“In regione caecorum rex est luscus…”
Bu Latince özdeyiş, Rönesans’ın büyük hümanistlerinden Desiderius Erasmus‘un 1500 yılında yayımlanan “Adagia” adlı eserinde yer alır.
Türkçeye ise “Körler ülkesinde tek gözlü adam kraldır” diye çevrilmiştir.
Yaklaşık 526 yıl önce yazıya geçirilen bu sözün 2026 yılıyla ne ilgisi var derseniz?
Aslında tam da burada Karl Marx’ın, Hegel’e gönderme yaparak kurduğu o meşhur cümleyi hatırlamak gerekiyor:
“Tarih kendini iki kez tekrar eder; ilki trajedi, ikincisi komedi olarak…”
Öncelikle hiç şaşırmadım.
Hatta tam da beklediğim gibi oldu.
Manisa’nın belediye meclisi tarafından seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, “Bir eczacının tıbbi mucizesi: Teşhis bedava, tedavi yok…” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi, tabak çatal sesleri arasında adına “basın toplantısı” denilen etkinlikte verdi veriştirdi.
“Aslında yumuşak yazıyorum. Gerekiyorsa daha da sertleşeceğim” dedi.
Farkındayım… Tam da burada benden “sertleşme” üzerine bir espri bekliyorsunuz ama boşuna beklemeyin. Sonuçta karşımızdaki kişi belediye meclisi tarafından seçilmiş olsa da Manisa Büyükşehir Belediye Başkanıdır. Bizim kültürümüzde buna uygun düşen eski bir söz vardır: “Eşeğe olmasa bile semerine hürmet edilir…”

By Başkan “doğrudan temin” yöntemi ile yaptıkları ihaleleri savunup “yasal olduğunu” söyledi. Doğrudur… Doğrudan temin de 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun içinde yer alan “alım yöntemlerinden” biridir. Bu kanun AKP’nin iktidara gelmesinden sonra 1 Ocak 2003’de yürürlüğe girmiş ve 2026’ya kadar “206 kez” değiştirilmiştir.
Hukuk tarihinin en eski tartışmalarından biri şudur: “Bir şeyin yasal olması, onu ahlaki de yapar mı?” Örneğin, geçmişteki kölelik veya ırkçı “Apartheid Yasaları” da hukukiydi ancak ahlaki değildi.
O yüzden AKP iktidarının ihale kanununun içini boşaltmak/arkasından dolaşmak için uygulamaya koyduğu, “yasal olan ama ahlaki olmayanı savunmak” iktidar adayı/ana muhalefet/sosyal demokrat/solcu/kamucu olduğunu iddia eden bir yerel yönetimin savunacağı anlayış değildir/olmamalıdır.
By Başkan “Manisa Büyükşehir Belediyesi bütçesinin yüzde onu kadar yasaların kendilerine doğrudan temin yöntemi ile ihale yapma yetkisi vermesine rağmen kendilerinin bunun yüzde 0,5 kadarını kullandıklarını” söyledi.
Doğru değil…
Rakamlarla oynamak, yasaları eğip bükmek algıyı olgu haline çevirmek anlık olarak “haklı” görünmenize yol açsa da “kristal bardakta soğuk su içmeye” benzemez.
Neden mi?
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 62’nci maddesinin (ı) bendi özetle şöyledir: “Kanunun 21/f (pazarlık usulü) ve 22’nci maddesindeki (özellikle 22/d) parasal limitler dahilinde yapılacak harcamaların yıllık toplamı, idarenin bütçesinde bu amaçla ayrılan ödeneğin yüzde 10’unu, Kamu İhale Kurulu’nun uygun görüşü olmadıkça aşamaz…”
Burada dikkat edilmesi gereken iki önemli nokta var:
1. Bu bir “doğrudan temin yetkisi” değildir.
Kanun “bütçenin yüzde 10’una kadar doğrudan temin yapılabilir” demiyor. Kanun, belirli şartlarda yapılan doğrudan temin ve 21/f kapsamındaki pazarlık alımlarının “yıllık toplamına üst sınır” getiriyor.
2. Yüzde 10, tüm “kurumun bütçesi” anlamına gelmez.
Hesaplama; mal alımı, hizmet alımı ve yapım işleri için bütçeye konulan ilgili ödenekler üzerinden “ayrı ayrı” yapılır. Yani “kurumun toplam bütçesinin yüzde 10’u” ifadesi hatalıdır.
By Başkan bunları bilmiyor mu?
Elbette biliyor ama “yasal kılıfa sığdırdığınız işleri bir de ahlaki kılıfa sığdırmanız gerekiyor” işte onu yapmaya çalışıyor.
By Başkan örneğin şu soruya yanıt vermiyor.
Beş ay içinde “doğrudan temin” yöntemi ile “19 yaşındaki birine 5 milyon 700 bin liralık tanıtım ihalesi” verilmesi, bu kişinin “medyaya ilgisi olmamasına” rağmen “kazanan” olması yasal olsa bile ahlaki midir?
Peki By Başkan ne yapıyor?
“Doğrudan temin yönteminden vazgeçeceğiz” demek yerine, verdiği örnekle aslında yerel basına başka bir mesaj veriyor.
Nasıl mı?
“Tanıtım ihalelerini bundan sonra açık ihale yöntemiyle yapacağız. İsteyen arkadaşımız girebilecek, kim kazanırsa göreceğiz” diyor.
İlk bakışta bu sözlerin muhatabı toplantıyı izleyen gazeteciler gibi görünüyor.
Oysa asıl muhatap, onların çalıştığı medya kuruluşlarının patronları.
Verilen mesaj ise oldukça açık:
“Bugüne kadar doğrudan temin yoluyla patronlarınıza belli ölçüde kaynak aktarılıyordu. Bundan sonra açık ihale olacak; rekabet artacak, kazanan daha az kazanacak…”
Bunun faturası kime çıkacak?
Büyük olasılıkla basın emekçilerine. Çoğu asgari ücretin biraz üzerinde maaş alan, basın sigortası ya da sendikal güvenceden yoksun genç gazetecilere…
Gelir azaldığında ya ücret artışları yapılmayacak ya da çalışan sayısı azaltılacak.
Sonuçta ortaya çıkan tablo şu:
Gazetecileri doğrudan hedef almadan, onların geçimini “belediyenin reklam bütçesi üzerinden şekillendirmeye çalışan” bir anlayış…
Aslında amaç da tam burada ortaya çıkıyor: Belediyenin oluşturduğu ekonomik gücü kullanarak, “yerel basın üzerinde dolaylı bir etki ve kontrol alanı” oluşturmak…
Bu hafta yalnızca By Başkan’ın açıklamalarına yanıt vermekle yetinemedim. Çünkü birkaç gün önce sosyal medyada MASKİ Genel Müdürü Ali Kılıç‘a da bir söz vermiştim. “100’lük boru nasıl döşenir?” hikâyesini yazacağımı söylemiştim. Gazetecilikte verilen söz tutulur. Ben de sözümü tutuyorum.
Aslında Sayın Genel Müdür’ün “bürokrat olarak siyasete hiç karışmaması” gerekiyordu. Konu kendisiyle ilgili değildi. Ama belli ki kendisini tutamamış ya da geçmiş “danışmanlık günleri” aklına gelmiş olacak ki; sosyal medyada ortaya çıkıp Manisa ile ilgili “iftiralarıma ara verip vermediğimi” sordu.
Ben de kendisine şöyle yanıt verdim:
“Sayın Genel Müdür, keşke siyasilerin önüne atlayıp sıranızı şaşırmasaydınız. İlla ki ‘iftira’ diyorsanız acele etmeyin. Haftaya sizin için de ‘100’lük boru nasıl döşenir?’ konulu bir hikâye yazar merakınızı gideririm. Kimseyi merakta bırakmamak gerekir…”

Yanıtımın “imalı” olduğunu söyleyenler oldu. Hayır… Kimseye “imalı gönderme” yapmadım. Daha önce de söylediğim gibi; “Eşeğe olmasa bile semerine hürmet ederim…”
Üstelik MASKİ hakkında bugüne kadar yazdığım tek bir yazıyla ilgili gönderilmiş bir tekzip, açılmış tek bir dava ya da hakkımda verilmiş tek bir mahkûmiyet kararı yok. Buna rağmen MASKİ Genel Müdürü kendini aynı anda savcı, yargıç ve mahkeme yerine koyup “iftira” hükmünü vermekte sakınca görmemiş, ne yapayım?
Madem öyle ben de verdiğim sözü tutayım.
Gelelim şimdi “100’lük boru nasıl döşenir?” hikâyesine…
Bu başlığı görünce yine “başka yerlere çekenler” olacaktır, boşuna uğraşmayın. Anlatacağım şey tamamen “100’lük su borusu döşenmesiyle” ilgili…
Yer Manisa’nın Sarıgöl ilçesi Özpınar Mahallesi.
2025 yılı verilerine göre nüfusu sürekli düşmesine rağmen 624 kişi.
MASKİ gibi kuruluşlar “bilimsel çalıştıkları için” bölgenin su ihtiyacına göre depo yapılmakta, su sıkıntısı çekilmemesini amaçlamaktadır.
Öyle de yapılmış ve 624 kişinin yaşadığı Özpınar mahallesi için “gelecek 35 yıl düşünülerek” bin kişilik insan nüfusu ve 200 büyükbaş hayvanın tüketebileceği “su miktarı” üzerinden hesaplama yapılmış.
Her bir insan için günlük 250 litre, her bir hayvan için ise günlük 100 litre üzerinden yapılan hesaplama sonucu “Özpınar Mahallesi’nin su ihtiyacı 270 bin litre/gün olarak” hesaplanmış.
Gerekli su miktarını belirlediler peki ya suyu hangi kaynaktan getirecekler?
Aranmış taranmış sonuçta yapılacak depoya “mahallede yaşayan vatandaşlardan birinin” tarlasına açtırdığı sondaj kuyusundan “su almak” fikri akıllarına yatmış.
MASKİ ile vatandaş arasında “protokol” imzalanmış.
Ekipler kolları sıvamış, MASKİ Sarıgöl İlçe Şefliği; vatandaşın sondaj kuyusundan “yaklaşık 2 bin 200 metre 100’lük boru döşeyerek” suyu depoya kadar getirmiş.
Her şey ne kadar “bilimsel ve hızlıca” tamamlandı değil mi?
Gel zaman git zaman “aynı mahallede yaşayan, aynı suyu kullanan” başka bir vatandaşın dikkatini çeken bir ayrıntı olmuş.
Oturmuş; MASKİ Genel Müdürlüğü’ne 4 Şubat 2026’da dilekçe vermiş.
Vatandaş demiş ki; “Şahıs tarlasından protokol imzalayarak aldığınız suyu mahallenin su deposuna kadar 2 bin 200 metre ‘100’lük boru döşeyerek’ götürdünüz, sağ olun var olun. Ancak bu işlemleri yaparken, boruların geçtiği kazı çukurun içinden protokol yaptığınız vatandaşa ait sondaj kuyusundan ikinci bir ‘100’lük boruyu’ aynı vatandaşın tarlasına kadar neden ve hangi yetkiyle döşediniz. Döşediğiniz ikinci 100’lük borunun ucu vatandaşın tarlasının vatandaşın hemen yanı başında ‘şimdilik ucu boşta’ olarak durmaktadır. Bunun nedeni ve amacı nedir? Protokol yaptığınız vatandaşa ait sondaj kuyusundan mahallenin su ihtiyacını karşılayacak su deposuna kadar döşenen tek bir 100’lük boruyu anladık da ikinci 100’lük boruyu vatandaşın tarlasının başına kadar niye döşediniz?”
Vatandaşın dilekçesine karşı MASKİ Genel Müdürlüğü de E-26892568-000-331692 sayılı yazısı ile konuyu “bilimsel olarak açıklayan” bir yanıt vermiş.
Ne demiş yanıtında:
“Kurumumuzca söz konusu bölgede bir içme suyu sondajı açılması planlandığından sonraki safhalarda tekrar kazı çalışması yapılmaması için kazılacak olan yeni sondajın boru hattı şu anda kazılan boru hendeğinin içine yatırılmaktadır. Daha sonra yapılacak kazı çalışmalarının “kamu zararı” oluşturacağı, bu nedenle aynı hendek içerisine “ikinci bir hat döşenmesi uygun” görülmüştür…”
Yani; yeni 100’lük boru döşemek için yeni kazı yapmamak için ikinci 100’lük boruyu döşedik.
İleriyi gören “vizyoner anlayış” bu değil de nedir?
Öyleyse önce meşhur “100’lük boruların nasıl döşendiğinin delili olan” yazışmaları aşağıda paylaşayım sonra da göndereyim “iftira dolu” sorularımı…

• Açılacağı söylenen yeni sondajdan gelecek suyun aynı ve tek bir hatla depoya bağlanabilmesi ve zaten tek hat yeterli iken, “…ileride açılması planlanan sondaja göre yeniden kazı yapmamak için…” cevabının teknik ve bilimsel temeli nedir?
• Vatandaş ile protokol imzalanarak MASKİ’ye tahsis edilen ve ileride açılması planlanan sondaja ait “DSİ dahil ilgili kurumlardan alınmış” sondaj izni var mıdır?
• Protokolle MASKİ’ye tahsis edilen ve ileride açılması planlanan ikinci sondaja ilişkin “insan tüketimine uygundur” nitelikli analiz sonucu var mıdır?
• Her malzemenin fiziki olarak bir kullanım ömrü olduğundan yola çıkarak, ikinci hat olarak çekilen 100’lük borunun “kullanım süresi” ne zaman dolacaktır? İkinci sondajın ne zaman çakılması ve “devreye alınması” planlanmaktadır?
• Konunun uzmanlarının verdiği bilgiye göre 13,5 ton/saat suyun Sarıgöl Özpınar Mahallesi’ne yetmesine ve 100’lük tek bir boru çapının fazlasıyla bu “suyu taşımasına yetecek kapasitede olmasına” rağmen ikinci bir boru döşenmesi; üstelik mahallenin su deposuna değil de, protokol yapılan vatandaşın “özel mülkü olan tarlasının başına kadar “çekilmiş olması nasıl açıklanmalıdır?
• Vatandaşın özel mülkü olan tarlaya kadar çekilen “ikinci 100’lük borunun” maliyeti ne kadardır ve kamuya ait olmayan bu harcama aslında bir “kamu zararı” değil midir?
“100’lük boru nasıl döşenir” konusunu sağa sola çekmeden, beynimin bütün “kışkırtmalarına” uymadan anlatmaya çalıştım. Yazışmalar MASKİ Genel Müdürü Ali Kılıç’ın dediği gibi “iftira” falan da değil, istiyorsa gitsin tarih ve sayı numaralarından baksın.
Bu yazıdan çıkan sonuç ne?
Tarlanız ya da evinizin dibinde ucu boşta 100’lük su borusu görürseniz endişelenmeyin ve üzerine beton döküp kapatmaya çalışmayın. Muhtemelen MASKİ’nin “ileriyi gören” yedek borusudur. Gün gelir lazım olur diye bugünden döşenmiştir.
Sorarsanız da cevabı hazırdır: “Bilimsel çalışıyoruz…”





