniversite yıllarında başladığı gazetecilik hayatında muhabir, haber müdürü, yazı işleri müdürü, köşe yazarı gibi görevlerde bulundu. Haber ve araştırma dallarında üç kez İzmir Gazeteciler Cemiyeti Hasan Tahsin ödülü aldı. Binali’nin Puslu Limanı ve Kırmızı Paltonun Altındaki Çocuk isimli kitapları bulunmakta. İzmir ve Ünye’de yaşıyor.
iletişim: serdarozdeniz@hotmail.com

Yayınlanan bölümler:

Bölüm 1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5.Bölüm 6. Bölüm 7. Bölüm 8. Bölüm 9. Bölüm 10. Bölüm 11. Bölüm 12. Bölüm 13. Bölüm 14. Bölüm 15. Bölüm 16. Bölüm 17. Bölüm 18. Bölüm 19.

Popüler

A3 HABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin