Son iki günde gözler bir anda İzmir BŞB şirketi İZTARIM’a çevrildi.
Aslında olayların başlangıcı eski İzmir BŞB Başkanı Tunç Soyer’in İZTARIM’a ait Bayındır’daki fabrikasında çalışan 200 emekçinin 2 aylık ücretsiz izni çıkarılmasını sosyal medya üzerinden “eleştirmesi” ile başladı.
Mevcut İzmir BŞB Başkanı Cemil Tugay önce Soyer’e Son Kale isimli internet sitesindenyanıt verdi, ardından da birkaç saat sonra İzmir BŞB resmi sitesinden İZTARIM ile ilgili açıklama yayınladı.
İZTARIM üzerindeki uygulamalarını çok eleştirdiğim eski Başkan Tunç Soyer’in, “tamamı belediye bütçesinden finanse edilen bu yatırımların ticarethane keyfiyetiyle kapatılması, asla kabul edilemez. Böyle bir durumda büyük bir kamu zararı ortaya çıkacaktır ki bunun hesabı mutlaka sorulur…” demesi eski defterleri açmama neden oldu.
Soyer’in halkın büyük memnuniyetiyle karşıladığını, hatta ürünlerin bir bölümünün “İzmirli” markasıyla adıyla “ihracatının” bile yapıldığını söylemesiyle başlayalım.
Tunç Soyer’in “övünerek” anlattığı Bayındır Süt Fabrikası ile ilgili “Manda yuva yapmış İzmir’e, bedava mı sandın?” başlıklı yazımda ihraç edildiği söylenen ve o dönem İZTARIM Genel Müdürü olarak görev yapan Murat Onkardeşler’in sosyal medya paylaşımları ve açıklamalarına dayanarak şunları sormuştum:
“…Bir başka övünülen örnek.
Amerika’da bir market rafı.

İZMİRLİ markalı ürünlerin fotoğrafı ve bol bol övücü cümle.
Amerika’ya bir fuara gidilmiş ve bir anda Amerika’nın tedarikçisi olmuşuz.
İthal genel müdürün sosyal medya hesaplarına baktığımızda tek bir marketin rafında İZMİRLİ markalı ürünler.
Sanırsınız Amerikalılar “BLACK FRIDAY” yaşıyor.
Bir başka paylaşıma bakıyorsunuz, New York’ta fuar standı.
Fuar standındaki ürünler, market rafındakilerden fazla.
İZMİRLİ markalı ürünlerin satıldığı fotoğraflanan market bir Türk marketi.
Ve ne tuhaftır Türklerin yoğun yaşadığı bir bölgede, onlara hitap eden ve çoğunlukla Türk ürünleri satan ve Amerika ölçülerinde küçük sayılacak bir mağaza.
Ayrıca şubesi falan da yok.
Mesele ne?
(Biz bu kadar para harcadık ama bakın iş de yaptık…)
Ne yaptınız?
Açıklayın bakalım Amerika’ya son bir ayda ne kadar “süt ürünü” ihracatı yaptınız.
Bir de örneğin Amerika’ya sadece bunun için kaç kişi gitti?
Gidenlerin uçak biletleri, konaklamaları, yeme-içmeleri için ne kadar para harcandı?
Gidenlerin kaçı İngilizce biliyor ve meslekleri ne?
Ve en önemlisi İZTARIM’ın Bayındır’daki Süt Fabrikası şu anda yüzde kaç kapasite ile çalışıyor?”
O dönem elbette bu sorularıma yanıt alamamıştım.
Aradan aylar geçip İZTARIM yeniden gündem olunca İzmir BŞB’nin yaptığı açıklamada sorularımın bir bölümüne yanıt buldum.
O açıklamada aynen şöyle diyor:
“100. Yıl Bayındır Süt İşleme Fabrikamızda “İzmirli” markasıyla üretimi yapılan ürünlerimizin ihracatı yapılmamaktadır. 8 Haziran 2023 tarihinde “fason olarak” üretimini yaptırdığımız ve “yurtdışındaki bir fuarda tanıtımının yapılması amacıyla”gerçekleştirilen peynir ihracatımız mevcut olup, gerçekleştirdiğimiz ihracat tutarı 469,36 USD’dir. Güncel kur ile gerçekleştirilen ihracatın Türk Lirası cinsinden değeri 16 bin 723 TL’dir.”
Asgari ücretten az ithalat yapmayı beceren yöneticilerimiz var, öğrendik.
Peki buna karşın o peynirleri fuara götüren, oradan da bölgedeki Türk marketinin raflarına sıralayan, fotoğraflayan ekip kaç kişiydi?
Masrafları, harcırahları kimin kasasından çıktı?
Attıkları taş, ürküttükleri kuşa değdi mi?
Bunu şimdilik bilemiyoruz, ama yakında öğreniriz diye umuyorum.
İzmir BŞB’nin açıklamasından öğrendiğimiz başka bir gerçek daha var.
Rakamları o yana bu yana çekiştirmişler ama sonuç şu:
“100. Yıl Bayındır Süt İşleme Fabrikamız her ne kadar günlük 100 ton süt işleme kapasitesine göre kurulumu planlanmış olsa da…… günlük işleme alınabilecek süt miktarı 91,05 tondur. … Fabrikamızın faaliyete geçtiği 04.04.2023 tarihinden günümüze kadar günlük işleme aldığı süt miktarı fabrikamızın fiziki ve teknik yetersizlikleri sebebiyle ortalama 10 ton civarındadır…
Üreticiden toplayıp “döktükleri süt” muhtemelen bunun dışında.
Süt Kuzusu projesi için gerekli 30 tonun bile üçte biri.
Ya Mozeralla Peyniri?
Orası koca bir yalan…
Ve gelelim “ruhsat” meselesine…
İZTARIM’ın eski Genel Müdürü Murat Onkardeşler’in sosyal medya hesabından “alın size ruhsat” diyerek paylaştığı belgenin fotoğrafını aşağıya ekliyorum.
Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: 474978346_10162251733804500_6877507352065796491_n.jpg

Ne yazıyor belgede?
İşletme Şartlı Onay Belgesi.
5996 Sayılı Kanun gereğince alınması gereken bir belge ama “ruhsat” değil.
Nedir peki İşletme Şartlı Onay Belgesi?
İlgili kanuna göre; “istenilen bilgi ve belgeleri tamamlanmış ve yerinde yapılan resmi kontrol sonucu bina, altyapı ve ekipman şartlarını karşıladığı belirlenen gıda işletmesine faaliyete geçmeden önce ve onay belgesi verilinceye kadar geçerli olan” belgedir.
Yani öyle “alın size ruhsat” diyerek kandırmaca yok.
Zaten İzmir BŞB’nin açıklamasında da konu, “Fabrikamız üretim faaliyetlerini açıldığı tarihten itibaren ruhsatsız bir şekilde yürütmekteyken … ruhsatlandırma çalışmalarına başlanmış, fabrikamızın fiziki ve teknik altyapısındaki eksikliler giderilerek 23 Ağustos 2024 tarihinde Yapı Kullanma İzin Belgesi, 9 Eylül 2024 tarihinde Tehlikeli Madde Faaliyet Belgesi alınmış, yangın merdivenleri, hidrant sistemleri ve yangın kapılarının kurulumları tamamlanmış, 2024/634 sayılı İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi kararıyla geçiş yolu izin belgesi alındıktan sonra ise 1. Sınıf GSM başvurusu yapılmış ve 10 Ekim 2024 tarihinde 1 yıl süreyle deneme izni alınmıştır” diyerek ayrıntılandırılmış.
Yeri gelmişken okuyucularla paylaşayım.
İZTARIM eski Genel Müdürü Murat Onkardeşler’i tanımam.
Hayatımda hiç karşılaşmadım, hiç konuşmadım.
Birbirimizde telefon numaralarımız var, gerekirse Whatsapp üzerinden yazışıyoruz.
Cemil Tugay’ın resmen İzmir BŞB Başkanı seçilmesinden sonra İZTARIM’dan alınıp İZFAŞ’a Genel Müdür Yardımcısı olarak atanmıştı.
Bir süre sonra da oradan da ayrıldı, yani “işsiz” kaldı.
Onkardeş’in şimdilerde sosyal medyadan atıp tutmalarını görünce o dönemki yazışmamız aklıma geldi.
Özel yazışma olmadığı için sizlerin de bilmesinde sakınca yok.
16 Ağustos 2024’de gerçekleşen yazışmamız aynen şöyle:
“Günaydın Murat Bey. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve bağlı kuruluşlarındaki görevinizden Başkan Cemil Tugay’ın talimatı doğrultusunda alındığınız iddia ediliyor. Gerekçesini sormak için aradığınızda ise başkanın dönüş yapmadığı konusunda iddialar var. Bu konuda bir açıklama yapmak ister misiniz? Konuyu bir de sizin gözünüzden dinlemek isterim. Kolaylıklar dilerim.“
“Merhaba Serdar Bey. İlginize çok teşekkür ederim. 5 yıl büyük bir emekle hizmet verdiğim görevimden sizin de ifade ettiğiniz gibi Sayın Başkanımızın taktirleriyle el çektirildim. Elbette Başkanımız bir ekip kuruyor ve yakın çalışma arkadaşlarıyla bunu sürdürmesi kadar doğal bir durum yok. Ben İzmir Büyükşehir Belediyesi sürecimi bu vesileyle doldurmuş bulunuyorum. Tekrar teşekkür ederim…”
Yorum sizin…
Ama bu İZTARIM konusu daha çok su kaldıracak gibi.
Hadi bir son dakika sorusu daha sorayım.
Karakılçık buğdayı dediniz durdunuz.
Millet tarlasını ekti kapınızı çaldı, halkın parasıyla halkın depolarını doldurdunuz.
En son bin tondan fazla buğday bitlendi (kurtlandı) ve sembolik bir paraya satıldı mı?
Buradaki zarar depolama, işçilik, finans gideri vs hariç en az 12 milyon TL’yi geçti mi?
Sadece bu soruya yanıt verin “her fabrika bir kale mi yoksa sayenizde İzmir halkının her kuruşu çöpe mi atıldı” öğrenelim.
Soru çok, yalan çok, kandırmaca çok.
Hele hele Sayıştay ve iç denetim raporları bir çıksın, bakalım kimler adliyenin yolunu tutacak?





