HÜSEYİN VELİOĞLU KİMDİR?
Hüseyin Velioğlu, Hizbullah’ın kurucusu ve lideri. 1952 Batman-Gercüş doğumlu. Durmaz olan soyadını 1978’de Velioğlu olarak değiştirdi. Üniversitede Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) içinde faaliyet gösterirken Akıncılar’la ilişkiye geçti. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Abdullah Öcalan’la okul arkadaşı. Hizbullah’ın Apo’su olarak adlandırıldı. 1980 sonrası Diyarbakır’a döndü. 1984’de örgütün kuruluş planlarını Diyarbakır’daki İlim Kitabevi’nde yaptı. Güneydoğu’da Şerait esaslarına dayalı bir Kürt devleti kurulması amacıyla 1985 yılında kurulan Hizbullah, yaklaşık 4 yıl yeraltında kaldı. Bu sürede örgütün az sayıdaki elemanı Afganistan ve İran’da silahlı, siyasi eğitim gördü.
1989 yılından itibaren Güneydoğu’da PKK’ya karşı bir oluşum gibi ortaya çıkan Hizbullah, önceleri kitap ve kaset satış merkezlerinde eleman toplamaya başladı. Örgüt, silahlı eylemlerine, PKK’lılara yönelik faili meçhul cinayetler ile 1990’lı yılların başından itibaren başladı. PKK’ya yönelik eylemleri nedeniyle de, bu örgütten zarar gören kesimin önemli ölçüde desteğini görerek, gelişmeye başladı. Önceleri Batman’da ortaya çıkan Hizbullah, kısa sürede Diyarbakır, Silvan, Mardin, Kızıltepe, Nusaybin, Cizre, Bingöl, Muş ve Şanlıurfa’da örgütlenerek art arda faili meçhul cinayetler gerçekleştirmeye başladı.
Hiçbir eylemini üstlenmeyen Hizbullah’ın eylemleri, Rus yapımı Makarov marka tabanca veya satır kullanması gibi benzer motiflerden anlaşılmaya başlandı. Bu dönemde işlenen faili meçhul cinayetlerin faillerinin her defasında yakalanamaması, Hizbullah’ın devlet destekli olduğu iddialarına yol açtı.
Gün geçtikçe yöre halkının yüksek din duyguları ve düşük eğitim seviyesinin etkisi ile güçlenen Hizbullah örgütü, şiddet yanlısı Hüseyin Velioğlu liderliğindeki İlimciler ve ılımlı görüşteki Fidan Güngör liderliğindeki Menzilciler ve Vasat olarak 3 gruba ayrıldı. Bu bölünmenin ardından İlimciler ve Menzilciler arasında kıyasıya bir çatışma baş gösterdi. Kısa sürede şiddet yanlısı İlimciler grubu, Menzilcileri tamamen diskalifiye etti ve Hizbullah’ı adeta tamamen ele geçirdi. Son dönemlerde Malatya’da Hilmi Kocaaslan liderliğinde Hizbullah’ın 4. bir grubu olan Davetçiler oluşturuldu. Ancak, bu grup sürekli geri planda kaldı, isminden hiç söz edilmedi.
ABDULAZİZ TUNÇ’UN İTİRAFLARI
Hüseyin Velioğlu’nu İstanbul Beykoz’da yakalatan ifadelerden biri, Abdülaziz Tunç isimli Hizbullah militanına aittir. Velioğlu’nun kuryesi olarak da bilinen Tunç, Hizbullah terör örgütü şurasında yer alan ve örgütün aynı zamanda mezar evlerindeki sorgucusudur.
Örgüt içi infazlar ve ajanlık suçlamaları nedeniyle can güvenliği kalmadığını düşünen Abdülaziz Tunç, aynı yıl sahte İran pasaportuyla Adana’dan yurtdışına kaçmak isterken yakalanınca itirafçı oldu ve bu tavrı terör örgütü Hizbullah için sonun başlangıcı oldu. Tunç’un verdiği bilgilerle örgütün Mardin’deki bilgi işlem merkezi ele geçti ve buradaki 20 bin sayfalık doküman ve özgeçmiş raporlarından yola çıkan polis, örgüt elemanlarının büyük bölümünü yakaladı, birçok cinayet aydınlandı.
Beykoz’daki villada öldürülen kişinin Hüseyin Velioğlu olduğu Adli Tıp Kurumu Morgu’nda Abdülaziz Tunç’un teşhisiyle netlik kazandı. Velioğlu ile İran’ın Kum kentindeki mollalardan siyasi eğitim alan Tunç, Tahran’da Türkiye Büyükelçiliği yakınlarındaki bir villada İran Devrim Muhafızları’ndan sır gizleme, itaat, düşman tarafından takip ve anti takip, Tahran, Salmaz ve Tebriz’deki dağlık bölgede de patlayıcı yapımı ve silah kullanımı üzerine askeri eğitim aldı. Tunç daha sonra Van’ın Başkale İlçesi’nden yasadışı yollarla yurda giriş yaparak örgüt sığınaklarında sorguculuk yaptı.
Terör örgütü Hizbullah üyesi olmaktan Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuksuz yargılanan itirafçı Abdülaziz Tunç’un Batman’ın Beşiri İlçesi’nin Yalınkavak Köyü’nde öğretmenlik yapan Ali Rıza Pekgöz’ün 1993 yılında sorgulanıp öldürülmesi eylemine katıldığı iddiasıyla müebbet hapis istemiyle yargılandığı davada ilginç ayrıntılar ortaya çıktı.
Mahkeme, Abdülaziz Tunç ile ilgili Beşiri Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazarak sanığın açık adresinin tespit edilerek mahkemeye gönderilmesini istedi. Gelen cevapta sanığın açık ikametgâhının tespit edilemediği belirtildi.
Bunun üzerine Beşiri İlçe Nüfus Müdürlüğü’nden sanığa ait aile tablosu istendi. Gelen aile tablosunda Halil oğlu Nergiz’den olma 1960 doğumlu Beşiri İlçesi Yalınkavak Köyü nüfusuna kayıtlı Abdülaziz Tunç adlı kişinin 28 Mayıs 2001 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla nüfus kaydının silindiği, nüfusa kayıtlı Abdülaziz Tunç adında biri olmadığı ve adı geçen kişinin tespit edilmeyen farklı bir kimlikle nüfusa kaydedilmiş olabileceği belirtildi.
Abdülaziz Tunç’un Tanık Koruma Kanunu kapsamında yüz estetiği ameliyatı geçirip nüfus kaydından silindiği ve kendisine farklı yeni bir kimlik verildiği belirtildi.
Abdülaziz Tunç, itiraflarında Türkiye’de ilk kez Hizbullah’a İran tarafından sağlanan dış desteği de açık açık anlattı. Diyarbakır DGM Başsavcılığı’na verdiği ifadelerde Hizbullah örgütüne katılmasında Batman’da 1980 öncesi kurulan Milli Türk Talebe Birliği’nde (MTTB) tanıştığı örgüt mensuplarının etkili olduğunu belirten Tunç şöyle dedi: “… 1984 yılında, MTTB içerisinde birlikte faaliyet gösterdiğim Abdurrahman Ensari benimle irtibat kurup birlikte faaliyet gösterme teklifinde bulundu. Teklifi kabul ettim ve Ensari’ye bağlı olarak yeniden örgütsel faaliyetlere başladım. Kendi evimde ve Ensari’nin evinde toplantılar düzenledik.
Ensari’nin evinde düzenlenen toplantılarda Velioğlu ders veriyordu. Velioğlu’ndan örgütsel nitelikli dersler aldım ve bu süreç içerisinde Hizbullah örgütünün yapılanması ve taban oluşturması çalışmalarına katıldım.
1988 yılında Velioğlu daha iyi bir eğitim almam için beni İran’a göndereceğini söyledi. 1988 yılının Mayıs ayı içinde dört kişi Van’ın Başkale ilçesi üzerinden İran topraklarına geçerek Kelaraşe köyüne vardık. Edip Gümüş ve Ömer adlı örgüt mensubu bizi köyde bırakarak bilmediğimiz bir yere gittiler. Kısa bir süre sonra İran Devrim Muhafızlarıyla birlikte yanımıza geldiler. Resul isimli şahsın komutasındaki Devrim Muhafızları tarafından köydeki karakola, ardından Urumiye, Salmas ve Tebriz üzerinden başkent Tahran’a vardık.
Tahran’da Türk Büyükelçiliği’nin yakınındaki bir villaya yerleştirildik. Bu villada kısa bir süre kaldıktan sonra Hüseyin Velioğlu’nun yanımıza gelmesiyle birlikte İranlı yetkililer tarafından bizlere askeri ve siyasi eğitim verilmeye başlandı. Derslerde cemaat, cemaatleşmede dikkat edilecek hususlar, cemaat içerisinde sır gizleme, itaat, düşman tarafından takip ve anti takip gibi konuları ihtiva eden siyasi eğitim aldık. Yine bulunduğumuz yerde bizlere İranlı yetkililer tarafından getirilen silahların sökülüp takılması ve kullanılması, el bombası ve patlayıcı maddelerin yapımı ve kullanılması konularında teknik bilgiler verildi. Teorik ve askeri eğitimi takiben Tahran yakınlarındaki yasak bölge ilan edilen dağlık alanda pratik eğitim gördük. Bir ay süren bu eğitimlerden sonra Türkiye’ye geri döndük…”
Başta Abdülaziz Tunç olmak üzere, diğer örgüt mensuplarından elde edilen bilgilerden sonra Hizbullah’a yönelik yapılan operasyonlarda örgüte mensup 119 kamu görevlisinin yakalandığı açıklandı. Yakalanan kamu görevlilerinden 30’unun öğretmen, 17’sinin işçi, 21’inin imam, altısının sağlık memuru ve üçünün doktor olduğu bildirildi.
YUSUF KARAKUŞ YAKALANIYOR
İstanbul polisi, Beykoz’daki hücre evine yapılan operasyonda ele geçirilen bilgisayar, CD ve disketlerin bir bölümünü hasar görmesi ve yeterli donanıma sahip olmaması nedeniyle Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı ile paylaşmıştı. Bu delillerden yola çıkan İstanbul polisi, ulaştığı isimlerden Yusuf Karakuş’un peşine düştü.
Yapılan istihbarat çalışmaları sonunda Yusuf Karakuş’un İstanbul Fatih İlçesi Fevzipaşa Caddesi üzerindeki PTT önünde bulunan ankesörlü telefon kulübelerinin yanında olduğunu belirleyen polis başarılı bir operasyonla Karakuş’u 6 Mayıs 2000 tarihinde yakaladı.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen Yusuf Karakuş, pişman olduğunu belirterek Hizbullah/Tevhid örgütü hakkında önemli bilgiler verdi.
Karakuş’tan aldığı bilgilerle yeni bir operasyon başlatan İstanbul polisi, Muzaffer Dağdeviren, Fatih Aydın, Mehmet Şahin, Abdulhamit Çelik, Mehmet Ali Tekin, Talip Özçelik, Arif Tarı ve Hasan Kılıç‘ı da yakaladı. (BELGE-57)

İstanbul polisi 6 Mayıs 2000 günü yakaladığı Yusuf Karakuş’un ifadesini 7 Mayıs 2000 günü saat 06.00’da aldı. Karakuş İstanbul polisine verdiği 7 sayfalık ifadede, örgüt içinde “Dede” kod adı ile tanındığını söyledi.
Karakuş ifadesinde şunları söyledi:
…..
“1957 yılında Çorum ili, – Dodurga ilçesi Tutuş köyünde doğdum. İlkokulu köyümüzde bulunan okulda okudum. Köyümüze ülkü ocağı kurduk ve bir dönem bu ocakta başkanlık yaptım. 1977 yılında Çorum’da (2) sendikacının öldürülmesi olayına karıştım ve tutuklandım. Bu suçtan dolayı 12 yıl hapis cezası aldım ve bu cezamı Çorum’., Sungurlu, Bartın, Aydın, Nazilli ve Bursa cezaevlerinde çektikten sonra 1989 yılında tahliye oldum. Tahliye olduktan sonra, daha önce cezaevinde yatmakta iken bizleri ziyarete gelen ve tahliye olduğumuzda yanlarına gelmemizi isteyen Mehmet ŞAHİN, Mehmet Ali TEKİN, Nurettin ŞİRİN isimli şahısların yanında askere gidene kadar 2-3 ay kaldım, bu süre zarfında da gündüzleri Fatih’te bulunan TEVHİD dergisine gidiyor, geceleri ise spor salonuna giderek spor yapıyordum. 2-3 ay yanlarında kaldıktan sonra askere gittim.
…
1994 yılında Murat Filiz Hizbullah örgütü İlim gurubu üyesi olmaktan ve yine Hizbullah örgütü Menzil grubu lideri Fidan Güngör’ün kaçırılmasından dolayı yakalandı ve ceza evine girdi. Aynı olayda ben de vardım ve polis tarafından aranmaya başlandım. 1997 yılında yakalandım 16 ay Bandırma cezaevinde kaldım ve tahliye oldum. Daha sonra pazarlarda seyyar satıcılık yapmaya, işportacılık yapmaya başladım ve halen aynı şekilde pazarlarda çorap satarım.
…
1977 yılında Çorum ilinde 2 sendikacının öldürülmesi olayından dolayı almış olduğum 12 yıl cezanın bitimine son 6-7 ay kala Bursa cezaevinde iken, orada bulunan ülkücüleri dışarıda bulunan tarikat, cemaat taraftarı insanlar gelerek ziyaret etmeye, dertleşmeye, hâl hatır sormaya ve bizlerle yakından ilgilenmeye başladılar. Bu ilgilenmeleri çok fazlaydı. Ben 12 yıla yakın cezaevinde kaldıktan sonra insanların gelerek bizlerle ilgilenmelerine hem bir anlam veremedik. Hem de hoşumuza giderdi. Ben içerde iken devamlı olarak ziyaretimize Mehmet Şahin, Mehmet Ali Tekin, Nurettin Şirin geldi. Sadece ben değil tahliyesi yakın olan herkesle ilgileniyorlardı. Bizleri İstanbul Fatih’te bulunan Tevhid dergisinin adresini verdiler. Tahliye olduktan sonra bizlere yardımcı olacaklarını, iş vereceklerini söyleyerek; ziyaretlerine gelmemi istediler. Tahliye olduğum gün beni cezaevinden çıkışta Tevhit dergisinin Bursa temsilciliğinde çalışan personelleri karşıladılar ve orada bulunan bürolarına gittik. Ben oradan birkaç günlüğüne memleketim olan Çorum’a gittim sonra orada durmamın sakıncalı olduğunu görerek İstanbul’a geldim ve bana verilen Fatih’teki Tevhit dergisinin yerini buldum. Mehmet Şahin, Mehmet Ali Tekin’le görüştüm, bana kalmak için yer ayarladılar. Daha sonra Tevhit dergisine gidip gelmeye başladım.
…
Ben, Fatih Aydın ve Muzaffer Dağdeviren’in bulunduğumuz ve şu an tarihini hatırlayamadığım bir gün Hasan Kılıç ve Mehmet Şahin bize gelerek bomba eğitimi almak için İran’a gitmemiz gerektiğini ve bu yüzden de bir an önce pasaportlarımızı çıkartmamız gerektiğini söylediler. Biz de kısa bir sürede pasaportlarımızı çıkarttık. Bundan bir müddet sonra tarihini hatırlayamadığım bir gün ben, Muzaffer Dağdeviren ve Fatih Aydın Ağrı ili Doğubayazıt ilçesine otobüs ile gittik. Doğubayazıt’tan yine otobüsle sınırı geçtik ve oradan bir ticari taksiye binerek Tahran’a gittik. Tahran’a gidince bizi Hasan Kılıç ve Mehmet Şahin’in bize daha önceden verdikleri telefonu numarasını arayarak Tahran’a geldiğimizi ve bizi almalarını söyledik, bize almaya kimin geldiğini şu an hatırlayamıyorum ancak gelen bu şahıs Mehmet Ali Akbulut veya İranlı bir şahıstı. Bizi alarak Mehmet Ali Akbulut’un evine götürdü, biz o evde yaklaşık bir gün kaldık. Bu sürede kaldığımız evde Ali Tekin’i gördüm. Burada bir gün kaldıktan sonra İranlı birkaç kişi gelerek beni Muzaffer Dağdeviren’i ve Fatih Aydın’ı bu evden alarak ve yine Tahran içeresinde bulunan bir villaya götürdüler. Biz burada yaklaşık 20 gün kaldık. Bu süre zarfında aynı villada ismini bilmediğim İranlı bir şahıs bulunuyordu.
Biz bu evde 20 gün kalınca sıkılmaya başladığımızı İranlı bu şahıs anladı, bunun üzerine Hasan Kılıç bulunduğumuz bu eve geldi ve birkaç gün daha sabretmemizi söyledi ve gitti. Bizi birkaç gün sonra Tahran’ın dışında, içeresinde birkaç tane askeri üniforma bulunan şahıslarında olduğu kışla gibi bir yere götürdüler, oraya giderken de yanımıza biraz Türkçe bilen bir İranlı verdiler. Gittiğimiz bu yerde bize Türkçe bilmeyen bir İranlı şahıs teorik olarak bomba yapımını anlattı, özellikle C-4 ve düzenek kuma üzerine bilgiler aldık. Ancak biz orada hiç bomba yapmadık, bununla birlikte yine orada uçaksavar ve roketatar ile atışlar yaptık. Bu eğitimimiz hatırladığım kadarı ile 4-5 gün kadar sürdü, bu eğitim sonucunda biz üçümüz yine aynı şekilde tekrar Türkiye’ye döndük ve İstanbul’a geldik.
…..
Aradan az bir zaman geçmişti ki bulunduğumuz ikamete bir İranlı geldi. Türkçeyi çat pat konuşabiliyordu. Bizden getirdiğimiz çantayı aldı ve açtı. Üst kısımlarında biraz meyve vardı daha sonra çantanın alt tarafını yırttı ve oradan 1 adet kulpsuz orta boy tava, 1 adet kütle halinde mıknatıs, 1 adet Japon yapıştırıcı, 1 adet tavanın boru şeklinde kulpu, 2 adet silah 2 adet silah susturucusu, 1 adet el bombası fünyesi ve miktarını bilmediğimiz kadar C-4 maddesi çıkarttı. Sonra tavanın alt tarafına yapıştırıcı sürdü ve mıknatısı buraya yapıştırdı.
Daha sonra tavanın kulpunu yerine monte etti sonrada yaklaşık 20 santimetre uzunluğundaki alüminyum kulpun içerisine C-4 maddesini doldurdu. Bir kâğıt parçasına huni şeklini verdi ve tavanın yüksekliğini aşmayacak şekilde ortasına bu kâğıt huniyi yerleştirdi, tavanın içerisini yine C-4 maddesi doldurdu.
Kâğıt huni C 4 maddesinin içerisinde kaldı. Bu şekilde yapmasının sebebini de basıncın dağılmaması için yaptığını söyledi. Son olarak da fünyeyi C-4’le doldurmuş olduğu tavanın kulpunun ucuna yerleştirdi ve etrafını yine yapıştırıcı ile yapıştırdı. Biraz kuruduktan sonra hazırlamış olduğu bu bombayı ve iki adet silahı yine çantanın gizli bölmesine yerleştirdi.
…..
Mehmet Şahin tarihini hatırlayamadığım bir gün Akademi’de ben Hasan Kılıç ve Abdulhamit Çelik’in bulunduğumuz esnada yanımıza geldi ve bana bu akşam Abdulhamit Çelik ile birlikte Ankara’ya gitmemiz, yolda giderken Ankara’ya gitme nedenimizi Abdulhamit Çelik’in anlatacağını söyledi ben de tamam dedim ve o gün akşam Abdulhamit Çelik ile birlikte şehirlerarası otobüs ile Ankara’ya hareket ettik. Ankara’ya giderken Abdulhamit Çelik bana Ankara’ya gitme nedenimiz İranlılar ile beraber Uğur Mumcu’yu öldürme eylemini düzenleyeceğimizi ve bu eylemde de benim sitenin önünde bulunan nöbetçi kulübesindeki bekçiyi oyalamak olduğunu, İranlı şahısların ise bu esnada Uğur Mumcu’nun arabasına bomba koyacaklarını söyledi.
Birlikte sabaha karşı Ankara’ya vardık ve Otogarda bulunan mescitte İranlı 3 şahıs ile buluştuk ve birlikte bir ticari taksiye binerek Uğur Mumcu’nun evinin yakınında bir yerde ticari taksiden indik. Abdulhamit Çelik ve iki İranlı indiğimiz yerde beklediler, ben kulübede bekleyen bekçinin yanına gittim ve onunla konuşarak oyalamaya, dikkatini başka yeri doğru çekmeye çalıştım. Bu esnada da İranlı şahıslardan bir tanesi Uğur Mumcu’nun arabasının binanın bahçesinde olup olmadığını tespit etmek için binanın bahçesine girdi ve kısa bir müddet sonra da geri çıktı. İranlılar bize yarın aynı saatte burada olun dediler ve ayrıldılar. Ben ve Abdulhamit o gün akşam bir otelde kaldıktan sonra bir gün önce İranlıların dediği gibi Uğur Mumcu’nun evinin yakınında arabadan indiğimiz yere gittik, İranlılar da bizden kısa bir süre sonra beyaz Brodway marka araç ile geldiler. Araçta dört kişi vardı, şoför arabadan inmedi, diğer üç İranlı arabadan indiler, birisinin elinde beyaz renkli büyük çanta tipli bir poşet vardı, Abdulhamit Çelik daha önce ticari taksiden indiğimiz yerde bekledi; ben önden giderek binanın önünde nöbetçi kulübesinde bulunan bekçinin yanına gittim ve onunla konuşarak oyalamaya ve dikkatini dağıtmaya başladım, bu sırada bahçeden içeri girdiler ve bir dakika kadar bir müddet sonra bahçeden geri çıktılar ve geldikleri arabaya binerek oradan ayrıldılar ben de Abdulhakim Çelik’in yayına gittim, birlikte ticari bir taksiye binerek otogara geldik ve yine şehirlerarası otobüs ile İstanbul’a döndük ve Akademiye gittik, orada Mehmet Şahin ile Hasan Kılıç ne yaptığımızı sordular, bizde yaptıklarımızı anlattık ve evlerimize gittik. Ben 3 veya 4 -gün sonra bombanın patladığını öğrendim, ancak bunu nereden ve ne şekilde öğrendiğimi hatırlamıyorum. Bu eylemde kullanılan bombayı ben görmedim, ancak çok kısa bir sürede yerleştirilmesi ve hemen patlamamasını da göz önüne alaraktan bu bombanın C-4 üzerine el bombası sarılmak suretiyle hazırlandığı, bombanın mıknatıs yardımı aracın altına çok kısa bir sürede yerleştirilerek el bombasının piminin de sağlam bir ip veya tel yardımı ile aracın çalışması ile hareket ettirilecek bir parçaya tutturularak patlamasının sağlandığı bir bomba olabileceğini zannediyorum…” (BELGE-58)

Yusuf Karakuş İstanbul polisinde verdiği ifadede daha çok şey anlattı. Konuların dağılmaması için onları buraya almadım.
İstanbul polisine 7 Mayıs 2000 günü saat 06.00‘da ifade veren Yusuf Karakuş, Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili bölümde Mehmet Şahin’in tarihini hatırlayamadığı bir gün Hasan Kılıç ve Abdulhamit Çelik’le otururken yanlarına geldiğini ve o akşam Abdulhamit Çelik ile birlikte Ankara’ya gitmeleri gerektiğini söylediğini anlatmıştı.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Abdulhamit Çelik, Mehmet Şahin ve Hasan Kılıç’ın da ifadelerini aldı.
1968 Mardin Kızıltepe doğumlu olan Abdulhamit Çelik, İstanbul Fatih İskenderpaşa Mahallesi’nde oturduğunu, lise mezunu olduğunu ve seyyar satıcılık yaptığını belirterek, 1987 yılında Mardin Emniyet Müdürlüğünden aldığı pasaport ile ticaret amacıyla Cezayir’e ve aynı pasaport ile Fars dilini öğrenmek için İran’ a giderek yaklaşık bir yıl İran’da kaldığını söyledi.
Seyyar satıcılık yapan lise mezunu birinin Fars dilini öğrenmek için bir yıl İran’da kalması, bu eğitim için gerekli parayı nereden bulduğu ayrı bir soru işareti olsa da şimdilik konumuz ile ilgisi pek yok.
Çelik ifadesinin Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili bölümünde, “Yusuf Karakuş’un bana yönelik yapmış olduğu bu iddialar tamamen asılsızdır. Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü gün ben İstanbul’da halen evli bulunduğum eşim Hülya Çelik ile evlendiğim gündür. Bu bana yapılmış bir iftiradır. Bana sormuş olduğunuz bu konularda söyleyeceklerim bunlardan ibarettir, ifademe ekleyecek başkaca bir hususum yoktur, ifadem tamamen doğrudur, ifademi hiçbir baskı ve tehdit altında kalmadan kendi rızam ile verdim” dedi.
İstanbul polisi, 6 Mayıs 2000 saat: 21.30‘da ifadesini aldığı Abdulhamit Çelik’e Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili soru sordu ama 7 Mayıs 2000 tarihinde ifadesini aldığı Mehmet Şahin’e Yusuf Karakuş ve Abdulhamit Çelik’i Ankara’ya gönderip göndermediğini sormadı. Sadece Hizbullah/Tevhid grubu ile ilgili sorular sordu.
Aynı zamanda avukat da olan Hasan Kılıç ise İstanbul polisine 6 Mayıs 2000 günü saat: 21.00′de verdiği ifadesinde Yusuf Karakuş’u hiç tanımadığını söyledi. Kılıç bir soru üzerine, “Ben bugüne kadar Hizbullah terör örgütü ile yakından ve uzaktan ilgilenmedim. Bu örgütün varlığını da kabul etmiyorum. Tevhid gurubunun varlığını da kabul etmiyorum. Tevhid bir yayın kuruluşudur. Derginin ismidir. Bu derginin çıkmasında yardımcı oldum ancak resmi bir sıfatım yoktur. Ben bugüne kadar böyle bir gurubun içine girmediğim gibi böyle bir gurup içerisinde bulunan hiç kimseyi de tanımıyorum” dedi.
ANKARA’YA TESLİM EDİLDİLER
İstanbul polisi, 6 Mayıs 2000 tarihinde yakaladığı Hizbullah militanlarını 7 Mayıs 2000’de Ankara polisine teslim etti. Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı başta olmak üzere Ankara’da meydana gelen faili meçhul diğer olayların da o andaki şüphelileri idiler. (BELGE-59)

Yusuf Karakuş, İstanbul’da yakalandıktan sonra kabul ettiği itirafçılığı Ankara’da da sürdürdü. Ankara polisi, 6 günlük sorgusu sonunda Yusuf Karakuş’un ifadesini yeniden aldı.
Yusuf Karakuş Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde 12 Mayıs 2000 günü verdiği ifadede, Selam örgütünde katıldığı ilk eylemin 1991 yılında gazeteci-yazar Oktay Ekşi‘nin eşinin Beyazıt Meydanı yakınlarındaki bir yerde açmış olduğu sergi salonunun basılması olduğunu söyleyerek Uğur Mumcu cinayeti hakkında şu bilgileri verdi:
…..
“Ben SELAM örgütü adına katıldığım üçüncü eylemim Ankara’da Uğur Mumcu’nun arabasına bomba konulması olayıdır. 21.01.1993 tarihinde Tevhid Dergisi bürosunda oturduğumuz esnada Mehmet Şahin bana seni Hasan Kılıç Akademide bekliyor dedi. Ben de Tevhid dergisi bürosundan ayrılarak Akademi bürosuna gittim. Akademi’de Hasan Kılıç’a ait olan büroya girdiğimde içeride Hasan Kılıç, Abdulhamit Çelik ve Abbas Gulamzade’nin kaçırılması olayını bize anlatan ve kaçırma olayı esnasında da bizimle birlikte olan İranlı Savama ajanı Ali’nin de orada olduğunu gördüm. Ben de şahıslarla tokalaşarak boş bir koltuğa oturdum.
Burada Hasan Kılıç bana Uğur Mumcu’ya yönelik senin bildiğin konuda eylem yapacağız, bu eylem ile ilgili olarak Ankara’ya gitmemiz gerektiğini söyledi. Olayın istihbaratının tamam olduğunu, ertesi gün sabah erken bir vakitte yine aynı yerde yani Akademide buluşmaya karar vererek ayrıldık. Ve ertesi gün sabah 07.00-08.00 sıralarında Akademiye gittim. Ben Akademiye gittiğimde yine bir önceki gün gördüğüm Hasan Kılıç, Abdulhamit Çelik ve İranlı Ali vardı. Hasan Kılıç ile görüştükten sonra oradan ayrılarak Abdulhamit Çelik ve ben otogara gittik. Diğer İranlı Savama ajanı Ali…. de bizden ayrı olarak otogara geldi.
Ankara’ya gidiş biletlerimizi Abdulhamit Çelik aldı. Ancak şu an hangi turizm firmasından aldığımızı hatırlayamıyorum. Bilet aldığı otobüsün kalkış saati ise 09.00 civarıydı. Otobüste ben ve Abdulhamit Çelik birlikte oturduk. İranlı Savama ajanı Ali ise otobüsün arka tarafında çaprazımızdaki koltuklardan birinde oturdu. İstanbul’dan Ankara’ya gidişimiz esnasında otobüs bir kez Bolu dağı mevkiinde mala verdi. Bu malada Abdulhamit Çelik, ben ve İranlı Savama ajanı Ali yemek yedik ve çay içtik. Mola bitiminde aynı yerlerimize oturduk. Ve otobüs 15.00 sıralarında Ankara otogarına girdi. Burada otobüsten inerek otogarda İranlı Savama ajanı Ali ankesörlü bir telefondan bir yere telefon etti, daha sonra otogardan ayrılarak bir ticari taksiye bindik ve Ulus heykelinin yanına geldik burada plakasını bilmediğim Brodway marka beyaz bir oto ile isimlerini bilmediğim üç İranlı şahıslarla buluştuk ve araca binerek Hacı Bayram camisi yakınlarında arabadan indik. Ve yürüyerek Hacı Bayram Camisine gittik. Ben burada WC’ye gittim. WC’den çıktıktan sonra abdest aldım. Caminin ön bahçe kısmında bulunan çaycıdan bir çay aldım. Çayla birlikte bir sigara içtikten sonra camiye girdim. Ve burada Abdulhamit Çelik’in tercümanlığı ile yapacağımız eylemdeki görev dağılımını belirledik. İstanbul’dan bizimle gelen İranlı Savama ajanı Ali, Abdulhamit Çelik vasıtası ile benim eylemdeki görevimin bombayı koyacağımız yerin yakınında bulunan polis noktasındaki görevliyi oyalamak olduğunu bildirdi. Bu camiden ayrılarak Ankara’da gördüğüm 3 İranlı Savama ajanının kendilerine ait olan plakasını hatırlayamadığım beyaz Brodway marka oto ile biz de yani ben, Abdulhamit Çelik ve bizimle birlikte gelen İranlı Savama ajanı Ali ile bir ticari taksiye binerek eylem yerine yakın bir yerde öndeki Brodway marka otunun sinyal vermesi üzerine durduk. Biz ticari taksiden inerek ticari taksiyi gönderdik. Diğer 3 İranlı da arabadan indi.
Brodway marka otodan inen İranlılardan bir tanesi sokakta gözcülük yaptı. Ben sokağın ilerisinde bulunan polis kulübesindeki görevli polisin görüş istikametini diğer iki İranlının keşif yapacağı istikametten uzak tutmak amacıyla polisi oyaladım. Eğer bu esnada Polis olayı anlar, müdahale etmeye kalkarsa görevli Polis etkisiz hale getirilecekti. Bu görevde gözcülük yapan şahsa verilmişti. Diğer iki İranlı şahısta sokağa bakarak arabanın keşfini yaptılar. Ve keşif yapan İranlılar keşiflerini yapıp sokaktan ayrılınca ben de Polisin yanından ayrılarak Brodway marka otonun yanına gittim. Ancak oyalama esnasında polis ile ne konuştuğumu hatırlayamıyorum. Diğer 3 İranlı yine geldikleri Brodway marka oto ile ayrıldılar. Ben, Abdulhamit Çelik, bizimle birlikte İstanbul’dan gelen İranlı Savama ajanı Ali ile birlikte yoldan geçen bir ticari taksiyi durdurarak arabaya bindik ve Ulus heykelinin yakınında ben ve Abdulhamit Çelik ticari taksiden indik.
Bizimle birlikte İstanbul’dan gelen İranlı Savama ajanı Ali arabadan inmedi ve devam etti. Ertesi gün sabah 08.10 da aynı yerde buluşmak üzere randevulaştık. Ben ve Abdulhamit Çelik o geceyi geçirmek üzere Ulus civarında bir otele yerleştik. Otelde bizim kayıtlarımız yapılmadı. Ve bir günlük otel ücretini peşin olarak Abdulhamit Çelik verdi. Otelin ismini hatırlamıyordum. Ancak sizinle gittiğimiz yer göstermede size göstermiş olduğum otel o gece kaldığımız oteldi. Otel Ulus heykeline yürüyerek 10-15 dakika mesafede idi. Gece boyunca otelden hiç çıkmadık.
Sabah uyandığımızda saat 08.00 idi. Acele bir şekilde kalktık ve bir önceki gün randevulaştığımız Ulus heykeli yanına geldik. Ulus heykelinin karşı tarafında bizi diğer 4 İranlıların beklediklerini gördük. Ben Brodway marka otaya bindim. Ancak Abdulhamit Çelik İstanbul’a gitmek üzere burada bizden ayrıldı. Çünkü Abdulhamit Çelik’in bu eylemdeki görevi sadece benimle İranlılar arasında tercümanlık yapmaktı. Biz 5 kişi Brodway marka oto ile Uğur Mumcu’nun evinin bulunduğu sokağa yakın bir yerde, bir önceki gece arabayı bıraktığımız yere bıraktık. Arabanın ön tarafında şoförün yanında oturan İranlı şahsın elinde beyaz bir poşet vardı. Bomba bu poşet içerisinde idi. Otoyu bizimle birlikte İstanbul’dan gelen Savama ajanı İranlı Ali kullanmakta idi. Diğer iki İranlı da otonun arkasında benim yanımda oturuyordu. Burada otodan ilk önce ben indim. Ben ve olay esnasında gözcülük yapacak olan İran1ı önden yürüdük. Bombayı koyacak olan diğer iki İran1ıda arkamızdan geldi. Arabada iken önde oturan İranlı şahıs arabadan indiğinde bombanın olduğu poşet elinde idi. Diğer İranlı Savama ajanı Ali ise arabada bekledi. Ben önden giderek kulübedeki görevli polisin görüş istikametini Uğur Mumcu’nun otosunun olduğu istikametten ters yöne yönelttim. Sizinle birlikte olay yerini keşfine gittiğimde ise bu polis noktasının yerinin değiştirilerek yolun karşısına geçirildiğini gördüm, oysa benim eylem için oraya gittiğimde bu polis noktası girişe göre yolun sol tarafındaydı, ancak ben şu an orada görevli polis oyalarken ne konuştuğumu hatırlamıyorum.
Olay esnasında gözcülük yapan şahıs ta bana yakın bir yerde duruyordu. Ve diğer 2 İranlı Savama ajanları da çok seri bir şekilde bombayı arabaya yerleştirerek ayrıldıklarını gördüm. Onların ayrıldığını görünce ben de görevli polisin yanından ayrılarak olay yerine geldiğimiz otonun yanına gittim. Yine beşimiz geldiğimiz şekilde otoya binerek olay yerinden ayrıldık.
Otogara yakın olan Belediye otobüslerinin olduğu bir yerde beni otodan indirdiler. Ben de otogara giderek İstanbul’a gitmek üzere biletimi aldım. Otobüs bilet saatim 09.00-10.00 civarı olabilir. Tam saatini hatırlamıyorum. Otobüse bindim ve akşam üzeri hava kararmakta iken İstanbul’a indim. Ve direkt Akademi’ye gittim. Akademide Hasan Kılıç’ı gördüm. Bana olayın nasıl olduğunu sordu. Ben de kendisine çok seri bir şekilde bombanın konduğunu söyledim. O da bana o ne ki, bir adam Flash marka otosundan iniyor bakkala giriyor çıkıyor ve arabasına bindiğinde araba patlıyor. Bunlar işlerini bu şekilde hızlı yaparlar dedi. Ben de o olay nedir diye sorduğumda İsrail konsolosluğunda görevli birisine yapılan eylemdir dedi. Daha sonra ben Akademiden ayrılarak evime gittim. Ve hiçbir zaman bu olayın kritiğini yapmadık. Bombayı koyduktan bir iki gün sonra bombanın patladığını ve Uğur Mumcu’nun parçalandığını televizyondan seyrettim…” (BELGE-60)

Yusuf Karakuş’un Ankara polisinde verdiği 23 sayfalık ifadeye göre, İstanbul’dan Ankara’ya 22 Ocak 1993 günü hareket ettiler. Öğleden sonra indikleri Ankara’da, öğleden sonra Uğur Mumcu’nun aracının bulunduğu Karlı Sokak’a gidip keşif yaptılar. Yusuf Karakuş keşif sırasında (muhtemelen Tunus büyükelçisinin evini korumakla görevli) polis noktasında görevli olan polisi oyaladı.
Ertesi gün yani 23 Ocak 1993 günü sabah 08.00’de buluşup yeniden Karlı Sokak’a gittiler. Muhtemelen saat 09.00 ile 10.00 arasında vardıkları Karlı Sokak’ta Karakuş yine görevli polisi oyalarken, İranlılar da Uğur Mumcu’nun aracının altına bombayı yerleştirdiler. Yusuf Karakuş öğlen saatlerinde otobüse binerek akşam saatlerinde de İstanbul’a geri döndü.
23 Ocak 1993 günü Uğur Mumcu’nun evinin bulunduğu Karlı Sokak’ta iki yer korunuyordu. Bunlardan biri GAP idaresi, diğeri ise Tunus büyükelçisinin evi.
23 Ocak 1993 günü saat 08.00 ile 20.00 arasında GAP idaresindeki görevli bekçi Tahsin Ergene idi.
Aynı gün, aynı saatlerde Tunus büyükelçisinin evini korumakla görevli olan ise polis memuru Kemal Akgün idi.
Her ikisi de olaydan sonra Ankara emniyetinde verdikleri ifadede, görev süreleri içinde anormal bir durum yaşanmadığını belirtmişlerdi. İki görevli de kendileri ile herhangi bir kişinin görüştüğü yolunda bir şey söylememişlerdi.
Yusuf Karakuş’un İstanbul’dan Ankara’ya birlikte gittiğini söylediği Abdulhamit Çelik, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde verdiği ifadede olayla ilgisi olmadığını savunmuş, hatta olay günü İstanbul’da evlendiğini, Yusuf Karakuş’un da kendisine iftira attığını söylemişti.
Aynı Abdulhamit Çelik, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde verdiği ifadede ise olaya katıldığını söyledi. Hasan Kılıç’ın telefonu üzerine gittiği akademide Nasır isimli bir İranlı ile tanıştığını ve Kılıç’ın Ankara’da yapılacak bir eylemle ilgili kendisinden tercümanlık yapmasını istediğini söyledi.
Abdulhamit Çelik’e göre, İstanbul’dan Ankara’ya gidişleri ve Uğur Mumcu cinayetine katılması şöyle oldu:
…..
“Hatırladığım kadarı ile Uğur Mumcu’nun otosuna bomba konulmadan bir hafta kadar önce Hasan Kılıç beni telefonla aradı ve kendisi ile Akademi Yayınevinde buluştuk. Bu buluşmamızda kendisinin yanında Nasır … isimli ve sizlere daha önce Mehdi diye söylediğim şahıs bulunuyordu.
Burada Hasan Kılıç bana Ankara’da bir iş olduğunu ve bu işin yapılabilmesi için Nasır … isimli şahsa yardım etmemi istedi. Ben de kendisine ne yardımı olduğunu sorduğumda tercümanlık konusunda yardımcı olacağımı söyledi.
Hatırladığım kadarı ile bu patlama olayından önceki Perşembe günü idi. Yusuf Karakuş, Nasır … , ben ve Hasan Kılıç Akademi yayınevinde bir araya geldiğimizde ertesi gün Ankara’ya hareket etmek üzere anlaştık. Hasan Kılıç bana bu görevi ilk verdiğinde ben kendisine Pazar günü düğünüm olacağını söyledim. Ancak kendisi bana Ankara’ya gitmemi ve düğüne yetişecek şekilde İstanbul’a dönebileceğimi söyledi. Ben aramızda anlaştığımız üzere ertesi gün saat 07:30 – 08:00 sıralarında Akademi Yayınevine geldim. Burada Nasır ve Yusuf Karakuş ile buluşup bir ticari taksiye binerek Topkapı otogarına gittik. Burada zannediyorum Kâmil Koç firmasının bir otobüsüne binerek Ankara’ya yola çıktık. Bu esnada beraberimizde bulunan Nasır’ın elinde siyah renkli bond tipi bir çanta vardı. Öğleden sonra Ankara’ya vardığımızda Nasır … otogardan telefon ederek bizi karşılayacak olan İranlılarla bir buluşma ayarladı ve Ankara Otogarından bir ticari taksiye binerek Ulus heykeli denilen mevkiine geldik. Burada bulunan Atatürk heykeli etrafında bizi bekleyen 3 İranlı ile buluşarak beraberinde getirdiği bond çantayı Nasır bu İranlı şahıslara verdi. Daha sonra birlikte biraz yukarı tarafta bulunan bir camiye gidip namazlarımızı kıldıktan sonra buraya geliş amacımız üzerinde konuşma yaptık.
Camide yaptığımız bu konuşma sırasında bizi karşılayan üç İranlı şahıstan Ali isminde olan kişi bizimle birlikte gelen Nasır’a hitaben bir şahsın otosuna bomba koyacaklarını ve bunun için gerekli bütün istihbari çalışmayı yaptıklarını bizden istediklerinin ise sadece otosuna bomba koyacakları şahsın evinin karşısında bulunan Polis noktasındaki görevliyi oyalamak olduğunu söyledi. Ben de Farsça olarak yapılan bu konuşmaları Türkçeye çevirerek Yusuf Karakuş’a anlattım. Daha sonra ise yatsı namazlarımızı camide kıldıktan sonra eylem yapılacak olan bu şahsın evinin ve arabasının olduğu sokağın keşfini yapmak üzere camiden ayrıldık. Bu sırada bizi karşılayan İranlılar Brodway marka beyaz bir otomobil ile önden gittiler. Ben Yusuf ve Nasır ise çevirdiğimiz bir ticari taksi ile Brodway’i takip ederek bir süre gittikten sonra eylem yapılacak olan şahsın evine yaklaştığımızda önde giden arabanın sinyal vermesi üzerine biz de onunla birlikte sağ tarafta durduk. Burada otolardan inerek yokuş yukarı 50-60 metre kadar yürüdükten sonra sağ tarafa saptık.
Burada ben ve Nasır geride kaldık. İranlılar ile Yusuf Karakuş ise sokağa ileri kısımlarına ilerleyerek sokağın öbür ucundan çıktılar. Yusuf Karakuş ise yanımıza geri döndü. Bu sokakta İranlılar ile aramızda geçen konuşmada bu sokağın Uğur Mumcu’nun ikamet ettiği sokak olduğu ve ileride sol tarafta görünen duvarın önüne Uğur Mumcu’nun arabasını park ettiğinden bahsedildi. Benim Yusuf Karakuş’a tercüme ettiğime göre kendisinin görevi Polis noktasındaki görevlinin sırtını Uğur Mumcu’nun otosunun olduğu tarafa çevirmesini sağlamak ve böylece Mürteza ve Ali ismindeki iki İranlının rahatça arabaya bomba koymasını temin etmekti.
Bu keşfi yaptıktan sonra geldiğimiz şekilde Yusuf Karakuş ve Nasır ile birlikte başka bir ticari taksiye binerek Ulus meydanına kadar geldik. Burada Yusuf Karakuş ile ben taksiden indik ve ertesi gün saat 08.00 civarında yine Ulus heykelinin civarında buluşmak üzere ayrıldık. Yusuf Karakuş ile bir müddet yürüdükten sonra karşımıza çıkan bir otele yerleştik. Benim hatırladığım kadarı ile bu otele herhangi bir nüfus cüzdanı kaydı vermedik.
Ertesi sabah yani Cumartesi sabahı sabah erken kalkarak acele ile anlaştığımız üzere otelden ayrılıp Ulus heykel civarına geldik. Burada bizi bekleyen İranlı şahıslarla buluşup Yusuf Karakuş’u onların yanına bıraktım.
Ertesi gün düğünüm olacağından dolayı otogara doğru yola çıktım. Yusuf ise İranlı 3 şahıs ile birlikte Ankara’da kaldı. Cuma akşamı tatbikatını yaptığımız sokaktaki Uğur Mumcu’nun arabasına Cumartesi günü bomba konulacaktı. Ancak ben, Yusuf Karakuş ve diğer 3 İranlının yapacağı bu göreve katılmadan sabah erken bir otobüse binerek İstanbul’a döndüm. Ertesi sabahta düğünüm oldu...”
Devamı var…
iletişim: serdarozdeniz@hotmail.com
Yayınlanan bölümler:
Bölüm 1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm 6. Bölüm 7. Bölüm 8. Bölüm 9. Bölüm 10. Bölüm 11.





