FİNALDE KUDÜS ORDUSU VAR

Uğur Mumcu cinayetinde hiç kuşkusuz gözler UMUT kısaltması ile düzenlenen Uğur Mumcu Uzun Takip operasyonunun sonuçlarındaydı. 

Operasyon için İstanbul’dan çalışmaya başlanmış, Ankara’da genişletilmişti.

Yakalanan sanıkların ifadelerinden daha önce Hizbullah adıyla bilinen örgütün dağılmasının ardından Tevhid sonra Selam en sonunda ise Kudüs Ordusu olarak adlandırılan yeni bir yapı ortaya çıkarılmıştı.

Kendi gibi oluşumlarla birlikte, özellikle diplomat kimliği taşıyan İranlılarla girdikleri ilişki sonunda silahlı, bombalı pek çok eyleme katılan sanıklar, Türkiye’de yaşayan yabancı uyruklu kişileri, kimi zaman da Türk vatandaşlarını hedef aldılar.

Aylar süren çalışmalar sonunda Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi sanıkları mahkeme önüne çıkaracak çalışmasını tamamladı.

Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş, 55 sayfalık iddianamesini yazdı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 7 Ağustos 2000 tarihinde 1996/648 hazırlık, 2000/158 esas ve 2000/111 numaralı iddianamesini mahkemeye sundu.

Bu önemli davanın Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görüşülmesine karar verildi.

Davaya geçmeden önce, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş’in hazırladığı iddianameye göz atalım.

Savcı Keleş, hazırladığı iddianamede Uğur Mumcu’nun yanı sıra Prof. Muammer Aksoy, Prof. Ahmet Taner Kışlalı, Doç. Bahriye Üçok’un yanı sıra Abdulgani Bedevi, Ehud Sadan, Kaya Kaman ve Victor Dean Marwick’i de maktul olarak tanımladı.

Savcı Keleş’e göre, davanın 17 sanığı vardı.

Bunlar sırasıyla, Hasan Kılıç, Mehmet Ali Tekin, Yusuf Karakuş, Abdülhamit Çelik, Muzaffer Dağdeviren, Fatih Aydın, Mehmet Şahin, Talip Özçelik, Arif Tarı, Ferhan Özmen, Necdet Yüksel, Hakkı Selçuk Şanlı, Mehmet Kassap, Mehmet Gürova, Adil Aydın, Musa Koca ve Murat Nazlı idi.

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş, iddianamenin giriş bölümünde şu görüşlere yer verdi:

“İran’da 1979 Şubat ayında Şahlık rejiminin yıkılması ile sonuçlanan Şii ihtilal, irticai unsurlar arasında büyük bir ilgi ile izlenmiştir. Günümüze kadar İran’ın dış politikası olarak ilan ettiği İslam Devrimini ihraç amaçlı propaganda çalışmaları neticesinde bu ilgi giderek büyümüştür.

Türkiye’de de İran’daki gibi devrim yapılabilir fikrine kapılan kimseler, ülke çapında bu yönde propagandaya yönelmişler ve çok yönlü ilişkilerini geliştirmişlerdir. Bu arada İran Devriminden sonra, Şah yanlısı veya Devrime karşı olan birçok İranlının kaçarak Türkiye’ye geldiği ve Türkiye’de değişik bölgelere yerleştikleri gözlemlenmiştir.

Bu kişilere yönelik kaçırma ve öldürme olayları sonucu, yapılan araştırmalarda olayların bir kısım failleri belirlenmesine rağmen, büyük çoğunluğu bulunamamıştır. Olaylara dolaylı olarak katıldıkları öne sürülen bir kısım İran Elçilik ve Konsolosluk görevlilerinin geri gönderilmeleri sağlanmıştır.

Türkiye’ye diplomatik misyon adı altında gelerek bir takım öldürme ve yaralama olaylarına doğrudan veya dolaylı olarak katıldığı ileri sürülen İran elçilik görevlilerinin durumu Türk kamuoyu tarafından da yakından izlenmiştir. İran devriminden sonra Türkiye’ye kaçan kişilere yönelik eylemler kamuoyunun gündemine getirilmiş, televizyon, gazete, dergi gibi basın ve yayın organlarınca sık sık kamuoyu önünde tartışılarak, bu tür davranışların yanlış olduğu ya da üzerine gidilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca düzenlenen bir kısım bilimsel toplantılarda, basın ve yayın yoluyla hazırlanan programlarda, İran’ın bu tür davranışlarının altında devrimin ihracına yönelik düşüncesinin olduğu ileri sürülmüş ve kamuoyunun dikkati bu yöne çekilmek istenmiştir.

Türkiye’de 1988 tarihinden itibaren yabancı elçilik görevlileri ile laik Atatürkçü görüşü benimseyip savunan bilim adamı, gazeteci ve yazarlara karşı yaralama ve öldürme ile sonuçlanan saldırılar başlamıştır.

Bu saldırıların değişik zamanlarda nokta hedefi seçilerek, kanıtları yok eden sistem olarak nitelendirilen patlayıcı madde ile işlendiği gözlenmiştir. Failleri uzun süre tespit edilemeyen bu olaylar, her kesim tarafından ayrı ayrı olarak ele alınarak sebep-sonuç ilişkisi kurulmak istenmiş, bu yönden değişik yorumlata tabi tutularak kamuoyu oluşturulmak istenmiştir…… Dosya incelendiğinde daha önce deşifre olan örgütlerin çatısı ile Kudüs Ordusu çalışma şekli ve çatısının tamamen farklı olduğu açıklıkla görülecektir. Oluşumu İran’da olan Kudüs Ordusu, Türkiye’ye yönelik faaliyetlerini yekdiğerinden habersiz, ve gizli şekilde kültürel ve askeri olarak organize etmiş, hedefin belirlenmesi ve eyleme konulmasını askeri kanatta görev alan kişilere bırakarak, gizliliğini ve örgütün deşifresini koruyabilmiştir…..” 

Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş’in iddianamesinden anladığımıza göre, Türkiye’de ellerini kollarını sağlayarak radikal İslamcı örgütlerle ilişki kuran, onları örgütleyip ellerine silah ya da bomba vererek Türk ve yabancı uyruklu insanların ölümüyle sonuçlanan olaylar düzenleyen İran büyükelçilik ve konsolosluklarındaki bazı çalışanlar, yine ellerini kollarını sallayarak ülkemizden gitmiştir.

Savcıya göre gönderilmiştir…

Katiller kadar onlara yardım ve yataklık edenlerin de Türk adaleti önüne çıkarılması gerekenlerin, elde bu kadar delil varken bırakılmaları ne uluslararası ne de ulusal hukukumuz için kabul edilebilir bir durum değildir.

Acaba bu kişiler gerçekten İranlı mıdır?

İranlı diplomat görünümünde başka ülkelerin devşirilmiş istihbarat elemanları olamazlar mı?

Bu eylemleri neden yaptırdıklarına dair tek bir soru bile sorulmuş mudur?

Gönderilmelerine kim ve hangi yasal dayanağı kullanarak karar vermiştir?

Sadece istenmeyen personel ilan edilmeleri, işledikleri suçun üzerinin kapatılması değil midir?

Yoksa Türkiye içinde de birileri devlete sızarak bu katil sürüsünün Türkiye’nin yıllarca süren çabasıyla yetiştirdiği namuslu, Atatürkçü bilim insanları ve gazetecilerinin öldürülmesine göz mü yummuştur? 

Güncel bir konudan örnek vererek bu anlamsız davranışın dünyaya kafa tuttuğu söylenen Türkiye için neye mal olduğunu belirteyim.

Eğer Türkiye kendi topraklarında kendi insanları ve Türkiye’de yaşayan yabancı ülke vatandaşlarının hayatlarına kast edenleri sadece göndermekle yetinmeseydi, 20018 yılında İstanbul’daki Suudi Arabistan konsolosluğuna giden gazeteci Cemal Kaşıkçı öldürülebilir miydi?

Katiller ellerini kollarını sallayıp uçağa binip Türkiye’yi terk edebilir miydi?

İşte Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş’in iddianamesinde yazdığı “gönderildi” kelimesinin sonucu devlet için bu kadar açıktır…

KUDÜS ORDUSU İRAN’IN 

Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş iddianamesinde, Kudüs Ordusu’nun 1979 İran Devrimi’nden sonra Devrim Muhafızları içinde oluşturulduğunu belirterek iddianamesinde, örgütün tebligat, İslam’a çağrı gibi birimlerinin yanında askeri kanadının da bulunduğunu vurguladı. Kolordu düzeyindeki Kudüs Ordusu’nun Tahran, İsfahan, Gazvin, Bushehr, Şiraz ve Kum kentlerinde karargâhları, Kuzey İran, Esfehan Şiraz, Kereç ve Ahvas bölgesinin batısında da eğitim kampları olduğuna değindi.

Savcı Keleş, “….. Kudüs Ordusu içinde her ülke için bir masa oluşturulmuştur. Türkiye Masası’nın başında Ahmet Vahidi Ferdi adındaki şahsın görev yaptığını, onun yerine Nasır ve daha sonra da Muhammed Tahiri adlı şahsın görevi devraldığı tespit edilmiştir…..” dediği iddianamesinde, Kudüs Ordusu’nun Türkiye’ye yönelik faaliyetlerinde izlenen yol için de, “….. İslam dinini kullanarak önce toplumda karşıt gruplar oluşturma, sonra bu gruplar arasında olaylar yaratarak kin ve düşmanlığı körükleme, böylece toplumda bir kaos ortamı, güvensizlik yaratma, sonra da bu ortamdan yararlanarak devrim ihracını gerçekleştirme şeklinde olduğu görülmektedir….” dedi.

İddianamede Kudüs Ordusu’nun İran gizli servisi Sawama ile olan ilişkisinden de söz eden Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş şunları aktardı:

“…..  Sawama İran’dan kaçan bu kişilerin bir müddet sonra İran’a dönerek devrime zarar vereceğini düşünerek kaçan kişilerin bulundukları ülkede takibi, yakalanmaları veya öldürülmeleri yolunu prensip olarak kabul etmiştir. 

Bu amaca yönelik olarak Türkiye’de İran rejimine benzer rejim kurmak faaliyeti gösteren İslami Hareket, Hizbullah İlim, Tevhid-Selam, Kudüs Ordusu Türkiye birimi gibi örgülerle ajanları kanalı ile irtibat kurmuşlardır.

