İzmir 100. Yıl Anı Evi ya da bilinen adıyla Konak Yemişçizade Konağı.
İzmir BŞB Meclisi tarafından 9 Eylül 2024’de “oy çokluğu ile” 25 yıllığına “bedelsiz” olarak Konak Belediyesi’ne devredildi.
Bina ne olacak, kreş mi yapılacak tartışmalarına ilk itiraz Konak Belediyesi’nden geldi.
Kamuoyuna yapılan açıklama ile “Tarihe tanıklık eden bu değerli yapı, aslına uygun olarak kullanılmaya devam edecek ve fonksiyonunda hiçbir değişiklik yapılmayacaktır” denildi.
“Atatürk ve İzmir mi yoksa kreş mi? Tercih CHP’li başkanların” ve “PR yapın ama halkı kandırmadan” başlıklı yazılarda konunun detayını anlattım, dileyen okuyabilir.
Konak Belediyesi’nin ardından İzmir Büyükşehir Belediyesi de 100. Yıl Anı Evi ya da Yemişçizade Konağı ile ilgili açıklama yaptı.
Bu kez kamuoyuna değil bizzat bana…
Konak Belediyesi’nin açıklaması gibi İzmir BŞB’nin açıklamasını da aynen yayınlıyorum.
“Sayın Serdar ÖZTÜRK,
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 19 Eylül 2022 tarihinde açılan “Kurtuluşumuzun 100. Yılı Anı Evi” 09.09.2024 tarihli Meclis kararı gereği, mevcut durumunun korunmasını esas alan bir protokol ile Konak Belediyesi’ne devredilmiştir. Bu protokol çerçevesinde Konak Belediyesi protokolde belirtildiği şekilde ‘mevcut durumu koruyarak’ bölgenin ihtiyacı olan kamu hizmetlerinin sunumunda binadan istifade edebilecektir.
İzmirlilerin değerli bağışlarıyla oluşturulan Anı Evi’mizi devrederken her türlü sahiplik hakkı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde olmasına rağmen bağışçılarımız ile iletişime geçilmiş, Anı Evi’nin varlığını şu anki haliyle devam ettireceği, yalnızca sorumluluğunun Konak Belediyesi’ne devredildiği bilgisi verilmiş, bağışçılarımızın rızası sorulmuştur. Rıza gösteren bağışçılarımızın bağışlarının Anı Evi’nde sergilenmesine devam edilmektedir. Rıza göstermeyenlerin bağışları ise özenle teslim alınmış, asitsiz kağıtlar ile sarılmış bir şekilde, nem ısı kontrolü yapılan, yangına karşı özel sistemle korunan, kamera ile izlenen bir ortamda APİKAM’da muhafaza edilmektedir. Geçici sergileme amacıyla Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü’nden alınan 5 adet bayrak ve sancak ile Kurtuluş Savaşı Müzesi’nden (I. TBMM Binası-Ankara) alınan 10 adet obje de müzeye tutanaklarıyla teslim edilmiştir. Bu işlem yapılırken hem Anı Evi’nde kalan bağışların hem de APİKAM’da muhafaza edilen bağışların envanteri çıkarılmış ve tutanak altına alınmıştır.
APİKAM gözetimindeki malzemeler ise şunlardır: Nutuk (1 adet), Nutuk Muhteviyatına Ait Vesaik (1 adet), Türk Bayrağı (1 adet), Mandolin (1 adet), Pirinç Semaver (1 adet), Amerikan Schotr Marka Tabanca (1 adet), Kasatura (1 adet), Divit (1 adet), Gümüş Tepsi ve Kahve Takımı (1 adet) Saygılarımızla… Kent Arşivi ve Müzeler Şube Müdürlüğü.”
İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Arşivi ve Müzeler Şube Müdürlüğü’nün açıklamasını okudunuz.
Önce Konak Belediyesi’nin, ardından da İzmir BŞB’nin açıklamalarına sosyal medya üzerinde konu hakkında “bilgi sahibi olanların” yürüttüğü tartışmaları da eklersek tek ve yalın bir gerçek ortaya çıkıyor.
Yemişçizade Konağı olarak bilinen binada büyükşehir belediyesi tarafından hazırlanan İzmir’in Kurtuluşunun 100. Yıl Anı Evi ve onun içinde oluşturulan sergi de resmen olmasa da “fiilen” bitmiş ya da bir başka deyişle “dağıtılmıştır…”
Bu nedenle de Konak Belediyesi tarafından yapılan açıklamada belirtildiği gibi, “Millî Mücadele dönemi ruhunu yansıtan mevcut değerli eserlerle Anı Evimiz, ziyaretçilerini hafta içi her gün 08.30-17.30 saatleri arasında ağırlamaya devam etmektedir” sözü gerçeği yansıtmamaktadır.
Gelin bunun “nedenlerini” tek tek irdeleyelim.
Hem İzmir BŞB’nin hem de Konak Belediyesi’nin açıklamasının “ortak noktası” 100. Yıl Anı Evi için kullanılan objelerden bir bölümünün bağışçıları tarafından “geri alınmış” olmasıdır.
Birkaç tane diye belirtilen ancak kesin sayısı açıklanmayan “iadelere” bir de İzmir BŞB’nin bir bölüm eseri APİKAM’da “muhafaza altına almış” olmasını ekleyin.
Pek çok kişi (ben de dahil) önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırıyoruz.
Daha önceki yazımda “100. Yıl Anı Evi Sergisi Anı Mekanları” başlıklı iki sayfaya yakın bir metin paylaştım.

O metinde Yemişçizade Konağı’nda düzenlenen serginin girişte bulunan bahçe düzeni de dahil olmak üzere birinci odasından onuncu odasına, oturma odasından bayrak ve drama odasına kadar bütünlük içinde tasarlandığını görebilirsiniz.
Kimilerine göre basit görünen tasarım, başta Prof. Dr. Ayşen Savaş olmak üzere onlarca kişinin emeği, yaratıcılığı ve çabasıyla bir araya getirilmiştir.
Ayrıca bu tasarımın somut hale gelebilmesi için onlarca gün/saat çalışılmış ve uygulamasında da bir sürü emeğin yanında 21. yüzyıl teknolojisini içeren çeşitli malzemeler kullanılmıştır.
Nedir acaba bunlar?
Çoğumuzun belki ilk kez duyacağı kelimelerden bahsedeceğim.
Örneğin gölge enstalasyonu…
Örneğin, İzmir Yangını diyaroması…
Otuzu aşkın dijital ekran…
Kiosk…
Bayrak Odası olarak düzenlenen alanda tavana asılı Ay-yıldızlı dijital malzemenin yer aldığı barisol tavan…
Kumanda tablosu.
Bu karmaşık dijital materyallerin izleyenlere sunulmasını sağlayan bilgisayar yazılımı.
Bütün bu malzemelerin enerji aparatları…
Liste uzayıp gidiyor…
Daha iyi anlaşılabilmesi için yukarıdaki yabancısı olduğumuz terimlerin ne anlam ifade ettiğini gösteren ve Erol Şaşmaz tarafından çekilmiş fotoğraflardan bazılarını paylaşayım.

Gördüğünüz gibi, 100. Yıl Anı Evi’nde tasarımında var olan, gerçekleşmesinde ise ciddi bir emek ve maddi güç bulunan materyallerin bir bölümü bağışçılarına iade edilmiş, bir bölümü APİKAM’da koruma altına alınmış ama bir bölümünün ise ne olduğu belli bile değildir.
Ne İzmir BŞB ne de Konak Belediyesi’nin belli ki “haberi” yoktur.
Konak Belediyesi’nin haberi olmaması anlaşılır ama İzmir BŞB’nin milyonluk bu dijital materyalleri ne yaptığı ciddi bir “araştırma” konusudur.
Neden mi?
Sözünü ettiğim 100. Yıl Anı Evi’nin dijital materyallerini sıralarken “Kiosk” diye bir kelime yazdım.
Peki nedir bu Kiosk?
Kiosk, bilgi görüntüleyen veya bir hizmet sunan taşınabilir, kendi kendine yeten bir fiziksel varlıktır. Genellikle dokunmatik ekranlı kullanıcı dostu bir ara yüze sahiptir ve kullanıcıların sistemle sezgisel olarak etkileşim kurmasına olanak tanır.
Yukarıdaki tanımdan yola çıkarak 100. Yılı Anı Evi’nde bulunduğu “bilinen” kioskun hangi işleve sahip olduğu da tahmin etmek zor değil.
Ziyaretçilere “dijital ortamda” bilgi vermek ve yönlendirmek.
Hem İzmir BŞB’nin hem de Konak Belediyesi’nin açıklamalarında sözü edilen “objelerin” içinde böyle bir malzemeden söz edildiğini okudunuz mu?
Elbette hayır…
Neden?
Çünkü o Kiosk “materyali” de artık 100. Yıl Anı Evi’nde değil.
Peki nerede?
Sıkı durun ve aşağıdaki fotoğrafa iyi bakın.

Yetişkin bir kadının kontrolünde kız çocuğunun üzerine dokunduğu “fiziksel varlık”aradığımız 100. Yıl Anı Evi’nde olması gereken kiosktur.
Olması gereken/planlanan yerde değil, “Yanık Yurt” sergisindedir.
Peki ne işi var orada?
Ne bilen var ne de açıklayan.
Peki sadece Kiosk mu?
Elbette hayır.
Yukarıda isimlerini yazdığım gölge enstalasyonu, İzmir Yangını diyaroması, otuzu aşkın dijital ekran, Bayrak Odası olarak düzenlenen alanda tavana asılı Ay-yıldızlı dijital malzemenin yer aldığı barisol tavan, bu materyallerin kontrol edildiği kumanda tablosu, dijital materyallerin izleyenlere sunulmasını sağlayan “özel” bilgisayar yazılımı ve bu malzemelerin enerji aparatları.
Bunların hiçbiri artık Yemişçizade Konağı’ndaki 100. Yıl Anı Evi’nde değildir.
Peki nerededir?
Kiosku “tesadüfen” bulduk ama diğerlerinden haberimiz yok.
Yeni bir açıklama yapılırsa belki “haberdar” oluruz.
Asıl olarak İzmir BŞB, dolaylı olarak da Yemişçizade Konağı’nı 25 yıllığına “ücretsiz” kiralan Konak Belediyesi hala “Millî Mücadele dönemi ruhunu yansıtan mevcut değerli eserlerle Anı Evimiz, ziyaretçilerini hafta içi her gün 08.30-17.30 saatleri arasında ağırlamaya devam etmektedir” sözünü ısrarla yazmaya devam edecek midir?
Bence öncelikle “talan” edilen emek ve paranın hesabını “hangisi verecekse” vermelidir.
Sonra milyonluk bu malzemelerin “nerede” olduğu şeffaf biçimde kamuoyuna açıklanmalı, aynı zamanda “hangi mantık” ile serginin “tarumar” edildiği paylaşılmalıdır.
Çünkü onca emek ve para harcanan Yemişçizade Konağı 100. Yıl Anı Evi’nden geriye kalanlar kocaman bir “aldatmaca” haline dönüşmüştür.
Bundan sonra “sergilenmeye” devam edilecek ise de adı “100. Yıl Anı Evi’nden Geriye Kalanlar” ya da “Tarumar Edilen İzmir’in Kurtuluşu Sergisi’nden Kurtarabildiklerimiz” olarak değiştirilmelidir.
Son söz;
İzmir’in “en başarısız” belediye başkanı olarak andığım Tunç Soyer’in isteğiyle, aylarca çalışılarak hazırlanan “bilgi sahibi oldukça” zamanında gidip görmediğim sergi için üzgünüm.
O da benim “cehaletim” olsun.
Ama 100. Yıl Anı Evini ve onca para ve emeği “tarumar edenlerin”, siyasi rekabet için güzellikleri toz bulutuna çevirenlerin, selden kütük kapmaya çalışıp ısrarla yaptıkları yanlışı savunanların “cehaletini” ise sizlere bırakıyorum.
Meğerse “kaybolan” turpun büyüğü hakikaten heybedeymiş.





