İtalya’da yayınlanan Policy Maker Dergisi sordu, Limes dergisinin jeopolitik analisti ve bilimsel danışmanı Türkiye uzmanı gazeteci Marco Ansaldo yanıtladı. Röportajı A3haber için İtalyanca’dan çevirdik.

Türkiye yeni bir istikrarsızlık evresi yaşıyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın otoriter güç kullanımı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Erdoğan’a karşı muhalefetin başını çeken CHP’nin lideri Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına karşı sokaklara dökülen nüfusun bir bölümünün meşru demokratik özlemleriyle uyuşmuyor.

BBC muhabiri Mark Lowen tutuklandı ve sınır dışı edildi. Diğer gazetecilere ve yüzlerce sosyal hesaba da sansür geldi. Gazeteci, Türkiye uzmanı, jeopolitik analist ve Limes dergisinin bilimsel danışmanı Marco Ansaldo ile Türkiye’de neler olduğunu konuştuk.

Ekrem İmamoğlu ve avukatı Mehmet Pehlivan yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandı. Halkın bir kısmı sokaklara döküldü ve Erdoğan’a karşı gösteriler düzenliyor. Türkiye’de neler oluyor?

Zamanlamaya dikkat etmeliyiz: İmamoğlu, Türkiye’deki ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin ön seçimlerinin yapılmasından sadece birkaç gün önce tutuklandı. Bu arada, yerel seçimler olmasına rağmen seçimlerde Erdoğan’ı yenebilen tek kişi İmamoğlu oldu, Erdoğan tüm cumhurbaşkanlığı veya genel seçimleri kazanmıştı. AKP’ye üç kez İstanbul’u kaybetmek ağır geldi. İstanbul başkent değil ama Türkiye’nin ticari, turistik, kültürel lokomotifi… Dolayısıyla finansal açıdan da çok önemli… İşte İmamoğlu’nun en azından dışarıdan bakıldığında hayali görünen suçlamalarla hapse atılması, Erdoğan’ın başka durumlarda da yaptığı gibi önce muhaliflerini bertaraf etmek istediğini gösteriyor.

Geçmişte de benzer şeyler yaşandı.

Evet, 2016’daki darbe girişimini düşünün: Erdoğan’ı devirme girişiminin hemen ardından Kürt yanlısı partinin başkanı, genç bir avukat, insan hakları konularına duyarlı ve beklenmedik bir şekilde meclise girmeyi başaran bir partinin lideri olan Selahattin Demirtaş tutuklandı. O zamandan beri, dokuz yıldır, Demirtaş terörizmle bağlantılı olduğu suçlamasıyla hapiste… Pek çok kişi ona Erdoğan’ı kızdırabilecek bir adam olarak baktı… Erdoğan onu önceden hapse attı ve hiç çıkarmadı…

O zaman başka bir unsuru göz önünde bulundurmalıyız… Erdoğan 2028’de yapılacak olan bir sonraki parlamento seçimlerine hazırlanıyor, ancak ikinci dönemi dolacağı için artık aday olamayacak.

Burada Güneydoğu’daki Kürt nüfusun taleplerine yaklaşma ve uyum sağlama stratejisini uygulamaya çalışıyor, böylece üçüncü bir dönem için Anayasa’yı değiştirmeye çalıştığında onları yanına alabilecek. İstanbul’da kendisini mağlup eden adayın değil, zayıf bir adayın karşısına çıkmak için önünün açık olması gerekiyor. İmamoğlu’nun tutuklanmasını bu çerçeveye oturtmalıyız.

Birkaç hafta önce Öcalan’ın silahlı mücadelenin sona erdiğini ve PKK’nın dağıldığını açıkladığı bir video gördük. Ana hatlarını çizdiğiniz resimde bu parçanın rolü nedir?

Bu video bize her şeyin yolunda gittiğini söylüyor, bu çok ilginç bir durum. Dediğim gibi Erdoğan Kürtlerle yakınlaşmaya çalışıyor çünkü üçüncü bir başkanlık dönemini istiyor ve bunun için de Kürt oylarına ihtiyacı var. Çok tuhaf bir gerçek şu ki, bugünlerde Güneydoğu’daki Kürt meydanları oldukça sessiz. Yani İstanbul’da, İzmir’de, Ankara’da ve Türkiye’nin batısındaki diğer meydanlarda olduğu gibi büyük gösteriler yok, çünkü Kürt partisi muhafazakar hükümetle bir müzakere üzerinde çalışıyor, kendisini CHP’den ayırıyor ve kendisini bir muhatap olarak akredite etmeye çalışıyor.

Erdoğan, kurnazlığı, alaycılığı ve muazzam siyasi becerisiyle Türk muhalefet meydanını bölüyor. Kürt partisi sessiz ve hatta hükümetle müzakere ediyor, öyle ki eski bir numaralı tehlike Abdullah Öcalan silahlı mücadeleyi bıraktığını ve PKK’nın dağıldığını açıklıyor. Öte yandan Erdoğan, seçim açısından kendisini en çok rahatsız eden muhalefet liderini hapsediyor. Devlet başkanı açısından çok kurnazca bir çözüm.

Sadece bazı meydanlara inen ve kendini zor durumda bulan bölünmüş bir muhalefet mi?

Evet, zor durumda ama protestolar azalıyor gibi görünmüyor. Erdoğan’ın yurtdışındaki sessizliğe de güvendiğini söylemek gerekir. 2013’teki Gezi Parkı günlerini çok iyi hatırlıyorum: 20 günlük protesto ve ardından hükümet meydanları yerle bir etmek için tanklarla geldi, bir düzine ölüm oldu. O zamandan beri sokak isyanı olmadı. Erdoğan bu jeopolitik kaos anını kendi yararına kullanıyor. Trump’ın aslında pek çok cephede müttefik olan Erdoğan’a müdahale etmek gibi bir çıkarı yok. Rusya’nın da Ukrayna ile devam eden müzakerelerinde Türkiye’ye ihtiyacı var.Çin’den ya da zayıflığıyla Erdoğan’ı pek de endişelendirmeyen Avrupa’dan bahsetmeyelim. Erdoğan’ı gerçekten rahatsız eden medya ayrı bir tartışma; bu kadar çok Türk gazetecinin hapse atılması, BBC muhabirinin tutuklanması ve ardından sınır dışı edilmesi tesadüf değil.

Muhalefetin bölünmüşlüğünden bahsettik, peki sokaklara çıkanlar kimler?

Bir sürü genç, yirmili yaşlarındaki bir sürü genç, bir sürü üniversite öğrencisi, 2003’ten beri Türkiye’yi Başbakan ve ardından Cumhurbaşkanı olarak yöneten, ancak öncesinde 10 yıl İstanbul Belediye Başkanı olan Erdoğan’dan başka bir lider tanımamış insanlar; yani, 30 yıldan fazla süredir iktidarda olan bir adam.

Yani bu adamlar hiç bir zaman bir dönüşüm bilmediler. Bu arada, bunlar sahnesel, koreografik açıdan da çok ilginç gösteriler. Gezi Parkı sırasında kırmızı giyinmiş insanlar olduğunu, sapan sallayan büyükanneler olduğunu, koreograflar, dansçılar veya laik Türkiye’nin kurucusu Atatürk’ün portresine bakan meydanda hareketsiz duran insanlar olduğunu hatırlıyorum. Bugün bile çok yaratıcı gösterilerimiz var, hepimiz Pikachu kostümü giymiş o protestocunun koştuğu videoyu gördük. Türkler bu açıdan çok yaratıcılar. Burada, pratik veya somut bir bakış açısından nasıl bir etki yaratabileceklerini bilmiyorum, ancak kesinlikle belirli bir yankı uyandırabilirler.

Ukrayna ile ABD ve Rusya ile ABD arasındaki son ikili anlaşmalar, seyir güvenliğinin talep edildiği Karadeniz’in merkeziliğini vurguladı. Türkiye’nin rolü nedir?

Türkiye, Karadeniz’in anahtarlarını elinde tutuyor çünkü Karadeniz’in Boğaz’a erişimini sağlıyor. Boğaz, başta Orta Doğu ve Afrika olmak üzere tüm dünyanın faydalandığı esas olarak tahıl olmak üzere malların transferinde merkezi bir konumdadır. Bu arada, hepimiz savaşın başında yaşanan krizi hatırlıyoruz, 2022’de Erdoğan’ın da desteklediği bir anlaşmaya varıldı ve tahıl ticareti tekrar sorunsuz bir şekilde aktı ve Ukrayna’nın tedariklerinin bozulmasını ve onu satın alması gereken ülkelerin bunu görmesini sağladı. Buradan Karadeniz’in merkeziliğini ve önemini anlıyoruz. Üç ana ülke Türkiye, Rusya ve Ukrayna’dır, birbirleriyle karşı karşıya gelen ve barışın veya savaşın kaderini belirleyebilecek üç ülke. Yani çok ilginç şeylerin yaşandığı kritik bir deniz.

Marco Ansaldo kimdir: Marco Ansaldo, Türkiye, Kürt sorunu, Kuzey Irak, Kıbrıs, Orta Doğu ve Vatikan konusunda uzmandır. İtalyan jeopolitik dergisi Limes‘ın bilimsel danışmanıdır, Alman haftalık Die Zeit‘a katkıda bulunur. İtalya ve Türkiye arasında hükümetler arası diyalog forumunu kurdu.

Popüler

A3 HABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin