VE MAHKEME BAŞLADI
Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen davada, Uğur Mumcu cinayetini işledikleri iddiasıyla yargılanan Ferhan Özmen ile Necdet Yüksel de savunma yaptılar.
Psikolojik işkence gördükleri, bu nedenle sağlıklı savunma yapamayacaklarını söyleyen Özmen ve Yüksel, sevk edildikleri Eskişehir Devlet Hastanesi’nde de bu durumlarının raporla belgelendiğini söylediler.
27 Ekim günü Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yapılan 4. celsede Ferhan Özmen ve Necdet Yüksel’in avukatı İbrahim Ceylan bu konuya değinerek şöyle dedi:
…..
“Müvekkillerim devlet hastanesinde ruhsal hastalıklar konusunda uzman doktor karşısına çıkmış karşılıklı soru cevap şeklinde muayene edilmek suretiyle yüzeysel bir şekilde muayene edilmiştir. Bizim maksadımız yüzeysel bir şekilde muayene edilmesine matuf değildir. Her iki müvekkilimde 7 gün boyunca maddi manevi derin işkence altında kalmışlardır. Kendi ifadelerinden anladığıma göre müvekkilim Ferhan Özmen’in halen başı ağrımakta ve sol kolunda uyuşma olmaktadır. Biz raporu düzenleyen doktorlarla görüştük. Müvekkiller hakkında gördükleri işkencenin üzerlerinde yaptığı ağır tahribatı tespit ettiniz mi diye sorduğumda mahkeme işkence konusunda herhangi bir soru sormamış cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığını sormuş biz de mahkemenin sorduğu soru dışına çıkamadık sorulan konuda rapor düzenledik. Kaldı ki işkence konusunda soru sorulsaydı bizim laboratuvarlarımız yetersizdi. İşkence ile ilgili muayene ve tespit yapamazdık dediler.
Kendilerinin manevi işkence tespiti yapmayacaklarını bu tür muayene ve tespitlerin bir üniversitenin polikliniği olan Adli tıp ana bilim dalı başkanlığında yapılabileceğini açıkladılar. Bu itibarla müvekkillerim önceden beri açıkladığımız yazılı ve sözlü savunmalarımızda belirttiğimiz gibi müvekkillerim ağır işkence altında kalmışlardır. Şu anda da savunma yapacak durumda değillerdir. Eskişehir Devlet Hastanesi Sağlık Kurulu’ndan verilen raporda dahi müvekkillerimin şu anda dahi bir psikolojik rahatsızlıklarının bulunduğu ve tedavi edilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Bu rahatsızlıkları da işkenceden kaynaklanmaktadır. Bu itibarla manevi işkencenin ortadan kaldırılması, sanıkların serbest bir ortamda savunma yapabilmeleri için Eskişehir’e yakın bir üniversiteye sevk edilerek ayrıntılı muayene yaptırılarak rapor aldırılmasına ve her türlü şüphenin ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz öncelikle bu yönde bir ara karar verilmesini istiyoruz…..”
Durumu Ferhan Özmen’e de soran mahkeme heyeti, Özmen’in de psikolojik rahatsızlığı olduğu, zihnini toparlayamadığını ve bu yüzden savunma yapmaya hazır olmadığı yanıtını aldı.
Salonda bulunan müdahil vekillerden Avukat Turgut Kazan ise, tartışmanın yanlış bir zeminde yapıldığını, sanıklarla ilgili savunma yapmalarına engel bir durum olmadığını belirten rapor bulunduğunu, hastalık konusunun ise idari bir konu olduğunu söyledi.
Görüşü sorulan DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş de, “….. Eskişehir Devlet Hastanesi’nce verilen ve dosyada mevcut olan raporda sanıkların savunma yapmalarına engel bir durum olmadığını ancak tedavileri gerektiren bir hastalık bulunduğunu belirtmiştir. Önümüzde resmi hastanece verilmiş bir rapor bulunmaktadır. Bu rapora elbette itibar etmek gerekir. Tedavi olmak başkadır. Sorgu başkadır. CMUK’un 236 maddesi gereğince sanıkların sorgularının yapılması aşamasında gerekli işlemlerin yapılması ve sanık vekilinin bu yöndeki talebinin reddine karar verilmesi mütalaa olunur” dedi.
Mahkeme heyetinin sanıkların taleplerini reddetmesi ve sorgularının yapılmasına karar vermesi üzerine, Özmen ve Yüksel’in avukatı İbrahim Ceylan, mahkeme heyetinin tarafsızlığını yitirdiği gerekçesiyle mahkemeyi reddetti.
Bu talebi de reddeden mahkeme duruşmaya devam edilmesine karar verdi.
İlk olarak dinlenen Ferhan Özmen oldu.
Özmen, polis ve savcılık ifadelerinin işkence altında alındığını öne sürerek şöyle konuştu:
….. “Bizim hastaneye sevkimizden amaç yapılan işkencenin tespitine yöneliktir. Biz hiçbir zaman cezai ehliyetimizin olmadığını iddia etmedik delilik iddiasında bulunmadık.
Eskişehir Devlet Hastanesi’ne ellerimiz kelepçeli olarak çıkarıldık istediğimiz tetkikler yapılmadı. Raporda da belirtildiği gibi psikolojik sorunlarımız olduğu halde tedavi yoluna gidilmedi. Tedavi yoluna gidilmediği için savunmamı hazırlayamadım öncelikle tedavi olmak istiyorum bunun sonucunda sağlıklı bir savunma yapabileceğimi aksi takdirde neticenin aleyhime olacağına inanıyorum. Şimdiye kadar savunma yapmamış olmamın mahkemenize karşı saygısızlık olarak değerlendirilmesini istemiyorum. Buna rağmen tedavi görmeksizin savunma yapmaya zorlanacaksam mevcut psikolojik halime rağmen savunmamı önümüzdeki celseye kadar yazılı olarak hazırlamak üzere son kez süre istiyorum. Ben idamla yargılanıyorum hakkımda ağır iddialar var. Bu iddiaları cevaplayabilmem için salim bir kafayla incelemem gerekir…..” dedi.
Hazırlıkta alınan ifadelerinin hiçbirini kabul etmeyen Özmen, onların işkence altında alınmış ifadeler olduğunu belirterek, işkencelerle ilgili olarak neler yaşadığını savunmasında ayrıntılı bir şekilde anlatacağını söyledi.
İran’a birkaç kez gittiğini, bir gidişinde 8, diğer gidişinde ise 15 gün kaldığını söyleyen Ferhan Özmen, İran’a gidiş nedeninin Farsça diline duyduğu ilgi olduğunu belirterek, mahkeme heyetinin soruları karşısında “….. İran’ın bütün şehirlerini gezdim otellerde kaldım. Ben İran’a her gidişimde yalnız gittim. Türkiye’den kimse yoktu. İran’a vardığımda da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herhangi bir kimseyle görüşmedim….. Yakalandığımda Feramiz Yüce’nin kimliği vardı bunu bulmuştum. Ben evden çıkarken pasaportum ve diğer kimliklerimle birlikte bu kimliği de yanıma almıştım üzerimde o şekilde bulunuyordu….. Ben İran vatandaşı olan herhangi bir şahsı tanımıyorum….. 13.5.2000 ve 15.5.2000 tarihlerinde Sincan ilçesi Cimşit köyü arazisinde ele geçen silah ve patlayıcı maddelerle bizim alakamız yoktur….. Ben bu iddiaların tamamını da kabul etmiyorum. Önümüzdeki duruşmada bu iddialara ayrıntılı bir şekilde cevap vereceğim… Beni polis memurları İstanbul’da postanenin önünde öğle sularında yakaladılar. Ancak ben kaçak durumda değildim. Cep telefonumun şarjı bozulmuştu onunla ilgili olarak postanede bulunuyordum…..” yanıtlarını verdi.