Kimi zaman diplomatik misyon elemanı olarak Türkiye’ye gönderilen ajanlar Türkiye’deki örgüt temsilcileri ile kararlaştırdıkları örgüt evlerinde görüşme yaparken, kimi zaman da öldürme eylemlerine iştirak ederek sıradan insanlar gibi davranış sergilemişlerdir…..”

“…..1991-l996 yılları arasında Türkiye’de İran rejim amaçlı örgütlerin İran’la bağlantılarını Sawama ajanı olarak belirtilen Muhsin Karger Azad, Macit Shadkar, Muhammed Reza Behreuz Manasch sağlamıştır….” denilen iddianamede, “…..Yukarıda isimleri geçen Muhsin Karger Azad’ın 1991 yılında Muavin Konsolos,  Macit Shadkar’ın 1992 yılında İdari Ateşe, Muhammed Reza Behreuz Manasch’ın 1995 yılında Muavin Konsolos olarak Türkiye’de bulundukları tespit edilmiştir…..” denildi.

“…. Amacı Türkiye’de oluşturulacak kaos ortamı sonucu silah zoru ile anayasal düzeni yıkarak yerine İran benzeri bir İslam Devleti kurmak olan yasadışı Kudüs Ordusu Örgütü Türkiye’deki faaliyetlerini, Kültürel Yönden: Hasan Kılıç, Mehmet Ali Tekin, Nurettin Şirin, Talip Özçelik, Askeri Yönden: Ferhan Özmen, Selçuk Şanlı, Necdet Yüksel, Oğuz Demir ve Rüştü Aytufan kanalıyla iki koldan sürdürerek sanıklara silah ve mühimmat desteği sağlamıştır…..” denilen iddianamede, “….. 1987 yılından itibaren Ferhan Özman, Selçuk Şanlı, Necdet Yüksel, Oğuz Demir, Rüştü Aytufan ile ilişki kuran Kudüs Ordusu örgütü bu sanıkların İran’a gelmesini temin ederek kamplarda askeri ve siyasi eğitim vermiştir. Sanıklardan kimlikleri, askerlik yapıp yapmadığı, hangi konuya eğilimli olduğu, siyasi eğilimi, İran rejimine karşı düşünceleri ve bağlılığı gibi konularda özgeçmiş raporu alarak örgüt bünyesine onları kabul etmiştir. 

Bu sanıkları örgüt amacı yönünde hazırlayarak örgütün Türkiye bölümünü oluşturmuştur. Sanıkların eylemlerdeki amaçları ile örgütün amacı aynı doğrultuda olduğundan örgütün temin ettiği silah ve mühimmat ile işlenen eylemler örgüt amacı doğrultusunda işlenmiş olarak değerlendirilmiştir.

Örgüt amacı doğrultusunda Türkiye’de işlenen olayların niteliği örgüt tarafından gönderilen ve Ankara Sincan ilçesi Cimşit köyünde ele geçirilen silah ve patlayıcı maddelerin miktar ve vasfı göz önüne alındığında, örgütün Türk Ceza Kanunu 168. Madde ve 3713 Sayılı Yasanın 1. Maddesi’nde belirtilen silahlı çete niteliğinde bir terör örgütü olduğu saptanmıştır….” denildi.

SİLAH VE MÜHİMMAT DESTEĞİ

Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş iddianamesinde İran gizli servisi Sawama ile Kudüs Ordusu’nun Türkiye’deki elemanlarında çeşitli yollardan silah ve mühimmat desteğinde bulunduğunu da belirterek, bu ilişki hakkında, “….. İran gizli servisi Sawama ile Kudüs Ordusu örgütü bazen birlikte ve bazen de ayrı ayrı Türkiye’de ki elemanlarına değişik kanallardan silah ve mühimmat desteği sağlamaktadır.

Bu malzemelerin Türkiye’ye girişi; Türkiye İran sınırından (Van ili çevresi), Türkiye Suriye sınırından (Hatayı ili çevresi), İstanbul’da teslim koşulu ile uluslararası silah kaçakçıları ile anlaşarak girişi sağlanmıştır.

Sanıklar Ferhan Özmen ve Necdet Yüksel ifadelerinde silah ve patlayıcı maddelerin İstanbul’dan kendilerine verildiğini, Ankara’ya araçlarla değişik zamanlarda getirerek depoladıklarını belirtmişlerdir

14.2.1991 tarihinde Hatay ili İskenderun ilçesinde 34 B 049 plakalı araçta 31 kg patlayıcı madde ile bomba düzeneği ve parçaları ele geçirilmiştir. Bu olayla ilgili yakalanan sanıklar malzemelerin İstanbul’a götürülerek Nasır adındaki şahsa teslim edileceğini belirtmişlerdir. Soruşturma aşamasında yakalanan sanıklar İstanbul’a götürülmüş ancak Nasır buluşmaya gelmediği için yakalanamamıştır.

Selçuk Şanlı ifadesinde: “Bu buluşmayı anlatarak Nasır’ın gazetelerde ki haberi okuyunca Hatay’da yakalanan kişilerin kendisine geldiğini belirtip, Bulgaristan’a gitmek istediğini ancak takip edildiğini anlatmış, bir müddet kendi evi saklandığını, daha sonra da kendisi ile birlikte Ankara’ya geldiklerini” ifadesinde açıklamıştır.

Nasır adındaki İranlının Hasan Kılıç’ın beyanında Nasır Takipur (Takizade) olarak geçtiği görülmektedir.

Ferhan Özmen ifadesinde: “Kudüs Ordusu’ndan Ahmet Daudi’nin Ankara’da kendisi ile buluşmasında eylem talimatı ile birlikte olayda kullanılmak üzere silahı da getirerek kendisine verdiğini” belirtmiştir

Sanıklardan Necdet Yüksel’in bıraktığı ve daha sonra köylüler tarafından Jandarmaya ihbar edilmesi sonucu 13.5.2000 tarihinde Ankara Sincan ilçesi Cimşit köyünde bulunan18 adet makinalı tabanca, 39 adet el bombası, çok miktarda fişek (tabanca fişeği) 47.5 adet C4 patlayıcı, 47 adet TNT patlayıcısı ile Necdet Yüksel’in yer göstermesi sonucu aynı bölgede: çok miktarda değişik çap ve markalarda tabancalar, 3 adet Uzi marka makineli tabanca, 8 adet lav silahı, 50 adet susturucu, patlayıcıdan yapılmış hazır bomba düzenekleri, bomba malzemeleri, 81 tam 8 yarım yeşil renkli C4 patlayıcısı, 25 tam 6 yarım beyaz C4 patlayıcısı, çok miktarda mermi ele geçirilmiştir.

Böylece yasadışı örgütün Türkiye’de ki elemanlarına yukarda belirtildiği üzere silah ve malzeme desteği sağladığı anlaşılmıştır…..” dedi.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

ANKARA DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş tarafından hazırlanan iddianamenin hukuki değerlendirme başlığı altındaki bölümünde ise, “….. Yasadışı Kudüs Ordusu örgütü, Türkiye’ye yönelik yıkıcı faaliyetlerinde geniş kapsamlı bir çalışmaya girmiş, bu çalışmasını kültürel ve askeri boyut olarak belirlemiş ve böylece elemanlarını yönlendirmiştir. Kültürel ve askeri boyut olarak faaliyet yürüten yasadışı örgüt, eylemlerinde hiçbir zaman kendi adını kullanmamış ve böylece gizliliğini elemanları yakalanıncaya kadar sürdürmüştür. Eleman olarak seçtiği kişileri önce İran’a davet ederek konferans ve toplantılara katılımlarını sağlamış ve daha sonra da kamplarında askeri ve siyasi eğitime tabi tutmuştur.

Özellikle siyasi eğitimde Türkiye’ de İran modeli bir yönetim gerektiğini, bununda alt yapısının var olduğu konularını işlemiştir. Yasadışı örgüte karşı güvenlik kuvvetlerince 6.5.2000 günü İstanbul’ da başlatılan operasyon, sanıkların Ankara’ya getirilerek sorgulanmaları sonucu sanıklardan Hasan Kılıç’ın beyanları üzerine sanık Ferhan Özmen’in kimliği tespit edilmiş, Necdet Yüksel ile Hakkı Selçuk Şanlı’nın yakalanması sağlanmıştır…..” denildi.

MUMCU CİNAYETİNDEKİ KİLİT İSİMLER

Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş iddianamesinde, Uğur Mumcu cinayetindeki kilit isimler Necdet Yüksel ve Ferhan Özmen hakkında da çeşitli bilgiler vererek cinayete nasıl katıldıklarını anlattı.

Keleş’in iddianamesinde Necdet Yüksel için, “…..1989 yılında Ferhan Özmen’le irtibat kuran sanık, Ferhan Özmen’in getirdiği dini yayınlan okuduğu, Tekin olarak tanıdığı Ferhan Özmen’le birlikte İstanbul’a giderek Hasan Kılıç’la irtibat kurmuştur.

Tekin Özmen (Ferhan) kanalıyla İstanbul’ da spor salonu bulanan Mehmet Şahin ile örgütsel bağıntıya girdiği İstanbul’da 15-20 gün kadar kalan sanığın bu süre içinde Selçuk Şanlı ve Abdülhamit Çelik ile tanıştıkları, Ferhan Özmen’in katıldığı ev toplantılarına iştirak eden sanığın bu arada Oğuz Demir ile örgütsel ilişki içine girdiği, Ferhan Özmen’in organize etmesi sonucu 1991 yıllarında eğitim için Oğuz Demir ile birlikte İran’ a gittikleri ifadesinde belirtilmiştir…..” denildi. 

Necdet Yüksel’in Kudüs Ordusu ile irtibat kurması ve sonrasında gerçekleştirilen eylemlere katılması ile ilgili de şunlar ifade edildi:

“….. Ferhan Özmen’in kendisine verdiği adres ve telefon kayıtlan ile İran’ da Muhammed ve Kasım adlarındaki Kudüs ordusu örgütü mensuplarıyla irtibat kurmuştur.

Kudüs Ordusu mensuplarının sanıkla Oğuz Demir’i Tahran’da kamp olarak kullandıkları bölgeye götürerek burada bir aydan fazla süre askeri ve siyasi eğitime tabi tutmuşlar, bu eğitimde silah ve çeşitleri, kullanılması, patlayıcılar TNT, C4 tanıtımı kullanılması, RPG 7 roket atar kullanılması gibi konularda teori ve pratik uygulamaya yönelik olarak eğitim vermişlerdir.

Kamp sonucu pasaportla Türkiye’ ye gelen sanık Oğuz Demir ile birlikte Ferhan Özmen’le buluşarak eğitim hakkında bilgi vermişlerdir.

Sanık örgüt içinde Ferhan Özmen’e bağlı olarak faaliyet göstermiş yapılacak eylemler konusunda Oğuz Demir, Ferhan Özmen’le bir araya gelerek örgüt amacı doğrultusunda yapılan değerlendirmelere katılmıştır. Örgüt amacına göre eylem yapılacak kişilere yönelik istihbarat çalışmalarını sanığın yaptığı, ancak eylem sırasında da bazen fiili olarak görev aldığı belirlenmiştir. Sanığın eğitim amaçlı olarak 1999 yılında tekrar Ferhan Özmen, Oğuz Demir ile birlikte pasaportlu olarak kısa aralıklarla İran’ a giderek 2.5 ay kadar askeri ve siyasi eğitim görmüştür.

İran’a önce Ferhan Özmen, sonra Oğuz Demir, daha sonra da sanığın giriş yaparak burada Mehmet Ali Akbulut adlı örgüt elemanın telefonu kanalıyla irtibat sağlayarak bir araya gelmişlerdir. Sanıkların yanına Kudüs Ordusu’ndan Muhammet ve Kasımi adlı örgüt mensupları gelerek onları Tahran’ın kuzeyinde kamp olarak kullanılan bir binaya götürmüşlerdir. Burada 15 gün kadar kaldıktan sonra Tahran’ a 800 km kadar uzaklıkta kamp olarak kullanılan başka bir yere gittikleri, burada da 35 gün kadar süre silahlar ve çeşitleri, kullanılması, patlayıcılar çeşitleri ve kullanılması konularında teori ve pratiği yönelik olarak eğitim görmüşlerdir.

Eğitim sonucu Türkiye’ ye gelişlerinde de ayrı ayrı zamanlarda yasal yollardan dönmüşlerdir.

Sanığın yukarda belirtildiği üzere yasadışı Kudüs Ordusu Askeri örgüt yapılanması içinde Ferhan Özmen ile Oğuz Demir’e bağlı olarak faaliyet gösterdiği, İran’la olan bağlantısını Ferhan Özmen’in sağladığı, gerçekleştirilen tüm eylemlerde kullanılan silah ve patlayıcı maddelerin Ferhan Özmen’in bağlantılı olduğu İranlılardan temin edildiğini aşamalardaki beyanlarında belirtmiştir.

1999 yılı sonları ile 2000 yılı başlarında Ferhan Özmen’in talimatı ile İstanbul’a gittiği, burada Feridun adlı örgüt elemanı ile görüşerek kendisini önceden aralarında yaptıkları anlaşma gereği Osman olarak tanıttığı, İstanbul’dan Romanya’ya giden otobüslerin bulunduğu yerde beklediği, buraya Feridun’un üç çanta ve iki koli içinde silahlar ve patlayıcı maddeler ile RPG 7 roket atarları getirerek sanığa teslim ettiği, malzemeleri araçla Fatih semtindeki Oğuz Demir’in evine götüren sanık ertesi günü Oğuz Demir ile birlikte araçla Ankara’ya gelerek Ferhan Özmen’e malzemeleri teslim etmiştir.

Silah ve patlayıcı maddelerin bir ay kadar Ferhan Özmen’in evinde kaldığı buradan sanığın evine taşıdıkları, operasyonlar başladığında Ferhan Özmen’in talimatıyla bu malzemeleri bulundukların yerden alarak Sincan ilçesindeki tarlalara ayrı ayrı yerlere bırakmıştır.

Bırakılan bu malzemeleri kontrol için yanında Oğuz Demir olduğu halde gittiğinde güvenlik kuvvetlerince yakalanmıştır. Ferhan Özmen tarafından kendisine verilen iki adet Uzi otomatik tabancaya ait namluyu operasyonlar başladığında Ferhan Özmen’in talimatı ile Bayındır Barajı’na götürerek atmıştır. (Yapılan araştırmada namlular bulunamamıştır.)

…..

Sanığın yer göstermesi sonucu 15.5.2000 günü Sincan ilçesi Yukarı Cimşit köyü Kesiktaş bölgesinde bir spor çanta, bir poşet çanta içinde çok miktarda silah ve patlayıcı maddeler ile gösterdiği bir başka yerde 5 koli içinde silah ve patlayıcı maddeler ele geçirilmiştir. Yer gösterme tutanağında 13.05.2000 tarihinde bulunan silah ve patlayıcıların da kendileri tarafından bırakıldığını belirtmiştir.

Sanık Necdet Yüksel yasadışı Kudüs Ordusu örgütünün amacı doğrultusunda Ferhan Özmen, Oğuz Demir, Rüştü Aytufan ile birlikte yukarda belirtilen faaliyetleri sırasında aşağıda açıklanan olaylara katılmıştır.

İddianamede Necdet Yüksel ile birlikte hareket eden Ferhan Özmen’in örgüte girişi ve sonrası için ise şu ifadeler yer verildi:

“….. Sanık, 1987 yıllarında Hakkı Selçuk Şanlı kanalıyla yasadışı Selam Tevhid grubu oluşumu ile örgütsel bağıntı içine girmiştir. Bu dönemde Ankara Hacı Bayram Cami civarında bulunan Şamil Kitap evinde çalıştığı bu münasebetle dini yayın satan kitapevi ve dini çevrelerle ilişki içine girerek Seyit Kutup, Hasan Elbenna gibi yazarların dini konularda yazdıkları kitaplan okumuştur.

