Üç dönem üst üste Manisa’da belediye başkanı seçilen MHP’li Cengiz Ergün geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada “ilginç” cümleler kurdu.

Ergün, başkanlık seçimini kaybettiği 31 Mart 2024’te Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin çalışan sayısının 6 bin 250 olduğunu, şu anda ise bu sayının 8 bin 500’ü geçtiğini söyleyerek, “Zaten bin 250 kişinin işine son verdiniz. Kaldı 5 bin. 8 bin 500’e varmak için 3 bin 500 kişiyi buraya kadrolu olarak alırsanız hizmet yapamazsınız. Bin 650 kişi ile bıraktığım MASKİ bugün olmuş 2 bin 250 kişi. Personele para yetiştireceğim diye uğraşırsan başka bir yatırım yapamazsın” dedi.

Cengiz Ergün’ün Manisa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı devrettiği isim CHP’li Ferdi Zeyrek. Zeyrek talihsiz bir “kaza” sonucu hayatını kaybedince, yerine “belediye meclisi” tarafından seçilen isim ise Akhisar Belediye Başkanı Besim Dutlulu.

Dutlulu, CHP’nin “kaynak kodlarına” sahip bir siyasetçi “değil” aslında. Akhisar’ın “merkez sağ” siyasetine uygun olduğu için zamanında aday gösterilmiş ve bu siyasi çizgide yürüyen biri. O yüzden de CHP’nin “belediye başkanı” gibi davranmıyor. Partinin “hassasiyetleri” yerine kendi kurduğu “kadro” üzerinden hem büyükşehir belediyesini hem de CHP’yi “kafasına göre” şekillendirmeye çalışıyor. Ferdi Zeyrek’in “15 aylık” belediye başkanlığı döneminde başaramadığı “bürokratik değişim” öyle görünüyor ki yerine seçilen Besim Dutlulu tarafından da “başarılmış” değil. Zaten kendisi gibi “merkez sağ” kökenli Baki Kerimoğlu’nun “kurduğu” bürokratik kadronun ne kadar “CHP’nin bürokratları” olduğu tartışılır. Bu yüzden Besim Dutlulu bir yandan Ferdi Zeyrek’in “15 ayda kurabildiği” ve vefatından sonra yüzbinlerce kişinin verdiği destekle oluşan yapının “gölgesinde” kalmamak, diğer yandan da CHP’yi “sağa yaslamaya” çalışan, sadece CHP rozeti takmış büyükşehir belediye başkanı olmaya koşar adımla gidiyor. 

Bu değerlendirmeyi yapmamın nedeni; üç dönem Manisa Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış ve neredeyse iki yıldır “koltuğundan ayrı” olan MHP’li Cengiz Ergün’ün hala belediye içindeki “etkinliğini” anımsatmaya çalışmam. Yaptığı açıklamada belediyenin “personel sayısı” hakkında bu kadar “net bilgiye” sahip bir ismin, belediye bürokrasisinin içinde “neler” olup bittiğini bilmediğini düşünmek “saflık” olur. Kısaca, bugün Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin “yönettiğini sanan” Baki Kerimoğlu’nun “kadrosu” da bunun farkında ve bu farkında olmayışları her gün başka bir “hata” yapmalarına yol açıyor. Ne demişler? “Kasaba kafasıyla” büyükşehiri yönetemezsiniz. Küçük düşünenler hep “küçük” kalır…

3 Mart 2026’da a3haber’de “Manisa’nın halkçı yönetiminden 6,6 milyonluk kapalı” alım” başlıklı yazım yayınlandı.

Coğrafi Bilgi Sistemi” olarak da bilinen yazılım/donanım işinin neden 4734 sayılı ihale yasasının 22. maddesinin “a fıkrası” üzerinden alındığını sordum.

Çünkü o madde; “doğrudan temin” alımı yapacak kamu kurumuna özel bir hakka sahip gerçek veya tüzel “tek kişi” tarafından karşılanabilecek “alım” yapma olanağı veriyordu.

Üstelik de “parasal limit” bile koymadan.

O yüzden “rekabete açılsa” bir-iki milyona “en fazla” 4 milyon liraya alınacak yazılım/donanım için 7 milyon liraya yakın para harcanmıştı.

Coğrafi Bilgi sistemleri ise “tek kişinin” üretimi değil, piyasada onlarca kişi/şirket tarafından sağlanabiliyordu.