Aynı celsede mahkeme karşısına çıkan Necdet Yüksel de, emniyet, savcılık ve yedek hâkimlikte alınan ifadelerini kabul etmedi. Kudüs Ordusu diye bir örgüte üye olmadığını ve kendisine yüklenen 10 ayrı eyleme katılmadığını söyleyen Yüksel, İran’a gidişi diğer sorulara, “…..Ben İran’a iki kez gittim. Birinci gidişimde sosyal bilimler açısından İran’da araştırma yapmaya gittim. Yaklaşık 20-25 gün kaldım. Bu 1992 veya önceki yıllarda olabilir tam olarak hatırlamıyorum. Ben çalışırken biriktirdiğim paralar ve ailemin yardımlarıyla o dönemde İran’da kaldım. Tahran’da otelde kaldım. Tanıdığım İranlı kimse yoktur. Ben o dönemde Türkiye’den tek başıma gittim….. Sincan Cimşit köyündeki arazide ele geçen silahların bize ait olduğunu kabul etmiyorum bu silahların kolileri üzerindeki parmak izlerini de kabul etmiyorum. Bu olayda geniş bir senaryo vardır. Parmak izini bizim bırakmamız bir açıdan gelin bizi yakalayın anlamına gelmektedir. Bu nedenle mantıklı değildir… Benim parmak izleriyle ve silahların bulunduğu kolilerin üzerinde ki parmak izleriyle ve silahlarla hiçbir irtibatım yoktur. Cumhuriyet savcılığında ve yedek hâkimlik huzuruna çıkarıldığımda bana emniyette ki ifadeni kabul ediyor musun diye sordular ben de emniyette gördüğüm baskılardan dolayı kabul ediyorum dedim verdiğim cevap bundan ibarettir bu tutanaktaki beyanların hiçbirisini ben vermedim C. Savcısı ve yedek hâkim emniyetteki ifademe bakarak kendi ifade tutanaklarını yazdırmış olabilirler” diye yanıt verdi. (BELGE-97)

Önceki 4 celsede çeşitli nedenlerle savunma yapmayan sanık Ferhan Özmen, 5. Celsede savunmasını yaptı.
Sanık Özmen, hazırladığı 13 sayfadan oluşan savunmasına, Tekin’in gerçek adı olduğunu, ailesinin ve yakınlarının kendisine Tekin dediğini ifade ederek, “Benim kod adım yoktur. Emniyet, bu ismi duyunca kod adımmış gibi lanse etti” diye başladı. Emniyetin bir senaryo hazırladığını ve senaryoda kendisinin de ”ölüm makinesi” olarak gösterildiğini iddia eden Özmen, şunları anlattı:
“….. Senaryoda ben gerçek kahraman değilim. Sanal kahramanım. Bu senaryonun gerçekle ilgisine hangi vicdan sahibi inanabilir. Bütün faili meçhul cinayetler bana, Necdet Yüksel’e ve Rüştü Aytufan’a fatura edildi. Şimdiye kadar bu olayları yapanların profesyonel, uzman kişiler olduğu söyleniyordu. Suçsuzluğumu, derin ve büyük bir senaryonun kurbanı seçildiğimi haykırmak istiyorum. Bir gün bütün bu karanlıkların üstü açılacak ve bu senaryonun utancı gözler önüne serilecek. Bu ülkede önce bu faili meçhul cinayetlerde Abdülhamit Çelik ve Yusuf Karakuş katil ilan edilmedi mi? Onlara tatbikat yaptırılmadı mı? Kim ve neden onları katil olarak seçti. Alelacele neden faili meçhul cinayetlere katil sipariş verildi…..”
Dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın nüfuz casusları dediği kişilerin teşhis edilmesini herkesten çok istediğini ifade eden Özmen, şöyle devam etti:
“….. Biz, Avrupa Birliği’nin kurbanıyız. Sivil inisiyatif, hak ve özgürlüklere yönelik talepler artınca, karanlıkta kalan cinayetlerin aydınlanması istendi. Önce, Ankara Emniyet Müdürlüğü Abdullah Argun Çetin’i öne sürerek, bir senaryo hazırladı. Hâkimin ve müdahil Ceyhan Mumcu’nun gayretleri ile bu senaryo bozuldu. Bunun üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Abdülhamit Çelik ve Yusuf Karakuş’u katil adayı olarak sundu. Bu senaryo da çeşitli nedenlerle olmadı. 3. senaryo vizyona sokuldu. İlk iki senaryonun dezavantajları yok edildi. Senaryonun hataları ortadan kaldırıldı ve dublaj katil de işkenceyle ortaya çıkarıldı. Polisler, aldıkları parayı hak edercesine, işkence yaptılar. Yapılan işkenceler sonucunda bir fil bile (ben tavşanım, ben tavşanım) derdi…..”
Emniyette, sorgu odasında önüne, faili meçhul cinayetler ve bombalama olaylarının yazılı olduğu bir liste ile bu olaylara ilişkin dosyaların getirildiğini kaydeden Özmen, “….. Polisler, bana bu olayları kabul etmezsem uzun süre emniyetten çıkamayacağımı söylediler. İşkenceye dayanamadım ve kabul ettim. Polisler, ayrıca bu rolü iyi oynarsam, Pişmanlık Yasası’ndan yararlandırmak için ellerinden geleni yapacaklarını, cezaevinden çok çabuk çıkacağımı söylediler…..” diye konuştu.
Ferhan Özmen, emniyette, olaylara ilişkin dosyalardan alıntılar yaparak ifadesini hazırladıklarını ve kendisine ezberlettiklerini, şemalar çizdirdiklerini öne sürerek, “….. Mumcu ve Kışlalı ailelerine sesleniyorum. Böyle bir senaryoda yer aldığımdan dolayı üzgünüm. Beni mazur görsünler. 10 yıldır ülkenin başını ağrıtan ve istikrarını bozan siyasi cinayetlerin ardında derin devlet olduğunun söylendiğini” ileri süren Özmen, ”3-4 kişilik uydurma bir örgüte tüm faili meçhuller yüklendi. Kim inanır buna? Bu görüşlerde samimi iseler, şu sorulara cevap versinler. Susurluk çetesinin işlediği cinayetler hangileridir? Silahları nerede? İstihbarat birimleri ne iş yapar? İran neden o kadar silahı bana versin?…..” dedi.
Özmen’in avukatı İbrahim Ceylan, müvekkilinin, kendilerine işkence yapan polislerin duruşma salonunda bulunmasından rahatsız olduklarını ifade etmesi üzerine Mahkeme Başkanı Hüseyin Eken’den, müvekkilinin polisleri teşhis etmesini istedi. Eken de Özmen’e (Burada bulunanlara bak ve teşhis et) dedi. Özmen, geriye dönerek izleyici sırasında oturanlara baktı ve kendilerine işkence yapan polislerin bugün duruşmada bulunmadıklarını, ancak geçen celselerde bulunduklarını söyledi.
Sanık Özmen, iddianamede İran’ın Ahraz kentinde askeri eğitim aldığına dair iddialar yer aldığını belirterek, “….. İran’a gezme amacıyla gittim. Ahraz’a da gitmek isterdim, ancak İran’da Ahraz diye bir kent yoktur…..” diye konuştu.
Sincan’daki depoda bulunan silahlarla da bir ilgisinin bulunmadığını savunan Özmen, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini kaydetti.
HAMZA KELEŞ’İN MÜTALAASI
Aylar süren yargılamalar sırasında sanıkların hemen hemen tamamı üzerlerine atılan hiçbir suçu kabul etmeyerek, emniyette, savcılıkta ve yedek hâkimlikte alınan ifadelerini tamamen reddettiler.
Kimi zaman sert tartışmaların kimi zaman isme susma hakkının kullanıldığı dava süreci sonunda tamamlanma aşamasına geldi.
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Hamza Keleş, 7 Temmuz 2001 tarihinde Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne 74 sayfalık esas hakkındaki mütalaasını verdi.
Savcı Keleş, Yasadışı Tevhid Selam ve Kudüs Ordusu örgütlerinin yapısı, örgütlerin İran gizli servisi Sawama ile bağlantısı ile Kudüs Ordusu örgütünün silah ve mühimmat desteğini anlattığı mütalaasında sanıklar hakkında toplanan deliller haklarında istenen cezaları da belirtti.
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Hamza Keleş’e göre, 17 Ocak 2000 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan operasyonlarda ölü olarak ele geçirilen yasadışı Hizbullah İlim Grubu lideri Hüseyin Velioğlu’nun kaldığı evde bulunan CD ve disket çözümlerinin Tevhid ile ilişkiler hakkındaki bölümde, Tevhid’in 189 yılında kültürel çalışmalar ile oluşmuş bir grup olduğu, Hasan Kılış, Şeref Dursun, Mehmet Şahin, Nurettin Şirin, Mehmet Ali Tekin tarafından meydana getirildiği İran’dan maddi yardım gördükleri, tevhidin askeri boyutunun İran gizli servisi Sawama ile irtibatlı olduğu, birlikte halkın mücahitlerine yönelik eylemlerde bulundukları yolunda bilgiler bulundu.
Ayrıca, Yasadışı Hizbullah örgütüne üye olmak, örgüt adına faaliyetlerde bulunmak suçundan sanık olarak Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan sanık Abdülaziz Tunç, 6 Şubat 2001 günü Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne verdiği ifadesinde: (Biz Hizbullah örgütü içinde iken Tevhid-Selam örgütünün varlığından haberdardık. Biz İran’da Urumiye kentinde bir otele yerleştik. Abdülhamit Çelik bizim kaldığımız katta idi. 2-3 kişilik İranlılarla çalışma yapıyordu) şeklinde beyanda bulunduğunu belirtti.
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Hamza Keleş, sanıkların ifadelerinden bölümler verdiği esas hakkındaki mütalaasında, işlediklerini iddia ettiği suçlar ve haklarında istenen cezaları da şöyle sıraladı:
“…..
Hasan Kılıç için T.C.K. 146/1 31.33.40 maddeleri gereğince tecziyesine ve tutukluluk halinin devamına,
Mehmet Ali Tekin için TCK. 168/1, 31, 33, 40, 3713 sayısı yasanın 5.maddesi uygulanarak tecziyesine ve tutukluluk halinin devamına,
Yusuf Karakuş için T.C.K.146/l. 31.33.40. maddeleri gereğince tecziyesine, tutukluluk halinin devamına, Çorum Ağır Ceza Mahkemesi’nce hakkında verilen şartla salıverme kararının geri alınması yönünde gereğinin ifasına karar verilmesine,
Abdülhamit Çelik için, T.C.K. 146/1.31.33.40. maddeleri gereğince tecziyesine ve tutukluluk halinin devamına,
Muzaffer Dağdeviren için TCK. 146/1, 31, 33, 40 maddeleri gereğince tecziyesine ve tutukluluk halinin devamına, Fatih Aydın için TCK. 146/1, 31, 33,40 maddeleri gereğince tecziyesine ve tutukluluk halinin devamına,
Mehmet Şahin için T.C.K. 146/1, 31, 33, 40 maddeleri gereğince tecziyesine ve tutukluluk halinin devamına,
Talip Özçelik için, TCK. 168/2. 31. 33. 40. maddeleri ve 3713 sayılı yasanın 5. maddesi uygulanarak tecziyesine ve tutukluluk halinin devamına,
Arif Tarı için, eylemi 4616 sayılı yasa kapsamına girdiğinden ceza miktarı ve suç tarihi itibariyle aynı yasanın 1\4 maddesi gereğince davanın hükme bağlanmasının ertelenmesine,
Ferhan Özmen’in T.C.K. 146/1. 31. 33. 40. maddeleri gereğince tecziyesine ve tutukluluk halinin devamına,
Necdet Yüksel’in T.C.K. 146/1. 31. 33. 40. maddeleri gereğince tecziyesine ve tutukluluk halinin devamına,
Hakkı Selçuk Şanlı’nın T.C.K. 168/2. 31. 33. 40. ve 3713 sayılı yasanın 5. maddesi uygulanarak tecziyesine ve tutukluluk halinin devamına,
Mehmet Kassap’ın T.C.K 168/2. 31. 33. 40 ve 3713 sayılı yasanın 5. maddesi uygulanarak tecziyesine ve tutukluluk halinin devamına,
Mehmet Gürova’nın T.C.K. 168/2. 31.33.40. ve 3713 sayılı yasanın 5. maddesi uygulanarak tecziyesine ve tutukluluk halinin devamına,
Adil Aydın’ın T.C.K. 168/2. 31. 33. 40. ve 3713 sayılı yasanın 5. maddesi uygulanarak tecziyesine ve tutukluluk halinin devamına,
Murat Nazlı’nın T.C.K. 168/2. 31. 33.40. ve 3713 sayılı yasanın 5. maddesi uygulanarak tecziyesine ve mevcut kanıt durumuna göre sanığın tutuklanmasına,
Rüştü Aytufan’ın TCK. 146/1, 31, 33, 40 maddeleri gereğince tecziyesine ve tutukluluk halinin devamına,
Derviş Polat ve Yüksel Pekdemir için TCK’nun 169, 31, 33, 40, 3713 sayılı yasanın 5. maddesi uygulanarak ayrı ayrı tecziyelerine,
Musa Koca, İsmail Koçhan, Şeref Dursun, Adnan Yükdağ, Abdullah Argun Çetin için yeterli delil olmaması nedeniyle üzerlerine atılı suçlardan ayrı ayrı beraatlerine kamu adına talep ve mütalaa olunur…..” (BELGE-98)

YAZARIN NOTU:
Yargılamanın yapıldığı dönemde, TCK 146: Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men’e cebren teşebbüs edenler, idam cezasına mahkûm olur…
TCK 168: Her kim, 125, 131, 146, 147, 149 ve 156. maddelerde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil eder yahut öyle bir cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa on beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkûm olur. Cemiyet ve çetenin sair efradı beş seneden on seneye kadar ağır hapis ile cezalandırılır…
3715/5: 3 ve 4’üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adli para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. Suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması dolayısıyla ilgili maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece bu madde hükmüne göre cezada artırım yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanın üçte ikisinden az olamaz…
4616 ya da bilinen ası ile Rahşan affı: Müebbet ağır hapis cezasına hükümlü olanların veya şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm edilenlerin ya da aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin tabi oldukları infaz hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıl indirilir. İndirim, verilen her bir ceza için ayrı ayrı değil, toplam ceza üzerinden bir defaya mahsus yapılır… demekteydi.
Tecziye ise, Arapça kökenli bir kelime olup, Türkçeye cezalandırma olarak çevrilebilir.”
MAHKEMENİN GEREKÇELİ KARARI
Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 7 Ocak 2002 tarihinde 153 sayfalık gerekçeli kararını açıkladı.
Başkanlığını Hâkim Hüseyin Eken, üyeliklerini ise Hâkim Yunus Karabıyıkoğlu ve Hâkim Mehmet Maraş’ın yaptığı mahkeme, Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş’in iddia makamında bulunduğu dava için sanıklara ceza yağdırdı.
1 numaralı maktul olarak Uğur Mumcu’nun gösterildiği kararda, Bahriye Üçok, Mustafa Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Abdülgani Bedevi, Victor Dean Marwick, Ehud Sadan ve Kaya Kaman da diğer maktuller olarak yer aldı.
Davanın müdahilleri olarak Ceyhan Mumcu, Şükran Gürdal Mumcu, Beyhan Gürsoy Mumcu, İçişleri Bakanlığı, Ülke Aksoy, Numan Arın Aksoy, Kumru Hatun Üçok, Şinasi Özgür Mumcu, Özge Mumcu, Altınay Kışlalı, Mahmut Tankut Kışlalı, Nilhan Nur Kışlalı, Nil Dolunay Uluç Kışlalı, Atatürkçü Düşünce Derneği, Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık ve Nilüfer Kışlalı isimleri vardı.
Davanım mağdurları olarak da Yuda Yürüm, Abdurrahman El Silebi, Nebi Tamyüksel, Seyfettin Sağlam, Mustafa Kenarlı, Kadim Budak, Z. Abdülezeli, S. Şevki Öcal, Yalçın Ünal, İllucuana Josephne Marwick, Abdullah Hüseyin El Kurabey, Yılmaz Erdoğan, Bahattin Yağlı, müştekileri olarak ise Hüseyin Osman, Abdurrezzak Kesmiri Yash Palkumar ve Zivarod Simiç bulunuyordu.
Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 24 sanıklı davada Ferhan Özmen için;
25.10.1988 günü Suudi Arabistan Büyükelçiliğinde görevli Abdulgani Bedevi’nin tabanca ile öldürülmesi,
02.4.1989 tarihinde Ankara Çankaya Hoşdere’ de İngiltere Büyükelçiliğinde görevli Hüseyin Osman’a ait 06 es 426 plakalı araca bomba konulması,
02.4.1989 günü saat 23.30 sıralarında Çankaya ilçesi Ziya GÖKALP Adalar sokakta bulunan Türk-İngiliz Kültür Derneğindeki oto garajı önüne bomba konulması,
16.10.1989 günü Suudi Arabistan Büyükelçiliğinde görevli Abdurrahman Elsilebi’ye ait araca patlayıcı madde konulması,
14.1.1990 günü Suudi Arabistan Büyükelçiliğinde görevli Kâtip Abdurrezzak Keşmiri’ye ait araca bomba konulması,
18.6.1990 günü Ankara Necatibey Caddesi 8/32 sayılı yerde bulunan Türkiye Diyanet Vakfı kitap satış mağazasına bomba konulması,
6.10.1990 tarihinde Doç. Dr. Bahriye Üçok’a gönderilen bombalı paketin patlaması sonucu öldürülmesi,
26.3.1991 tarihinde Irak Büyükelçiliği Muhasebe Müdürü Kayıs Ali Hüseyin’e ait araca bomba konulması,
28.10.1991 günü Amerikalı bilgisayar uzmanı çavuş Victor Marwick’e ait araca bomba konularak Victor Marwick’in öldürülmesi ve eşinin de yaralanması,
28.10.1991 günü Mısır’ın Ankara Büyükelçiliğinde görevli Abdullah Hüseyin Kurabi’ye ait araca patlayıcı madde konulması,
30.12.1991 günü Ankara Cinnah Caddesi 8 sayılı yerde bulunan Hürriyet gazetesinin irtibat bürosunun önündeki çöp bidonuna bomba konulması,
12.12.1992 günü Hindistan Büyükelçiliği 2.Sekreteri Yash Palkumar’a ait araca bomba konulması,
7.3.1992 tarihinde İsrail’ in Ankara Büyükelçiliğinde görevli Ehud Sadan’a ait araca bomba konulması,
24.1.1993 günü aracına konulan patlayıcı maddenin infilakı sonucu gazeteci yazar Uğur Mumcu’nun öldürülmesi,
19.4.1994 günü Yugoslav Konsolosluğunda görevli Zivarov Simiç’e ait araca bomba konulması,
7.06.1995 günü Ankara Musevi cemaati Başkanı Yuda Yürüm’e ait araca bomba konulması,
21.10. 99 günü Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın aracına konulan patlayıcı maddenin infilakı sonucu öldürülmesi olaylarına katıldığı, böylece üzerine atılı suçu işlediği,
Necdet Yüksel için ise;
18.6.1990 günü Ankara Necatibey Caddesi 8/32 sayılı yerde bulunan Türkiye Diyanet Vakfı kitap satış mağazasına bomba konulması,
28.10.1991 günü Amerikalı bilgisayar uzmanı çavuş Victor Marwick’e ait araca bomba konularak Victor Marwick’in öldürülmesi ve eşinin de yaralanması,
28.10.1991 günü Mısır’ın Ankara Büyükelçiliğinde görevli Abdullah Hüseyin Kurabi’ye ait araca patlayıcı madde konması,
30.12.1991 günü Ankara Cinnah Caddesi 8 sayılı yerde bulunan Hürriyet gazetesinin irtibat bürosunun önündeki çöp bidonuna bomba konulması,
12.12.1992 günü Hindistan Büyükelçiliği 2. Sekreteri Yash Palkumar’a ait araca bomba konulması,
7.3.1992 tarihinde İsrail’ in Ankara Büyükelçiliğinde görevli Ehud Sadan’a ait araca bomba konulması,
24.1.1993 günü aracına konulan patlayıcı maddenin infilakı sonucu gazeteci yazar Uğur Mumcu’nun öldürülmesi,
19.4.1994 günü Yugoslav Konsolosluğunda görevli Zivarov SİMİÇ’ e ait araca bomba konulması,
07.06.1995 günü Ankara Musevi Cemaati Başkanı Yuda Yürüm’e ait araca bomba konulması,
21.10.1999 günü Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın aracına konulan patlayıcı maddenin infilakı sonucu öldürülmesi olaylarına katıldığı, böylece üzerine atılı suçu işlediği gerekçesiyle ceza verdi.
Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, 64 klasör içinde yar alan dava ile ilgili evrakların incelenip değerlendirilmesi sonucunda “yukarıda açıklanan gerekçelere göre” diyerek şu hükümleri verdi:
“…… Sanık Abdullah Argun Çetin’in üzerine atılı bulunan maktul Uğur Mumcu’nun taammüden öldürülmesi olayına fer’i fail olarak iştirak etmek suçunu işlemediği anlaşıldığından BERAATİNE.
Sanıklardan Yusuf Karakuş’un; Türkiye de mevcut Anayasal düzeni silah zoruyla yıkıp yerine din kurallarına dayalı devlet kurmayı amaçlayan silahlı çetenin sair efradı olduğu anlaşıldığından eylemine uyan TCK’nın 168/2. maddesine göre takdiren ve teşdiden 12 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına,
3713 sayılı yasanın 5. maddesine göre cezası 1/2 oranında artırılarak 18 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına,
TCK’nun S9/2. maddesine göre cezası 1/6 oranında indirilip SONUÇ OLARAK 15 YIL AGIR HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
TCK’nun 31. maddesine göre MÜEBBETEN KAMU HİZMETLERİNDEN YASAKLANMASINA,
TCK’nun 33. maddesine göre CEZA SÜRESİNCE YASAL KISITLILIK ALTINDA BULUNDURULMASINA,
TCK’nun 40. maddesine göre gözetim ve tutuklulukta geçirdiği günlerin MAHSUBUNA ve verilen ağır hapis cezasının miktarına göre tutukluluk halinin DEVAMINA,
Ferhan Özmen ve Necdet Yüksel’in;
Türkiye de mevcut Anayasal düzeni silah zoruyla yıkıp yerine din kurallarına dayalı devlet kurmak için oluşturulan silahlı çeteye üye olup, Anayasal düzeni değiştirmeye cebren teşebbüs ettikleri sabit olduğundan eylemlerine uyan TCK’nun 146/1. maddesine göre İDAM CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA,
Sanıkların eylemlerinin yoğunluğu ve sürekliliği, her biri idam cezasını gerektiren birden fazla öldürme ve yaralama eylemini gerçekleştirmiş olmaları, bu eylemlerin kamuoyu üzerinde yarattığı etkiler, ceza adaletinin sağlanması, hak ve nesafet kuralları dikkate alınarak sanıklar hakkında TCK’nun 59/1. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,
TCK’nun 31. Maddesine göre MÜEBBETEN KAMU HİZMETLERİNDEN YASAKLANMALARINA,
TCK’nun 33. maddesine göre CEZA SÜRESİNCE YASAL KISITLILIK ALTINDA BULUNDURULMALARINA,
TCK’nun 40. maddesine göre gözetim ve tutuklulukta geçirdikleri günlerin cezalarından MAHSUSUNA ve verilen cezaya göre sanıkların tutukluluk hallerinin DEVAMINA,
….. Hüküm kesinleştiğinde, ……. Ferhan Özmen’e Ankara Emniyet Müdürlüğü Trafik Şubesi’nden 07.07.1987 tarihinde verilen (E) sınıfı 424580 nolu, Necdet Yüksel’e Ankara Emniyet Müdürlüğü Trafik Şubesi’nden 30.06.1991 tarihinde verilen (B) sınıfı 562952 nolu sürücü belgelerinin 2918 Sayılı Yasanın 119/2. maddesine göre takdiren 3’er yıl süre ile GERİ ALINMASINA,
…..
Sanık Ferhan Özmen’e ait olan ı adet pompalı tüfek ile yedek namlu ve 2 adet fişeğin ve 71 adet dolu fişeğin idareye teslimine,
…..
Olay sırasında terkedilmiş halde bulunup zapt edilen 34 YM 4140 plakalı otonun firari sanık Oğuz Demir’e ait olduğu anlaşıldığından, bu aşamada bir karar verilmesine yer olmadığına,
…..
Davaya müdahale tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesine göre takdir edilen 187.500.000 TL. maktu avukatlık ücretinin sanıklardan Ferhan Özmen ve Necdet Yüksel’den alınarak, müdahil İçişleri Bakanlığı’na verilmesine,

Dair, kısmen re’sen, kısmen ihtiyari temyizi kabil olmak üzere, sanıklar Hasan Kılıç, Mehmet Ali Tekin, Yusuf Karakuş, Abdulhamit Çelik, Muzaffer Dağdeviren, Fatih Aydın, Mehmet Şahin, Talip Özçelik, Ferhan Özmen, Necdet Yüksel, Hakkı Selçuk Şanlı, Mehmet Kassap, Mehmet Gürova, Adil Aydın, Rüştü Aytufan ve Derviş Polat ile Sanıklar vekilleri Av. Abdürrahim Özel, Av. İbrahim Ceylan, Av. Hüseyin Kılıç, Av, Mahmut Özbay, Av. Selma Karahan, Av. Muzaffer Önder, Av. Mehmet Ali Bulut ve Av. Emrullah Kaya ile müdahiller Beyhan Gürson ile Ceyhan Mumcu ile müdahil vekilleri Av. Aytekin Erçoban, Av. Hakkı Süha Okay, Av. Erşen Şensal, Av. Halil Sevin, Av, Şükrü Günel, Av. Özdemir Özok, Av. Erdem Akyüz’ün yüzlerine karşı, iddia makamı Hamza Keleş huzuru ile kısmen isteme uygun kısmen aykırı olarak oybirliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı…..” (BELGE-99)
Devam edecek…
iletişim: serdarozdeniz@hotmail.com
Yayınlanan bölümler:
Bölüm 1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm 6. Bölüm 7. Bölüm 8. Bölüm 9. Bölüm 10. Bölüm 11. Bölüm 12. Bölüm 13. Bölüm 14. Bölüm 15. Bölüm 16. Bölüm 17.