1980- 1983 yıllarında İran Konsolosluğu’na giderek Fars Kültür Merkezi’nde İran’da kurulan yeni rejimle ilgili yayınlan ve film gösterilerini takip etmiştir. 1987 yıllarında Hakkı Selçuk Şanlı’nın İran’a sık sık gitmesi ve onunla arkadaş olmaları nedeniyle kendisinin de İran’ a gitmek istediğini Hakkı Selçuk Şanlı’ya bildirmesi ve onunda uygun görmesi nedeniyle yasal yollardan İran’ a giden sanık, Tahran Firdevs meydanında Hakkı Selçuk Şanlı ile örgütsel amaçlı buluşma yapmıştır.

Hakkı Selçuk Şanlı’nın yanında getirdiği Behram ve Nasır adındaki iki İranlının sanıkla irtibat kurduğu bu örgüt elemanlarının sanıktan İran rejimi ile ilgili görüşlerini, hüviyeti, askerlik yapıp yapmadığı, Türkiye’ deki siyasi partiler ve Türkiye’ deki İslam’ i hareketler konusunda bilgisi, silah ve patlayıcılarla ilgili eğilimi gibi konularda 100 sorudan oluşan anket tipi öz geçmiş raporu doldurtulmuştur.

Behram ve Nasır adlı örgüt mensuplarının sanığa İran’da askeri eğitim teklif ettikleri, sanığın da bunu kabul etmesi üzerine Nasır’ın sanığı El Buruz Dağı’nın eteklerinde kamp olarak kullanılan ve yan yana kulübelerden oluşan bölgeye götürerek burada 15 gün kadar süre askeri ve siyasi eğitime tabi tutmuşlardır.

Askeri eğitim olarak çeşitli cins ve marka silahların kullanılması, atış talimleri ile C4 ve TNT gibi patlayıcılar üzerinde bomba yapımı konularında uygulamalı teori ve pratik olarak dersler ile RPG 7 roket atar üzerinde uygulamalı eğitim verilmiştir.

…..

Kamp eğitimi sonumda sanık pasaportla Türkiye’ ye gelmiştir. 1990-1991 yıllarında İran’ a tekrar giden sanık, burada Kudüs ordusundan Mehmet BEY adındaki örgüt elemanı ile irtibat kurarak, Tahran, İsfahan, Şiraz, Gazvin şehirlerinde örgütsel amaçlı görüşmeler yaparak İran rejiminin kuralları ile ilgili siyasi eğitim almıştır.

1999 Nisan ayında Necdet Yüksel ve Oğuz Demir ile anlaşarak eğitim için İran’ a gitme yönünde aralarında irtibat sağlamışlar ve İran’ da buluşacakları yerin Mehmet BEY adındaki şahsın telefonu, eğer bulamazlarsa Mehmet Ali Akbulut adındaki şahsın bulunması olduğunu kararlaştırmışlardır. Bu karar doğrultusunda sanık Ferhan Özmen önceden İran’ a giderek Mehmet BEY adındaki şahsın evine yerleşmiş ve daha sonra pasaportla gelen Necdet Yüksel ile Oğuz Demir belirtilen evde buluşmuşlardır. Kudüs Ordusundan Emir adındaki şahsın sanıkların bulunduğu eve gelerek, Necdet Yüksel, Oğuz Demir ve Ferhan Özmen’i buradan alarak Ahraz denilen bölgenin bir ilçesinde bulunan ve kamp olarak hazırlanan yere götürdüğü anlaşılmıştır.

Bu kampta 45 gün kadar süre Ferhan Özmen, Necdet Yüksel ve Oğuz Demir’e silahların tanıtımı, atışı, patlayıcılar ve uygulaması (C4 ve TNT) gibi konularda uygulamalı siyasi ve askeri eğitim verilmiştir. Kamp sonucu Oğuz Demir, Necdet Yüksel ve Ferhan Özmen ayrı ayrı zamanlarda pasaportla normal yollardan Türkiye’ye gelmişlerdir.

Sanık Ferhan Özmen 1989-1990 yıllarından itibaren Oğuz Demir ve Necdet Yüksel ile birlikte bir ekip olarak faaliyet yürütmüş, değişik zamanlarda bir araya gelerek edindiği askeri ve siyasi alandaki bilgilerini birlikte değerlendirmişlerdir.

1992 yılından itibaren Rüştü Aytufan da bu birime dâhil olmuş birlikte yakalanıncaya kadar faaliyet göstermişlerdir.

…..

15.5.2000 tarihinde Sincan ilçesi Yeni Cemşit köyü Kesiktaş bölgesi Gödekın mevkiinde sanık Necdet Yüksel’in yer göstermesi sonucu iki ayrı yerde ele geçirilen çok miktarda silah ve patlayıcı maddeler içinde bulunan uzaktan kumanda kullanım kitapçığının kapağı üzerinden ve C4 plastik patlayıcı bulunan karton kutu içindeki gazetelerden elde edilen parmak izlerinin sanık Ferhan ÖZMEN’ e ait olduğu Emniyet Genel Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü’nün 20.5.2000 tarihli parmak izi mukayese raporundan anlaşılmıştır.

