Bir kuyunun çapı, bir borunun çapı, bir pompanın çapı…
Hepsi ilk bakışta teknik ayrıntı gibi görünebilir.
Ama konu kamu parası, vatandaşın bağışladığı bir kuyu ve bir mahallenin içme suyu olunca mesele artık yalnızca mühendislik değildir.
Mesele şeffaflıktır.
Mesele kamu yararıdır.
Ve evet, mesele biraz da vicdandır.

Bir süre önce MASKİ ile ilgili “100’lük boru nasıl döşenir?” sorusunu gündeme getirmiştim.
Sorunun geçmişini hatırlamakta fayda var.
“Körler ülkesinde yasal kılıf, bilimsel kılıf… Peki ahlak nerede?” başlıklı yazımda, Manisa Sarıgöl Özpınar Mahallesi’nin su ihtiyacı için vatandaşın tarlasındaki sondaj kuyusundan yaklaşık 2 bin 200 metre 100’lük boru döşendiğini anlatmıştım.
Aynı güzergâhta, ileride açılması planlanan ikinci bir sondaj için bir başka 100’lük borunun da özel bir tarlanın başına kadar götürüldüğünü yazmıştım.
MASKİ’nin açıklaması özetle şöyleydi:
“İleride yeniden kazı yapılmasın, kamu zararı oluşmasın diye ikinci hat da aynı hendeğe şimdiden bırakılmıştır.”
Kâğıt üzerinde bir gerekçe vardı.
Bilimsel bir açıklama da vardı.
Peki vatandaşın kafasındaki soru bitti mi?
Hayır.
Tam tersine, yeni sorular başladı.
Çünkü artık ortada yalnızca boru değil, bir de kuyu var.
Kuyu, pompa ve cevap bekleyen sorular
Yukarıda yayınladığım fotoğraflarda bir kuyu/pompa sistemi görülüyor.
Fotoğraflarda farklı çaplarda borular, vanalar, flanşlar, basınç göstergesi ve bir pompa sistemi bulunuyor.
Vatandaşın sorduğu soru ise şu:
“Yaklaşık 100 milimetrelik, yani 4 inç civarındaki bir kuyu borusuna 2 inçlik bir pompa yerleştirilmesinin teknik gerekçesi nedir?”
Fotoğrafa bakarak “Bu sistem kesinlikle yanlıştır” demek doğru olmaz.
Bir pompanın kuyuya uygun olup olmadığı yalnızca çapına bakılarak belirlenmez.
Pompanın dış çapı, kuyunun gerçek iç çapı, kuyu verimi, su seviyesi, istenen debi, basma yüksekliği, elektrik gücü ve terfi hattının özellikleri birlikte değerlendirilir.
Ama tam da bu nedenle soru sormak gerekiyor.
Madem yapılan iş teknik ve bilimsel bir projeye dayanıyor, o zaman bu teknik hesabı vatandaş neden görmesin?
Kuyunun çapı nedir?
Kuyunun ruhsatı var mıdır?
Kuyu kaç metre derinliğindedir?
Statik ve dinamik su seviyesi nedir?
Kuyunun debisi kaç litredir?
Takılan pompanın marka, model ve kapasitesi nedir?
Pompa saatte kaç metreküp su basmaktadır?
Terfi hattının çapı neden bu şekilde seçilmiştir?
Bunların cevapları birer sır olmamalı.
Bir de vatandaşın bağışladığı kuyu meselesi var.
Asıl can alıcı soru burada.
İddiaya göre bir vatandaş, kendi arazisindeki kuyunun kullanılabilmesi için MASKİ ile protokol yaptı. Kamu kurumu da bu kuyudan yararlanmak üzere çalışma gerçekleştirdi.
Hat döşendi.
Ancak bugün vatandaşın sorduğu soru şu:
“Bu kuyudan Özpınar Mahallesi’ne neden su verilmedi?”
Eğer cevap “Kuyu verimsizdi” ise sorun yok.
O zaman bunun raporu nerede?
Eğer cevap “Su insan tüketimine uygun değildi” ise analiz sonucu nerede?
Eğer cevap “Kuyunun teknik şartları uygun değildi” ise teknik rapor nerede?
Yok eğer kuyu kullanılabilir durumdaysa, bu kez daha temel bir soru ortaya çıkıyor:
Vatandaşın bağışladığı kuyudan neden Özpınar’a su gönderilmedi?
Eski kuyu neden bırakıldı, neden 850 metre öteden bağlantı yapıldı?
Bir başka iddia da Özpınar’ın eski kuyusuyla ilgili.
Vatandaşların anlatımına göre eski kuyu bir şahsın bağının içerisindeyken, bağlantı yaklaşık 850 metre ileriden yapılmış.
Eğer bu doğruysa bunun teknik gerekçesi nedir?
Hidrolik hesap mı?
Kot farkı mı?
Kuyu verimi mi?
Mülkiyet sorunu mu?
İçme suyu mevzuatı mı?
Başka bir proje kararı mı?
Bunların her birinin teknik bir karşılığı olabilir.
Ama kamu kurumlarının yapması gereken şey, vatandaşa yalnızca “Bilimsel çalışıyoruz” demek değildir.
Hangi bilimsel hesapla hangi sonuca ulaşıldığını göstermek gerekir.
Çünkü bilimin en önemli özelliklerinden biri denetlenebilir olmasıdır.

Ve o ikinci boru…
A3 Haber’deki önceki yazının ortaya koyduğu en dikkat çekici konulardan biri de buydu.
Birinci hat mahalleye su taşımak için döşenmişti.
İkinci hat ise gelecekte açılacağı söylenen sondaj için aynı hendeğe yerleştirilmişti.
MASKİ’nin açıklaması da bu yöndeydi.
Buraya kadar elbette tartışılabilir.
Fakat şimdi yeni soru geliyor:
İkinci boru neden vatandaşın özel mülkünün başına kadar götürüldü?
Eğer gelecekteki sondajın suyu mahalleye taşınacaksa, hattın doğal hedefi mahalle deposu değil midir?
Neden özel arazinin başında sonlandırıldı?
Bu hattın maliyeti nedir?
Bu maliyet hangi bütçeden karşılandı?
İkinci sondaj için DSİ ve ilgili kurumlardan gerekli izinler var mıdır?
Kuyudan alınması planlanan suyun içme-kullanma suyu olarak uygunluğuna ilişkin analiz yapılmış mıdır?
Bunlar “iftira” soruları değildir.
Bunlar kamu hizmetinin doğal denetim sorularıdır.
Şimdi de ruhsat sorusu.
Yeni açılan kuyunun ruhsatı var mı?
Bu kadar basit.
Varsa ruhsat numarası nedir?
Hangi tarihte alınmıştır?
Kuyu hangi amaçla ruhsatlandırılmıştır?
Kuyunun kullanım hakkı kimdedir?
Kuyunun debisi ne kadardır?
Bu soruların cevapları kamuoyuna açıklanırsa mesele büyük ölçüde aydınlanır.
Açıklanmazsa soru işaretleri büyür.
Bir vatandaşın bağışını yönetmek de kamu hizmetidir
Burada gözden kaçırılmaması gereken başka bir nokta daha var.
Bir vatandaş kendi arazisindeki kuyusunun kamu hizmetinde kullanılmasına izin veriyor.
Bu, sıradan bir işlem değildir.
Vatandaş aslında şunu söylüyor:
“Benim kaynağım mahalleme hizmet etsin…”
Kamu kurumunun da bu fedakârlığı en doğru, en şeffaf ve en verimli biçimde değerlendirmesi beklenir.
Sonra o vatandaşın arazisine kadar boru gidiyor…
Ama mahalleye su gitmiyorsa…
İşte burada vatandaşın sormaya hakkı vardır:
“Benim verdiğim kuyuyu neden kullanmadınız?”
Bunun cevabı teknik bir raporla verilmelidir.
Su, sadece su değildir
Özpınar’da tartışılan şey birkaç metre boru değildir.
Bir pompanın kaç inç olduğu da tek başına mesele değildir.
Bir kuyunun ruhsatı da tek başına mesele değildir.
Asıl mesele, kamunun yaptığı işin vatandaşa açıklanabilir olup olmadığıdır…
Önceki yazının başlığında sorduğum “Yasal kılıf, bilimsel kılıf… Peki ahlak nerede?” sorusu tam da burada anlam kazanıyor.
Çünkü bir işlem yasal olabilir.
Bir mühendislik hesabına dayanabilir.
Bir kurumun yazısında bilimsel gerekçeler bulunabilir.
Ama kamu yönetiminde bir soru daha vardır:
“Bu iş vatandaşa karşı adil, şeffaf ve vicdani midir?”
İşte o sorunun cevabı yalnızca mevzuat maddelerinde bulunmaz.
MASKİ Genel Müdürü Ali Kılıç’a, polemik amacıyla değil, kamuoyunun merakını gidermek amacıyla şu soruları soralım:
1. Yeni açılan kuyunun ruhsatı var mı? Varsa ruhsat numarası ve tarihi nedir?
2. Kuyunun gerçek çapı ve derinliği nedir?
3. Kuyuda kullanılan pompanın marka, model, çap ve debisi nedir?
4. Yaklaşık 100’lük kuyu borusu içerisinde kullanılan pompanın teknik seçimi hangi mühendislik hesabına dayanmaktadır?
5. Vatandaşın bağışladığı/protokol yaptığı kuyunun debisi kaç litredir?
6. Bu kuyudan Özpınar’a neden su verilmemiştir?
7. Kuyunun “ölü”, verimsiz veya kullanılamaz olduğuna ilişkin teknik rapor var mıdır?
8. Eğer kuyu kullanılamıyorsa, neden MASKİ hattı vatandaşın bağına kadar götürülmüştür?
9. Özpınar’ın eski kuyusundan yaklaşık 850 metre ileriden bağlantı yapılmasının teknik gerekçesi nedir?
10. İkinci 100’lük borunun maliyeti ne kadardır?
11. Bu ikinci hattın özel mülkün başına kadar götürülmesinin kamu yararı ve teknik gerekçesi nedir?
12. İleride açılması planlanan kuyunun ruhsatı ve gerekli kurum izinleri alınmış mıdır?
13. Bu kuyudan çıkacak suyun insan tüketimine uygun olduğuna ilişkin analiz yapılmış mıdır?
Bu soruların cevabı verilirse konu kapanır.
Belki gerçekten her şey olması gerektiği gibidir.
Belki fotoğraflardaki sistemin çok sağlam bir teknik gerekçesi vardır.
Belki 100’lük boru, ikinci hat, kuyu, pompa ve 850 metrelik bağlantının tamamı mühendislik açısından kusursuzdur.
O zaman bunu anlatmak çok kolay:
Raporları yayınlayın.
Ruhsatı gösterin.
Pompa ve kuyu bilgilerini açıklayın.
Maliyeti açıklayın.
Protokolü açıklayın.
Kuyunun su analizini açıklayın.
Ve bütün bu soruların cevabını kamuoyuna verin.
Vatandaşın istediği olağanüstü bir şey değil.
Sadece şunu bilmek istiyor:
“Benim paramla, benim mahallem için, benim suyum için bu iş neden böyle yapıldı?”
Bunun cevabı varsa mesele yok.
Ama cevap yerine sadece “Bilimsel çalışıyoruz” deniliyorsa…
İşte o zaman bilimin yanına bir kelime daha koymak gerekiyor:
Şeffaflık.
Ve belki bir kelime daha:
Vicdan…





