Ankara’nın geleceği belirsizliğini korurken, AB liderleri Washington’un bıraktığı boşluğu doldurmalı ve demokrasiyi savunmalı. Bu sözlerin sahibi ABD’deki Ortadoğu Enstitüsü Türkiye Programı kurucu direktörü Gönül Tol Financial Times‘a yazdı, Ayşen Tekşen çevirdi.
Türkiye’nin ana muhalefet partisinin Pazar günkü ön seçiminden birkaç gün önce, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın önde gelen siyasi rakibi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu yolsuzluk suçlamasıyla tutuklanarak görevinden alındı. İmamoğlu’nun tutuklanması Türkiye’de son on yılın en büyük protestolarına yol açtı, ancak bir muhalif belediye başkanının kaderinden çok daha fazlası söz konusu.
Ön saflardaki üniversite öğrencilerine göre, hükümet Türkiye’nin rekabetçi otoriter sistemini Rusya tarzı otokrasiden ayıran sınırı aştı. Ve yalnızca Erdoğan’a değil, Avrupa liderlerine de öfkeliler. İstanbul’daki protestocu öğrencilerden biri bana “Geleceğimiz çalınırken ve biz bunu savunduğumuz için dayak yerken, her zaman demokrasi ve insan hakları vaazları veren AB nerede?” diye sordu.
Protestocular Türkiye’nin demokratik geleceğini savunmak için büyük riskler üstleniyor. Polis giderek artan bir şiddetle baskı uygularken, hükümet internet sansürünü genişletiyor. Yetkililer yolları kapattı ve dört gün süreyle gösterileri yasakladı. Bütün bunlara rağmen, 15 milyon kişinin İmamoğlu’na oy vermesiyle partinin 2023 seçimlerindeki toplam oy oranının üzerine çıkıldı.
Bu, insanların Erdoğan’ın güç gaspını reddettiğinin açık bir işaretiydi. Ancak önlerindeki yol engebeli. Bir sonraki seçimler üç yıl sonra ve özellikle polisin daha büyük güç kullanması halinde ivmeyi sürdürmek zor olacak. Erdoğan gösterileri gayrimeşru göstermek ve iktidarını pekiştirmek için son kitlesel protestolarda uyguladığı taktiklerden bazılarını kullanabilir. 2013 protestolarının zirvesinde başörtülü bir kadın İstanbul’un merkezinde bebeğiyle birlikte yarı çıplak göstericilerin saldırısına uğradığını iddia etmişti.
Birkaç ay sonra özel bir televizyon kanalı böyle bir olayın yaşanmadığını kanıtlayan güvenlik kamerası görüntülerini yayınladı ancak o zamana kadar Erdoğan ustalıkla kendi tabanında bir mağduriyet duygusu yaratmıştı. Aynısını şimdi de yaparak, protestoları hükümetini devirme amaçlı bir komplo olarak karalayabilir ve destekçilerinden buna direnmek için yardım isteyebilir.
Ancak bu Erdoğan için de riskli bir tercihtir. 2013’ün aksine, Türkiye ekonomisi kırılgan durumda. Maliye bakanı, son iki yılı yabancı yatırımcıları daha önceki istikrarsızlığı görmezden gelmeye ikna etmeye çalışarak geçirdi, ancak İmamoğlu’nun tutuklanması bu çalışmanın büyük bölümünü silip süpürdü. Türk lirası, hisse senetleri ve tahvillerin hepsi de ağır düşüşler yaşadılar. Kısa sürede istikrar sağlanmazsa, ekonomik sorunların büyümesi olası.
Türk gençleri batılı liderlere kızmakta haklı. Ülkenin otokrasiye dönüşümü dünyadan kopuk gerçekleşmiyor. Erdoğan alışılmadık ölçüde müsamahakâr bir uluslararası iklimden yararlanıyor. Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesiyle, ABD tepkisinden korkmasına gerek kalmadı. Trump Amerikan demokrasisinin altını oymakla o kadar meşgul ki, yabancı otokratlara hesap sormaya vakit bulamıyor. Nitekim kısa süre önce yaptığı bir telefon görüşmesinde Erdoğan’a övgüler yağdırdı.
Bu arada, Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakınlığı Avrupa liderlerini rahatsız ederek, destek için Türkiye’yle iyi geçinmek zorunda bıraktı. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan İngiltere liderliğindeki Ukrayna zirvesine davet edildi ve Avrupalı liderler Türkiye’nin Ukrayna’da asker konuşlandırması ihtimalinden heyecan duyuyor. O kadar ki Polonya Başbakanı Donald Tusk Türkiye’nin AB adaylığını desteklediğini söyledi. Erdoğan otokrasisini pekiştirmede bir adım daha atarken, Avrupalı liderler Rusya’ya karşı savunmalarını güçlendirmeye yardımcı olacaksa bunu göz ardı etmeye hazır görünüyorlar.
AB’nin Erdoğan’ın demokrasiye saldırılarını görmezden gelmesi ilk kez yaşanmıyor. 2015 yılında Brüksel Ankara’yı göçü durdurma planına dahil etmek için çabalarken, AB, Türkiye’nin ifade özgürlüğü karnesine ilişkin son derece eleştirel bir raporun yayınlanmasını Erdoğan’ın yeniden seçilmesinin sonrasına erteledi.
Bunu izleyen yıllarda Erdoğan otokratik yönetimini güçlendirdi ve liderleri göz yumarken Avrupa’dan değerli tavizler kopardı. Bu, Türk siyasetinde bir diğer bükülme noktasıdır ve Avrupa hatalarını tekrarlamamalı. Trump yönetiminde ABD’nin demokratik idealleri savunması gibi bir şey artık söz konusu değildir. Boşluğu Avrupa doldurmalıdır.
Rusya’ya karşı savunmayı desteklemek otokrasi karşısında özgür dünyayı korumak için yeterli değildir. Avrupalı liderler demokratik değerleri savunmalı, Erdoğan’ın ülkesini Rusya’ya dönüştürme amaçlı pişkin girişimine karşı seslerini yükseltmeli ve Türkiye halkına mücadelelerinde yalnız olmadıklarını göstermelidir.

Gönül Tol Kimdir: Ortadoğu Enstitüsü (Middle East Institute, Washington) Türkiye Programı’nın kurucu direktörü ve Frontier Europe Initiative’de kıdemli araştırmacıdır. Aynı zamanda Washington Üniversitesi bünyesindeki Ortadoğu Çalışmaları Enstitüsü’nde (Institute for Middle East Studies) konuk öğretim üyesidir. National Defense University bünyesindeki College of International Security Affairs’de Batı Avrupa’daki İslamcı hareketler, Türkiye, dünya siyaseti ve Ortadoğu üzerine dersler vermektedir. Türkiye-ABD ilişkileri, Türkiye iç ve dış politikası ile Kürt meselesi hakkında yayınları vardır. Medyada yorumlarıyla sıkça yer alır.