Soruşturma sırasında Sincan ilçesi 209 sokak 10 sayılı bina önünde terk edilmiş olarak bulunan Ferhan Özmen’e ait olduğu tespit edilen 34 YM 4140 plakalı oto içinde elde edilen parmak izinin sanık Ferhan Özmen’e ait olduğu Ankara Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü’nün 20.5.2000 tarihli parmak izi mukayese raporundan anlaşılmıştır.

…..

Ferhan Özmen’in kullandığı O 535 775 37 16 nolu cep telefonunun çıkartılan konuşma detaylarında bu telefonun 12.11.1999 günü 0 300 0982 131 90 57 nolu ve 18.12.1999 günü 0 300 0982 120 09 61 nolu telefonlar ile konuştuğu tespiti üzerine bu yönden sanığın 16.6.2000 tarihli ek ifadesinde telefonların Kudüs Ordusu’ndan Aziz adlı şahsa ait olduğu ve onunla görüşme yaptığını anlatmıştır.

…..

Sanık Ferhan Özmen’in yukarda belirtildiği üzere yasadışı Kudüs Ordusu örgütü amacı doğrultusunda faaliyetleri sırasında Necdet Yüksel, Oğuz Demir ve Rüştü Aytufan ile birlikte aşağıda belirtilen olaylara katıldığı anlaşılmıştır…..” 

Başta Uğur Mumcu cinayeti olmak üzere, silahlı bombalı eylemler gerçekleştirdikleri belirtilen Yusuf Karakuş, Ferhan Özmen ve Oğuz Demir’in Uğur Mumcu cinayetini nasıl işledikleri ise Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş tarafından hazırlanan iddianamede şöyle yer aldı:

“….. Uğur Mumcu araştırmacı gazeteci yazar olarak çalışmaktadır. Araştırmacı gazeteci yazar Uğur Mumcu’nun sistem içindeki baskıcı grupların sözcülüğünü yaptığını, dine saldırmayı kendilerine vazife edilmiş bir kesimin sembolü haline geldiğini konuşmalarında ve yazılarında irtica bahanesiyle dini değerlere saldırdığını, ileri süren sanıklar Ferhan Özmen, Oğuz Demir, Necdet Yüksel birlikte Uğur Mumcu’ya karşı eylem yapmaya karar vermişlerdir.

Bu karar doğrultusunda sanıklardan Necdet Yüksel 7-8 ay süre Uğur Mumcu’nun evi, arabasını bıraktığı yer, çalışma yerleri gibi konularda araştırma ve istihbarat çalışması yapmıştır. Ayrıca eylem gününe kadar bazı günlerde sabah ve akşam olmak üzere aracını park ettiği sokağa girerek izleme faaliyetinde bulunmuştur.

Olaydan önce bir araya gelen sanıklar olayda nasıl davranacakları, bombanın araca kim ve nasıl yerleştirileceği konularda aralarında görev taksimatı yapmışlardır.

Sanıklardan Ferhan Özmen tarafından hazırlanan bombada, patlayıcı olarak 2 kilo 300 gram kadar C4 kullanıldığı, elektrikli fünye ateşlemeli, bubi kısmında plastik mandal olan güç kaynağı olarak pil kullanılmış kurtulma sisteminin misina ile mıknatısa bağlanan bir düzenek olduğu anlaşılmıştır.

Olay gününden önceki akşam (Cumartesi akşamı) bir araçla sanıklar Ferhan Özmen, Necdet Yüksel ve Oğuz Demir’in birlikte maktulün evine yakın Köroğlu Caddesi’nden Karlı Sokağa doğru inen ara yola kadar gelmişlerdir. Aracı Ferhan Özmen in kullandığı, diğer sanıkların burada araçtan indikleri, Ferhan Özmen araçla birlikte Karlı sokağı geçerek Koza sokağın kesiştiği yerde aracını park ederek beklediği, Oğuz Demir ile Necdet Yüksel’in hazırlanan bomba ile birlikte Karlı sokağa girdikleri, Necdet Yüksel’in gözcülüğünde Oğuz Demir’in poşet içinde olan bombayı aynı sokakta duvar kenarında olan 06 YR 245 plakalı aracın altına yerleştirdiği, Necdet Yüksel ile Oğuz Demir’in birlikte Ferhan Özmen’in kendilerini beklediği yere gittikleri, Ferhan Özmen’in olmadığını gören sanıklar ticari bir taksiye binerek oradan ayrılarak Ferhan Özmen’in evinin yakınında taksiden inmişlerdir. 

Daha sonra yaya olarak Ferhan Özmen’in evine giden sanıklar birlikte olayın değerlendirmesini yapmışlardır. Sanıklar Ferhan Özmen ve Necdet Yüksel tüm aşamalardaki beyanlarında olaya yukarda ki anlatıldığı üzere katıldıklarını açıklamışlardır…..”

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş tarafından 11 Temmuz 2000 tarihinde hazırlanan iddianamenin sonuç ve istem başlıklı son bölümünde ise, “…… Yargılamanın 2845 sayılı yasanın 9-20 maddeleri gereğince mahkemenizce yapılarak, sanıklardan Ferhan Özmen, Necdet Yüksel, Hakkı Selçuk Şanlı, Yusuf Karakuş, Muzaffer Dağdeviren, Abdülhamit Çelik, Fatih Aydın, Hasan Kılıç, Mehmet Şahin’in eylemlerine uyan TCK’nın 146/1, 31, 33, 40 maddeleri gereğince ….. ayrı ayrı tecziyelerine …… kamu adına talep ve iddia olunur” denildi. (BELGE-92)

OĞUZ DEMİR KAYIP

Uğur Mumcu cinayetinde Necdet Yüksel ve Ferhan Özmen ile birlikte yer alan, anlatımlarda plastik patlayıcıyı Uğur Mumcu’nun aracının altına yerleştirdiği söylenen Oğuz Demir ise kayıp.

Ankara polisinin Sincan PTT’si önünde Necdet Yüksel’i yakaladığı operasyondan 34 YM 4140 plakalı araçla kaçan ve izini kaybettiren Oğuz Demir’e bir daha rastlanamadı. Demir için yasa dışı yollardan yurt dışına kaçtığı hatta öldürüldüğü yönünde söylentiler çıktı ama bu güne kadar ispat edilemedi.

Polis ve Ankara DGM savcılarının yaptığı çalışma sonucunda Ankara Sincan PTT’si önünde yapılan operasyon sıranda Oğuz Demir’in kullandığı ve olay yerinden kaçtıktan sonra terk ettiği 34 YM 4140 plakalı örgüt aracının Oğuz Demir’in üzerine kayıtlı olduğu ortaya çıktı. (BELGE-93)

Polisin bütün aramalarına rağmen yakalanamayan Oğuz Demir için Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş tarafından Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Hakimliği’ne başvurularak gıyabi tutuklama kararı çıkarılması istendi.

Savcı Keleş, talebinde Oğuz Demir hakkında hazırlanan evrakta, katıldığı eylemleri de şöyle sıraladı:

1- 26.3.1991 günü Irak Büyükelçiliği Muhasebe Müdürü Kays Ali Hüseyin’e e ait araca patlayıcı madde konulması,

2- 28.10.1991 günü Amerikalı Çavuş Wictor Marwick’in aracına patlayıcı madde konulması,

3- 28.10.1991 günü Mısır Devletinin Ankara Büyükelçiliğinde görevli Abdullah Hüseyin El Kurabi’ye ait araca patlayıcı madde konulması,

4- 30.12.1991 günü Ankara Cinnah Caddesinde ki Hürriyet Gazetesi’nin irtibat bürosu önünde ki çöp bidonuna patlayıcı madde konulması,

5- 07.03.1992 tarihinde İsrail’ in Ankara Büyükelçiliğinde görevli Ehud Sadan’a ait araca bomba konulması,

6- 12.12.1992 günü Hindistan Büyükelçiliği 2.Sekreteri Yash Palkumar’a ait araca patlayıcı madde konulması,

7- 24.1.1993 günü gazeteci yazar Uğur Mumcu’nun aracına patlayıcı madde konulması,

8- 19.4.1994 günü Yugoslav Konsolosluğunda görevli Zivarov Simiçh’e ait araca patlayıcı madde konulması,

9- 7.6.1995 günü Ankara Musevi Cemaati Başkanı Yuda Yürüm’ün aracına patlayıcı madde konulması,

10– 21.10.1999 günü Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın aracına patlayıcı madde konularak katledilmesi…..”

Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcısı Hamza Keleş’in Oğuz Demir hakkında istediği gıyabi tutuklama kararını inceleyen Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, 17 Kasım 2003 tarihinde 2003/1493 D. İş kararı ile “….. Sanık Adem ve Pembe oğlu, 1971 doğumlu, Sivas İli Suşehri İlçesi, Sarıyusuf Mahallesi nüfusuna kayıtlı otuz Demir’in, üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, sanığın halen firarda olması ve dosya içeriği göz önüne alınarak DGM. C. Başsavcılığı’nın talebinin kabulü ile sanık Oğuz Demir’in “Yasadışı Selam Kudüs Ordusu örgüt üyesi olmak, örgüt doğrultusunda eylem ve faaliyetlerde bulunmak” suçundan dolayı CMUK’nın 104. Maddesi gereğince GIYABEN TUTUKLANMASINA” karar verdi.

Mahkeme kararından sonra Türkiye’nin her yerinde aranan Oğuz Demir, yakalanamadığı için mahkeme önüne de çıkarılamadı.

Başta Uğur Mumcu cinayeti olmak üzere, çok sayıda silahlı ve bombalı insan öldürme ve bombalama eylemine katılan Hizbullah/Selam/Tevhid/Kudüs Ordusu sanıklarının Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yapılan yargılamaları öncesinde Oğuz Demir’in de durumu gündeme geldi.

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Hamza Keleş, 2003/55 sayılı kararı ile 10 Aralık 2003 tarihinde “…..sanık Oğuz DEMİR’ in yasadışı Kudüs Ordusu örgüt üyesi olmak, örgüt amacı doğrultusunda eylem ve faaliyetlerde bulunmak suçlarından gıyabi tutuklu olarak arandığı ve hakkında dava açılmak için yeteri kadar kanıt bulunduğu görüldüğünden, bu sanık hakkında evrakın ayrılarak 2003/399 HZ. sırasına kaydedilmesine, soruşturmanın bu evrak üzerinden yürütülmesine…” karar verdi. (BELGE-94-95-96)

Devam edecek…

Yayınlanan bölümler:

Bölüm 1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm 6. Bölüm 7. Bölüm 8. Bölüm 9. Bölüm 10. Bölüm 11. Bölüm 12. Bölüm 13. Bölüm 14. Bölüm 15. Bölüm 16.

Popüler

A3 HABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin