Manisa’nın “belediye meclisi tarafından seçilmiş” Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun renkli kişiliği pek çoğu gibi beni de derinden etkiliyor. Muhtemelen gün içinde “elinden bırakmadığı” cep telefonu ile oldukça yakın bir bağ kurmuş. Su içmek için verdiği aralar dışında hakkında yazılanlara yanıt veriyor, polemiğe giriyor, kendince “ince kıyım hakaretler” ediyor. Onun bu halini gördükçe “İyi ki belediye başkanı olmuş. Maazallah eczacılığa devam etseydi, telefonla geçirdiği vakit yüzünden işini batırabilir, gripin isteyen birine aspirin verip sıkıntı yaşanmasına neden olabilirdi” diye düşünüyorum. Hatta gelecek dönem için bir evinin de bulunduğu İzmir’de belediye başkan adayı gösterilirse tam da ekmek kadayıfı üzerine kaymak gibi olur diye hayal ediyorum.
Başında bulunduğu kentin “sorunlarını çözmek yerine” sosyal medyadan vatandaşlarla tartışmaya girmenin nasıl bir yönetme biçimi olduğunu teşhis etmek bilim insanlarının işi. Konumuz; By başkanın başlattığı/sürdürdüğü polemiğe karşı “yanıt hakkını kullanarak” neler olduğuna değinmek. “32 kişiye 4,5 milyonluk yemek: Manisa Enerji’de adalet nerede?” başlıklı yazımda; Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin yüzde 100 sermayesine sahip bulunduğu Manisa Enerji Şirketi’nin yaptığı 2026 yılına ait “yemek kartı ihalesine” değinmeye çalıştım. Önce şirketin kuruluşunu ve bugüne kadar geçirdiği evreleri, ardından da ihalenin “açık kaynaklarda bulunan” ayrıntılarını yazdım. Gazeteciler, mesleklerinin temel koşulu olarak araştırır ve soru sorar. Soru sormayan, sorgulamayan, neden sonuç ilişkisini irdelemeyen; hele bunu “kamu yararı” üzerinden tartışmaya açmayan gazeteci sadece ve sadece “halkla ilişkiler” memurudur. Şahsen o yolu tercih etmem.
Yazınızı daha geniş kitlelere ulaştırmanın bir yolu da doğal olarak “sosyal medya” platformlarıdır. Bu nedenle ben de çoğu gazeteci gibi yazılarımı bu yolla paylaşıyorum. Benim dışımda benimle birlikte gazetecilik yapan/yazıyı seven/önemli bulan kimi dostlarım da katkıda bulunarak sosyal medyalarında yazılarımı paylaşarak destek veriyorlar. Dostum/yoldaşım/a3haber yazarı/gazeteci Ahmet Çınar da yazımı “kendi sosyal medyasından” açıklama kısmına “Beş taş oynamıyoruz, gazetecilik yapıyoruz” yazarak paylaştı. Paylaşımından birkaç saat sonra Manisa’nın “belediye meclisi tarafından seçilmiş” Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu da çoğu zaman olduğu gibi muhtemelen “kristal bardaktaki suyundan dolu dolu yudum alıp” başladı yanıt vermeye. Paylaşım ve By başkanın yanıtlarının fotoğrafını aşağıda bulabilirsiniz…

Son dakikada gelen okuyucu uyarısı ile aslında Manisa’nın “belediye meclisi tarafından seçilmiş” Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun sadece son yazıya değil; “Bunu yapan CHP’li olabilir mi?” başlıklı yazıda MASKİ’den “halkın parasını korumak için çabalayan iki memurun nasıl sürüldüğünü” anlatan yazıya da “yorum yaptığını” öğrendik. By başkan o yazının sosyal medya paylaşımının altına aynen şöyle yazmış: “Bakın bu ahlaksızlığın resmi. Gidiyor iki yalan için Ferdi başkanımızı kullanıyorsunuz. Yazıyı bir daha okuyun ve ben size şu soruyu sorayım. Ben görev sürem boyunca MASKİ’de bir tane elemanı kızağa çekmedim. Bu yalanı yazarken Ferdi başkanın yazınıza alet ederken utanmadınız mı? Bu kadar mı yalancısınız, yoksa başka bir sorun mu var?”
Gecikmiş yanıt, yanıt sayılır mı bilemiyorum ancak “koskoca başkana da yanıt vermek” şart elbette. Neden mi? İsteyen okuyucularımız yazının aslını yukarıdaki linkten detaylıca okuyabilir. Yazıda; MASKİ’de yapılan bir ihalenin “doğru olmadığını savunan ve bu yüzden ödeme evrakına imza atmayan” durumu hem By başkana hem de Akhisarlı danışmanına anlatan, sırtları sıvazlanıp “aferin” denilen biri kadın iki kamu emekçisinin görevlerinden alınıp nasıl sürüldüklerini anlatmıştım. By başkan yorumunda “yalan” kelimesini kullanmakla kalmayıp (aslında hiç sevmediğini herkesin bildiği) merhum Ferdi Zeyrek’i de “doğru olmayan sözlerine” alet ediyor. Durup dururken de “ahlaksızlığın resmi” diyerek güya hem a3haber’i hem de yazıyı kaleme alanı “aşağılamaya” çalışıyor.
Manisa gibi şehzadeler kenti bir şehrin büyükşehir belediye başkanına hem meslek etiği gereği hem de aldığım terbiye nedeniyle “yalancı” ya da “ahlaksız” diyemem. Bazı insani özellikleri; kavgada dahi söylenmeyecek kelimeleri üniversite bitirseniz de öğrenemezsiniz. Bu aileden başlayan uzun bir süreçtir ve çocukken öğrenemedinizse öyle gider. Ahlaksızlığımız konusunda By başkanın “bizi hiç tanımadığını düşündüğümden” yanıt vermeyi bile gereksiz bulur hatta zulüm sayarım. Varsa bildiği açıklasın biz de ne kadar “ahlaksız olduğumuzu” öğrenelim. Yazdığımız yalan olmadığı için hiç utanmadık. Klavye başında aklınıza ilk gelen kelimeyi yazmak, kristal bardaktan su içip sallamak pek “bizim ahlakımıza göre değil” zaten. O yüzden de By başkana kendi kelimelerini kullanmadan yanıt veriyorum.
Doğruyu söylemiyorsunuz…
Halkın parasına sahip çıkan o “namuslu iki emekçi memurun” kadın olanını önce Merkez Atıksu Arıtma Tesisine sürdünüz. Kıdemli bir CHP’linin “devreye girmesi” ile MASKİ’ye geri aldınız ama boş bir odada bir masa bir sandalye ile “cezalandırmayı” sürdürüyorsunuz. Erkek emekçi memur ise “zulmünüzden fazlasıyla nasibini” aldı. Önce MASKİ içinde pasif bir göreve atadınız, ardından da MASKİ’nin Alaşehir Şubesi’ne sürdünüz. Şu günlerde göreve başlamış olabilir. Hadi By başkana bir “iyilik” daha yapayım. O memur; sürgününüz için İdare Mahkemesi’ne “geri dönüş” davası açacaktır. Kısa süre sonra da dönecektir. O yüzden Manisa’nın “belediye meclisi tarafından seçilmiş” Büyükşehir Belediye Başkanı’na kasaba siyasetçisi kafasıyla klavye delikanlılığı yaparken “biraz daha dikkatli olmasını” öneririm. İki namuslu memurun adı yok mu diye soran olabilir. Elbette var. Sadece “onlara duyduğum saygı gereği isimlerini köşe yazısına konu etmeyi” doğru bulmuyorum. Yoksa herkes “işlerinin gereğini yapan o iki namuslu memurun kim olduğunu” bal gibi biliyor.
Gecikmiş eski bir yazının altındaki yorumun “yalan olmayan” halini anlattıktan sonra gelelim By başkanın “ipliğimizi pazara çıkardığı ve kendisine çok yakıştırdığım” diğer yorumlarına…
Manisa’nın “belediye meclisi tarafından seçilmiş” Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun “32 kişiye 4,5 milyonluk yemek: Manisa Enerji’de adalet nerede?” başlıklı yazıya yaptığı yorumlar (harf ve dilbilgisi hataları kendisine aittir) birbirine eklenmiş haliyle aynen şöyle:
1. Neymiş araştırmış. 1 yıl boyunca şirketin işçilerinin yemek bedelleri açık ihale yapılmış. Açık ihaleye çamur atıyorsunuz, bir de gazetecilik oluyor adı.
2. Alışmışsınız yiyenlere yedirenlere, garip geliyor tabi. Yatacak yeriniz yok, bu yapılanın adı ahlaksızlıktır. Buna aracı olmak da sizin ayıbınız olsun.
3. Gazetecilik mi? Yazıda bir tane mantıklı soru yok. Doğru dürüst bir suçlama yok, sorduğu soruların gerçekle alakası yok.
4. Yanarım yanarım kendine gazeteci diyen bir kişi bir hırsız ile bir tacizcinin oyuncağı olmuş aylardır saçmalıyor, ona yanarım. Siz de bir şey var sanıyorsunuz.
5. Çok güzel bulmuşsunuz birbirinizi. Soruların hepsi hayır. Çünkü hayal ürünü hastalıklı bir zihnin ürünü. Yukarıdaki raporlu hasta da solcu ayağına 7 senedir bana hakaret ediyor bir tane somut suçlama yok. Ya gazeteci dediğin adam şirkette gerçekten 32 kişi mi çalışıyor diye soru soruyor bir de cevap bekliyor.
6. Kafayı mı kırdınız siz, burası belediye şirketi, hayır 33 dememi mi bekliyorsunuz. Hepsi kayıtlı. Bir tane somut suçlama olsa cevap vereyim. Açık ihale yapmışız. İhalenin videosu bile bende. Bu kadar düşürmeyin kedinizi…
By başkanın yorumlarına geçmeden önce ufak bir hatırlatma yapayım. Dileyen okuyucumuz gidip X platformundan yazılanları ve By başkanın yorumlarının aslını okuyabilir. Okurken bir şeye dikkat etmenizi rica ediyorum. By başkana gaz veren, “yürü be başkanım” tarzında destekleyen hesaplar var. Çoğu isim uydurma ama asıl önemlisi kim olduklarına baktığınızda kiminin “takipçi sayısı” sıfır. Evet sıfır… Buna sosyal medyada “trol hesap” derler. Biz By başkanın yandaşları gibi gelen yorumları silmiyoruz çünkü kendimizden eminiz. Bu işleri yapanlara tavsiyem madem trol ordusunu kuracaksınız, en azından “açıktan para ödediğiniz sosyal medya fenomenleri gibi” (O işin de peşindeyiz. Muğla’dan Manisa’ya nasıl bir ağ kurduğunuzun da farkındayız) en azından üç yüz beş yüz takipçisi olan hesaplar bulun/açın da okuyan baktığında biraz inansın.
Şimdi gelelim Manisa’nın “belediye meclis üyeleri tarafından seçilmiş” Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun yorumlarına ne diyeceğimize…
Çiğdemler/çekirdekler hazır ise son bir uyarı yapayım.
Lütfen kabukları çimlere atmayın, poşete koyup çöp kutusuna atın ki en azından Manisa’nın sokakları ile parkları temiz kalsın. Yoksa bir ihalede şehrin sokaklarını, parklarını temizlenmek için yapılmak zorunda kalınmasın…
1. Doğrudur, açık ihale de olsa araştırdık. Hem de birkaç hafta. Resmi evrakları, ihale şartnamesini satır satır okuduk. Kanunlar ne diyor, Sayıştay geçmişte benzeri konularda ne kararlar vermiş, başka belediyeler nasıl yapmış hepsine baktık. İhaleye açık da olsa doğrudan temin ya da başka bir yöntemle de yapılsa “çamur” atmadık. Çamur atmaktan çok ihalenin “10 binin üzerinde memur/işçi emekçisi bulunan Manisa Büyükşehir Belediyesi, bağlı kuruluşları ve diğer şirketleri için neden yapılmadığını” yapıldı ise emekçiler adına “aslanım sosyal demokratlar” demeyi istedik. Yoksa biz zaten büyükşehir belediyesi binasındaki üst düzey bürokratlara her öğlen “aşevinden yemek geldiğini” biliyoruz. Bir adaletsizliği vurgulamak, daha birkaç ay önce yönetimini değiştirip şirkette Akhisar’dan getirdiğiniz A takımınıza “özel uygulama” yapıp yapmadığınızı sorduk. Ve evet bunun adı da tamı tamına gazeteciliktir. El altından soruları verip, belediyenin maddi ve teknik olanaklarıyla gerçekleştirdiğiniz hatta “CHP genel merkezinde yapılıyormuş izlenimi verdiğiniz” yayınlara gazetecilik demiyoruz aslında. Ya da içinizdeki kini atamayıp karalamaya çalıştığınız sizden öncekiler için el altından “haber uçuran/rapor sızdıran” yandaşlarınıza gazeteci demiyoruz.
2. Hayatımızın hiçbir döneminde ne yiyenlere ne de yedirenlere alışmadık, alışmak gibi derdimiz de yok. Geldiğimiz devrimci/sosyalist gelenek “halkın parasını namusuyla/canıyla bir gören” inanç bütünüdür. Temeli olmayanın çatısı olmaz. Siz henüz dünyaya gelmeden, kapitalizm bu ülkede parasına para katarken, bu ülkenin devrimci çocukları karaborsacılara göz açtırmıyordu. O çocuklar on sekizinde/yirmisinde çıktıkları idam sehpasında “kendi taburelerini tekmeleyecek kadar” cesaretliydiler. Sadece karaborsacılara değil, Turgut Özal’la bu ülkeye giren “benim memurum işini bilir” döneminde yetişmişlere, “sosyal demokrat” postuna bürünüp hala Özalcılık yapanlara da alışmadık, alışmayacağız. Yatacak yerimiz tahmin ettiğinizden çok. Gider cezaevinde yatarız sessizce ve yüreklice. Ormanda yatarız, fındık ocağının dibinde yatarız, mezar kenarında yatarız. O yüzden toprak bizi sever biz de onu. Asıl yatacak yeri olmayanlar halkı yalanları ile kandıran/sömüren/yoksullaştıran, halkın parasını çalanlardır. Bütün bunlar bizim ayıbımız ise kabul. Biz halka/okuyucuya hesap veririz, “kapalı odalarda pazarlık edip koltuk peşine hiç düşmeyiz” düşmeyeceğiz. Siz buna ahlaksızlık diyebilirsiniz. Ahlaksızlık; halkın emanet ettiği ne varsa ona ihanet etmek, vatandaşı kandırıp yandaşını zengin etmektir. Ne “açıktan dağıtacak paramız ne de paylaştıracak ihalemiz” var. Ahlaksızlık; emekten/halktan yana olmaksa, evet biz ahlaksızız.
3. Bir gazeteci siyasete atılıp delege, belediye ya da il genel meclis üyesi, belediye başkanı, milletvekili, bakan hatta cumhurbaşkanı olabilir. Her meslekten insanlar yazdıklarımı olabilirler. Çünkü siyaset meslek değildir. Bir insanın bir başka insan hakkında “bu da avukatlık mı, bu da doktorluk mu, bu da gazetecilik mi” demesi aslında karşısındaki kişiyi yok sayarken “kendisinin hiçbir şey olmadığını” gösterir. Siyaset yapanlar için sandık kurulur, vatandaş tercihini yapar. Vatandaş işinizi iyi yaptığınızı düşünüyorsa destekler, düşünmüyor ise desteklemez. Siyasetçinin er meydanı sandıktır. Altı defa gidip yedi defa gelebilirsiniz de. Bütün mesele klavye delikanlılığı yaparken düştüğünüz durumdur. (Ancak bu kadar kibar olabildim kusura bakmayın) Mantıklı soru; akıl ilkelerine dayanan, neden-sonuç ilişkisi kuran, tutarlı ve cevabı aranan konunun özüne hitap eden soru biçimidir. Klavyeden başınızı kaldırabilseniz ve “eleştirdiğiniz yazıyı baştan sonuna kadar okuyabilseniz” ne sorulduğunu belki anlayabilir belki de “anlama yeteneğinizin sınırlarını” görebilirdiniz. Gerçekler meselesine gelince; “bir ihalenin görünen yüzü kadar görünmeyen yüzünün de olduğunu, bunun da ihale şartnamesinde yer aldığı” bölümünün de klavyenizden pardon gözünüzden kaçtığı anlaşılıyor. Resmî belgedeki “rekabeti sınırlayıcı şartlar” deyiminden ne/nasıl bir şey anladınız çok merak ediyorum. Benim kadar devletin “denetleyici kurumlarının da” merak edeceğinden kuşkunuz olmasın o zaman “gerçekleri daha iyi anlayabilirsiniz” umarım…
4. Eğer gerçekten yanacaksanız; kendinizi, Manisa’yı, Manisa Büyükşehir Belediyesi’ni ve partiniz CHP’yi (bana göre değilsiniz ama öyle diyorsunuz) düşürdüğünüz duruma yanın. Klavye başından ettiğiniz lafların, kurduğunuz tümcelerin, ettiğiniz hakaretlerin bir gün gelip yüzüne vurulacağınıza yanın. Hayatımın hiçbir döneminde hiç kimsenin oyuncağı olmadım. Kimseyi de oyuncağım yapmaya çabalamadım. Her insan hangi cinsiyetten, etnik kökenden, dinden, ırktan gelirse gelsin önce insandır. Aksini düşünenler; sevgisiz çocukluk, sorunlu ergenlik, başarısız iş yaşamı geçirmiş, rastlantı sonucu oturacak koltuk bulmuş insan olamamış, sonunda da ola ola nasyonal sosyalist olmuş tiplerdir. “Hırsız ve tacizci” sıfatlarını kullanmak için kişinin elinde hukuken “delil sayılabilecek” somut kararlar ve isimler olması gerekir. Suçladığı kişilerin isimlerini açık açık yazamayan, korkakça, sinsice, kasaba politikacısı ağzıyla “sallamak” sosyal medyanın geldiği noktayı göstermesi açısından önemli. Bu “ahlaki olmayan” yöntemi kim/kimler kullanır, kullananlara ne denir “terbiyem elvermediği için” yazmıyorum, anlayan anlamıştır. Saçmalamak; tutarsız, mantıksız, yersiz veya anlamsız sözler söylemek ya da davranışlarda bulunmak olarak tanımlanır. Doğrusunu söylemek gerekirse aylardır değil neredeyse 40 yıldır saçmalıyorum. Saçmaladığım işlerden bazılarını söyleyeyim. Karşıyaka Belediyesi’nin arsasının Cengiz İnşaat’a nasıl satıldığını yazarak saçmaladım. Aydın Büyükşehir Belediyesi’nin tesislerinin nasıl “peşkeş çekildiğini” yazarken saçmaladım. FETÖ Borsası kuran devlet-siyasetçi-mafya birlikteliğini yazarken saçmaladım. Tek oğlu “önce tefecilerin tuzağına düşürülüp sonra da öldürülen” İsmet Baba’nın acısını/gözyaşlarını anlatmak için Kocaeli’ne gidip duruşmaları izlerken “tehditlere kulak asmayarak” saçmaladım. Kızı Rabia Naz’ın ölümünü araştıran babayla Giresun Eynesil’de söyleşi yaparken “takipten kurtulmak için” deveye hendek atlatırken saçmaladım… Yetmedi. Gürcistan’da, Yunanistan’da hatta Arjantin’de devletin içine çöreklenmiş, iktidar olanakları ile uyuşturucu, bahis, sanal kumar ağı kuranları araştırırken/yazarken saçmaladım. Daha çok saçmalıklarımı okumak isterseniz; a3haber’in arşivine girin “bütün saçmalıklarım” orada duruyor. Öyle görünüyor ki, “fiziken saçmalayamayacak duruma düşene kadar da” devam edeceğim. Kendime gazeteci demiyorum, gazeteciyim. Bu sıfatı da “ulufe” olarak almadım, emeğimle kazandım. Siz de kendinize “eczacı” diyorsunuz. Ne güzel. Tek fark; ben gazetecilik yapmaya devam ediyorum ama siz eczalık yapmıyorsunuz. Belki sizin de “özünüze dönme vaktiniz gelmiş” olabilir.
5. “Hacı hacıyı Mekke’de, derviş dervişi tekkede bulur” diye güzel atasözümüz vardır. Demek ki “zamanında” bulmuşuz birbirimizi. İçtenlikle diliyorum ki siz de bir gün benzerinizi bulursunuz. Hayal ürünü hastalıklı bir zihne sahip olmak nasıl bir şey diye “son zamanların moda işini yapıp” yapay zekaya sordum. Çok uzun yanıt verdi, kısaltıp özetledim. Şu sonuç çıktı: “Gerçeklik ile fantezi arasındaki sınırın tamamen ortadan kalktığı, zihnin kendi yarattığı büyüleyici dünyanın tutsağı olduğu yoğun bir deneyim…” Sonra soruyu “dahilik” diye değiştirip sordum “şaşırtıcı şekilde aynı yanıtı” verdi. Yani sizin hastalıklı diye gördüğünüz bir zihin başkasına göre dahi olabiliyormuş. Merak edip “tıbbi formasyonu olmayan birinin bir başkası için hastalıklı zihin” demesinin ne anlama geldiğini sorduğumda ise çok şaşırtıcı yanıt aldım. Aynen yazıyorum:
“Çatışma yaşadığı kişi/kişiyi “deli” veya “hasta” olarak nitelendirerek, o kişinin fikirlerini değersizleştirme veya toplumsal olarak marjinalleştirme (dışlama), çaresizlik anında veya yoğun öfke anında bu ifadeyi bir “hakaret” unsuru olarak kullanma ile kendi içsel karmaşasını veya öfkesini karşı tarafa yansıtma…” Benim fikrim değil, yapay zekâ böyle dedi.
6. Manisa Enerji’de “kaç kişi çalışıyor” demek de yanıt aranmasının sonucu. Şeffaf dediğiniz “belediye şirketlerinin internet sitelerinde” böyle bir bilgi yok çünkü. Dedektif de olmadığımıza göre kime soracağız? Gerçekten o şirkette o kadar emekçi çalıştırıyor musunuz, yoksa emekçiler yerine kartlar “torpillilere mi gidiyor” bilmek istedik o kadar. Aslında biliyoruz da sizin söylemeniz daha doğru geldi bize. Öğrenmek için soruyoruz. Size göre saçma, hatta “hastalıklı bir zihnin ürünü” olabilir ama Manisalı merak ediyor. Gerçi siz Akhisarlısınız ve sadece “belediye meclis üyeleri tarafından seçilmiş” By başkansınız o yüzden Manisa’nın sorunları ne kadar ilgi alanınızda onu da bilmiyoruz ama soru sorudur. İhalenin videosu sizde ise iyi saklayın, ileride bol bol seyredersiniz… Kedimizi düşürme meselesine gelince. (Dalga geçmeyeyim diyorum ama gollük pası da değerlendirmezsem “saçmalamamış” olurum o da bana yakışmaz) O kelime “kedinizi” değil aslında “kendinizi” olacak sanırım. Su böyle işte, şişede durduğu gibi durmuyor…
Yine de kedi üzerine birkaç tümce kurmanın zamanı. Kedi değil ama “sokak köpeklerini” anımsadınız mı By başkan. Hani bir sürü eleştirinin altına “bizimle ilgisi yok” diye yorum yapıp kendinizi aklamaya çalıştığınız Manisa’daki sokak köpeklerinin toplatılması ihalesini. Sağa sola “yalancı” diye saldırırken, o ihale için valilik ile yapılan protokolün altında sizin imzanız yok muydu? Hah işte o protokolü de a3haber yayınladı, saçmaladıklarımız arasına “hayvan katliamına ortaklık imzanızı da” eklerseniz seviniriz.
Aslında bu satırların yerine yine By başkana “yeni bir ihale” anlatıp sorular soracaktım. Gazeteci “haberin öznesi olmamalıdır” ama kusura bakmayın olduk artık. Belki By başkan da “peşime taktığı hafiyeleri geri çağırır” umuduyla son sözleri şöyle toparlayayım. Önümüzdeki hafta içinde eşi dostu ziyaret için Manisa’ya geleceğim. Malum Mesir Haftası da bitti, ortalık sakinlemiştir. Hem öyle gündüz dolaşıp akşam Karşıyaka’daki evime de dönmeyeceğim. By başkana “beklerim” diyemeyeceğim çünkü beklemiyorum. Ama hafiyelerinin başımızın üzerinde yeri var. Dediğim gibi eş dost ziyareti benimkisi. Bir bardak çay, bir kadeh rakı içip dedikodu yapacağız muhtemelen. Dedikodu konumuzun ne olacağını tahmin edersiniz artık. Dönüşte de duyup gördüklerimizi “hastalıklı zihnimizde değerlendirip” yazıya dökeriz hiç endişeniz olmasın…