Bu işin “yanlış” olduğunu ve hem CHP’ye hem de Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin CHP’li “yönetimine” yakışmadığını belirtip uyardım.

Yazının yayınlanmasının ardından “gelen bilgiler” beni de şaşırttı ama bir o kadar da sevindirdi, üzdü ve öfkelendirdi.

Neden mi?

Çünkü bu ülkede hala “namuslu memur/bürokrat” olduğunu gördüm.

Manisalılar adına sevindim, sonra da sevincim “kursağımda” kaldı.

Hikâyenin bundan sonrasını birlikte okuyalım, bakalım siz de hep “sevinip” hem “üzülüp” hem de “öfkelenecek” misiniz?

“Manisa’nın halkçı yönetiminden 6,6 milyonluk kapalı alım” yazısında sözün ettiğim “Coğrafi Bilgi Sistemi Alım İhalesi” ile ilgili “ilk uyaran” ben değilmişim aslında.

Manisa Büyükşehir Belediyesi’nde işini düzgün yapan/namuslu/vicdanlı/halkı düşünen “bürokratları” bu ihalenin yapılması ve “hak edişinin” düzenlemesinin ardından sıra “halkın bütçesinden” ödeme yapmaya geldiğinde “gariplikler/hatalar” sezmişler.

Susup, önlerine gelen kâğıdı imzalayacakları yerde, yapılanın “halkın parasına çökmek” olduğuna inanarak “durumu” değerlendirmişler.

Önce amirlerine, onları bulamadıkları yerde de nereye kadar “ulaşabilirlerse” oraya kadar çıkıp “anlatmaya” karar vermişler.

Sonuçta bir “yolunu bulup” soluğu Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun “makamında” almışlar.

Başkan işini düzgün yapan memurları “dinlemiş” ve ellerindeki evraklar üzerinden “anlattıkları” yanlışlıkları görmüş.

Önce şaşırmış, ardından “gerçekler karşısında” memurları “tebrik etmiş” hatta “ellerini sıkarak” haklarında “övgü dolu” cümleler kurmuş.

Başkan Dutlulu’nun “cümleleri” karşısında yaptıklarının “doğru” olduğuna bir kez daha tanık olan mamurlara Başkan Dutlulu’nun son sözleri şu olmuş:

“Sizleri tebrik ediyorum. Çok önemli şeyler anlattınız. Lütfen gözümüzden kaçan bu gibi durumları gelip anlatmaya devam edin. Bana anlattıklarınızı şimdi de bu işlerle ilgilenen danışmanıma anlatmanızı istiyorum…”

Görevlerini “yapmış” olmanın mutluluğunu yaşayan “namuslu memurlar” Başkan Dutlulu’ya anlattıklarını, evrakları alıp, yönlendirildikleri “danışmanının” odasının yolunu tutmuşlar.

Halkın parasını “koruyan” memurları odasının kapısında karşılayan “danışman” olayı dinleyip belgeleri gördükten sonra tıpkı başkan gibi “namuslu” memurları “tebrik etmiş” ve aynı anlayışla görevlerine “devam etmeleri” tavsiyesi vermiş.

Çalıştıkları kurumun ve yaşadıkları şehrin “kör kuruşuna” sahip çıktıkları için sevinen ve görevlerini yapmanın “mutluluğu” ile görev yerine dönen memurlar, bir süre sonra konunun “teftiş kuruluna” gönderildiğini öğrenince ayrıca sevinmişler.

Aradan birkaç gün geçmiş.

Manisa halkının ödediği vergilerin “boşa gitmediğini” düşünen, işlerini “düzgün yaptıkları” için “gururlu” olan mamurları teftiş kurulundan çağırmışlar.

Koşarak giden memurların hayalleri teftiş kurulu odasındaki kendilerine yöneltilen “ilk soruda” yerle bir olmuş.

Bir haksızlığı “önlediklerini” düşünen memurlar, “ihaleye soruşturma açılması” yerine; “kendileri hakkında” soruşturma açıldığını öğrenince şaşkınlık/yılgınlık arasında gidip gelmişler.

Belediyenin “en yetkilisi” başkanın, onun yönlendirdiği “danışmanın” bile övgü dolu sözlerini anımsamış, işlerini “düzgün” yaptıkları için yaşadıkları “mutluluğun” kandırmaca olup olmadığını düşünmüşler.

Şaşkın ve düşünceli teftiş kurulundan “ofislerine döndüklerinde” ise asıl gerçekle yüzleşmişler.

İşlerini yaptıklarını düşünen memurlar, “üst düzeyden” gelen kararla “görevden uzaklaştırıldıklarını” öğrenmişler.

Halkın parasını korumanın” bedeli, işlerini yapmak için kendilerine verilen bir masa ve bir sandalye bile değilmiş anlayacağınız.

Memurlardan biri “kızak” sayılacak bir göreve gönderilirken, diğerinin atandığı yer ise “insanlığın” bile bittiği yer olmuş.

Asıl işe hesap yapmak, rakamları kontrol etmek, belediyenin “kasasını” kendi “vicdanı” gibi koruyup kollayan diğer memuru da “atık su tesisine” göndermişler.

Herhalde “yediğimiz b.klar ne kadar çok, daha iyi gör” diye yapmışlar… 

Her zaman savundum, son nefesimi verene kadar da savunacağım.

İnsan sadece et ve kemik değildir.

Aklı; ona bağlı olarak da vicdanı ve ahlakı olan, yaşarken bunlar arasında “tercih” yapmak zorunda “bırakılan” bir varlıktır.

Bu yüzden de hırsızın sağcısı solcusu, dindarı dinsizi, Müslümanı Yahudisi, kadını ve erkeği, siyahı ve beyazı olmaz.

Ahlakınız ve vicdanınız sizi insan yapar.

Bir gün İsmet Paşa Çankaya Köşkü’ne hem çok yorgun hem de çok sinirli gelmiştir. 

Yorgunluk kahvesini içerken Mustafa Kemal “Hayrola İsmet” diye sorar.

İnönü yumuşamaya çalışarak “Türk Hava Kurumu’nun toplantısı vardı. Fuat Bey’i epey terlettim… İstifaya filan kalktı. Canımı sıkan bir husus oldu” der.

Mustafa Kemal merakla, “Neymiş o?” diye sorar.

İsmet İnönü canı sıkkın, “Hesaplarda kırk para oynuyor. Yani bir kuruş… Daha önceki toplantıda dikkatimi çekmişti. Bir kuruşun nereye gittiğini öğrensinler diye talimat vermiştim. Bulamamışlar… Bugünü de onunla geçirdik” diye yanıtlar.

Daha da meraklanan Mustafa Kemal, “Peki ne yaptın sonunda?” diye sorar.

İsmet İnönü’nün asık yüzü neşelenir.

“Muhasebeciyi çağırttım. Memurları seferber ettim. Ve kırk paranın yanlışlıkla bir başka hesaba geçirildiğini bulup çıkarttırdım…” der.

Mustafa Kemal’in keyfi yerine gelmiştir.

İstet İnönü’ye dönerek şöyle der: 

“Haklısın… Kırk para günün birinde kırk lira, kırk lira da dört yüz lira olur… Bu da giderek büyür halkın ağzında… Kurumlara olan güveni sarsar… Cumhuriyeti kurarken, böyle kırk paralara çok ihtiyacımız oldu… Milletimiz gerçekten de elindekini avucundakini verir. Hiçbir ulus Türk ulusu kadar cömert değildir. Ama verdiğinin doğru dürüst yerlere harcandığını da görmek, buna inanmak ister… Bu güzel havayı ne kırk para uğruna ne de yüz para uğruna bozmaya kimsenin hakkı olmasa gerekir…”

Yazının başında da söyledim. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Mustafa Kemal’den İsmet İnönü’den kısaca Kuvâ-yi Milliye’den gelen “kaynak kodları” vardır.

Zaman zaman bu kodlardan “uzaklaştırmak” isteyenler vardı, bundan sonra da mutlaka olacaktır.

Ahlakının ve vicdanının “insan yaptığı o memurlar” Mustafa Kemal’in ve İsmet İnönü’nün “titizliğinin” eseri, “alınlarından öpülecek” insanlardır.

Merak etmeyin; siz onları değil b.k koklasınlar diye arıtmaya, Fizan’a “sürseniz” değişmezler.

Asıl o “namuslu” memurların önce sırtını okşayıp sonra da “sürgüne” gönderenler siyasetin “unutulmuşlar mezarlığında” yerini alacaktır.

Popüler

A3 HABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin