Kırklı yaşların üzerinde olanlar başlıktaki sloganı iyi anımsarlar.
Tarih: 4 Ocak 1991.
Zonguldak’taki Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) işyerlerinde örgütlü olan Türk-İş’e bağlı Genel Maden İşçileri Sendikası ile işveren arasında sürdürülen “toplu sözleşme” görüşmeleri uyuşmazlıkla sonuçlanmıştı.
Maden işçileri, (o günün parası ile) 2,5 milyon lira maaş ve 85 bin lira yevmiye istiyordu.
Yıldırım Akbulut başkanlığındaki “ANAP hükümeti” ise, 1,2 milyon lira maaş ve 64 bin lira yevmiye teklifinden geri adım atmıyordu.
Akbulut başbakanlığındaki ANAP hükümeti, “kamu açıklarını kapatma” gerekçesiyle maden ocaklarını özelleştirmeyi planlıyordu.
Bu yüzden de “toplu sözleşmelerde” de işçi ücretlerinin kısıtlı tutulması kararlaştırılmıştı.
ANAP kurucu Genel Başkanı, Başbakanı ve dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, “Zonguldak kömür havzasında işçiye verilen ücret, sattığınız kömürün bedelini karşılamıyor. Yüzde 60 zam verdiğiniz zaman zarar 1 trilyonun üstüne çıkar. Haddinden fazla para” verirseniz enflasyonu azdırırsınız” diyordu.
Sonuçta anlaşma sağlanamadı, sendika “grev” kararı aldı.
100 bin maden işçisi greve başladı.
Grevin 35. gününde, sendika, işçiler ve hükümet arasında anlaşmaya yönelik hiçbir adım atılamayınca “büyük yürüyüş” gündeme geldi.
Önce 70 bin kişi toplandı ve 4 Ocak günü Ankara’ya doğru yürümeye başladı.
İşçilerle birlikte eş ve çocukları da kalabalığa eklendi.
Yürüyüş bir anda 150 bin kişiye ulaşmıştı.
İşte o yürüyüş sırasında yollarda “Çankaya’nın şişmanı, işçi düşmanı” sloganı ortaya çıktı.
Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkan Şemsi Denizer, 8 Ocak’ta Ankara’daki görüşmelerde “orta yol” bulunduğunu ve greve son verdiklerini açıkladı.
İşçiler tamı tamına “112 kilometre” yürümüştü.
İktidarın imdadına Irak-Amerika krizi yetişti ve tüm grevler “60 gün süreyle” ertelendi.
Sonradan bir “cinayete kurban giden” sendika başkanı Şemsi Denizer ve Zonguldak maden işçileri Türkiye emekçi mücadelesinde tarih yazdılar.
Dokuz ay sonra yapılan genel seçimlerde ANAP iktidarı kaybetti ve yerini Süleyman Demirel-Erdal İnönü başkanlığında DYP-SHP koalisyon hükümeti kuruldu.
CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesinde geçtiğimiz günlerde “eşit işe eşit ücret” sloganı ile başlayan grev bitti, toplu sözleşme imzalandı ama sular durulmadı.
Bu kez de “toplu işten çıkarma” süreci başladı.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, “Bin 30 civarında çalışanla yollarımızı ayırmak için resmi prosedürü yerine getirmiş bulunuyoruz” dedi.
İşten çıkarmaya gerekçe olarak kendisinden önce imzalanan toplu iş sözleşmesini gösteren Tugay, “Sendika belli çalışanların yüksek maaş ücret almalarını devam etmelerini sağlamak için bir grup çalışanını feda ediyor” dedi.
Fark ettiniz mi bilmiyorum, 90’lı yılların başında Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın “emekçilere” olan tavrı ile İzBŞB Başkanı Cemil Tugay’ın takındığı tavır nasıl da birbirine benziyor.
Oysa biri “liberal” diğeri ise “sosyal demokrat” olmakla övünüyor.
Demek ki iş “emeğe karşı” tavır almaya gelince “koalisyon” kurulabiliyormuş.
İzmir BŞB Başkanı Cemil Tugay’ın göreve geldikten sonra belediyedeki “emekçi” sayısını 37 bin 700’den 34 bin 200’e düşürmekle övünmesi ise ayrı bir çelişki.
Tugay “tasarruf” dediği şeyin 3 bin 500 ailenin daha sofradan ekmeğinin kesilmesi olduğunu ya anlamıyor ya da anlıyor ama “bilerek” yapıyor.
Tartışılan bir başka konu ise “sendika yöneticilerinin yakınları” bahanesi.
Sık sık “adalet” isteyen CHP’li bir belediye başkanının insanların “yakınları üzerinden tasfiye yapacağını” söylemesi nasıl bir sosyal demokratlıktır?
Eğer ortada bir “usulsüzlük varsa” bu “emekçilerin” değil, belediye yetkilileri ile “sendika ağalarının” kendi aralarında kurduğu “rant” düzenidir.
Herkes biliyor ki yirmi yıldan fazladır CHP’li başkanlar tarafından yönetilen İzmir’de o “rantın sahipleri” aynı zamanda CHP içindeki “delege ağalığı sisteminin” de parçalarıdır.
Peki İzmir BŞB Başkanı Cemil Tugay bu tavrı “birdenbire” mi ortaya çıktı yoksa bütün bu olanlar İzmir siyasetini, özellikle de CHP siyasetini yeniden “dizayn etme” çabası mı?
Bunu anlamak için geçmişe gitmemiz ve şimdinin İzmir BŞB Başkanı, geçtiğimiz dönemin ise Karşıyaka Belediye Başkanı olan Tugay’ın “defterini” açmamız gerekiyor.
“Nereden nereye geldik” diyeceğiniz örneklerle durumu özetlemeye çalışayım.
Asıl adı Kent Karşıyaka Sosyal Tesis İşletmeleri Sanayi ve Ticaret AŞ.
Kısa adı ile de KENT AŞ.
Şirketin yüzde 96 oranındaki hissesi Karşıyaka Belediyesi’ne, yüzde 4 oranındaki hissesi ise Egeşehir Yapı Planlama Müşavirlik Teknoloji AŞ’ye ait.
KENT AŞ’nin 31 Aralık 2023’de yüzde 20 hissesine sahip bulunduğu bir de Kuzey İzmir Teknoloji Geliştirme Merkezi ve Girişimcilik Hizmetleri AŞ adında iştiraki var.
KENT AŞ’nin kuruluş amacı sosyal tesis, restoran, kafeterya ve market işletmeciliği yapmak.
Cemil Tugay’ın Karşıyaka Belediye Başkanı olarak görev yaptığı 2019-2024 yılları arasında devletin “denetleme” görevini yapan Sayıştay’ın hazırladığı raporlar var.
Bunların sonuncusu da 2023 yılına ait işlemlerin incelendiği ve 2024 yılı Kasım ayında yayınlanan “denetim” raporudur.
Peki Sayıştay Tugay’ın yönettiği Karşıyaka Belediyesi KENT AŞ’de ne “eksiklik/yanlışlık” bulmuştur acaba?
Sayıştay raporuna göre; Cemil Tugay’ın başkanlığı öncesinde KENT AŞ’nin 2014 yılı net zararı 4 milyon 266 bin 334 liradır.
KENT AŞ 2015’de 6 milyon 749 bin, 2016’da 4 milyon 613 bin, 2017’de 9 milyon 983 bin, 2018’de ise 18 milyon 551 bin lira net zarar etmiştir.
Cemil Tugay’ın Karşıyaka Belediye Başkanı seçilmesinden sonra KENT AŞ’nin “zararı” azalmış mıdır, artmış mıdır?
Sayıştay raporuna göre Kent AŞ’nin Cemil Tugay’ın belediye başkanı olduğu 2019’da net zararı 13 milyon 364 bin, 2020’de 31 milyon 789 bin, 2021’de 53 milyon 937 bin, 2022’de 64 milyon 471 bin ve son denetimin yapıldığı 2023’de net zararı 124 milyon 551 bin liradır.
Yani Cemil Tugay Karşıyaka Belediye Başkanı seçildiğinde 13 milyon olan KENT AŞ borcunu azaltamamış aksine 124 milyon liraya çıkarmıştır.
KENT AŞ’nin 2023 yılında geçmiş yıllardan gelenlerle birlikte toplam borcu tamı tamına 700 milyon 743 bin 76 lira 91 kuruştur.
Yani şirket sermayesi ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisini ettiği “zarar” nedeniyle kaybetmiş durumdadır.
Belediye değil de vatandaş şirketi olsa idi hukukta bunun adına “iflas” denirdi.
İzmir BŞB Başkanı seçildikten sonra adım adım “emekçi düşmanı” kesilen Karşıyaka’nın “eski” belediye başkanı Cemil Tugay’ın tavrının “neden” değiştiğine bir örnek KENT AŞ’nin yüz milyonları bulan zararının “ayrıntılarında” gizli aslında.
2023 yılı Sayıştay raporuna göre; Karşıyaka Belediyesi Kent AŞ’nin borçlarının 45 milyon lirası ticari borçlar, 5 milyon lirası ortaklara borçları ve 20 milyon lirası da kısa vadeli gider tahakkukları.
Raporun hazırlandığı tarihte KENT AŞ’nin çalışan “emekçi” sayısı 953.
Oysa KENT AŞ’nin aynı tarihlerde sendikaya (aidat) borcu 9 milyon liranın üzerinde.
Yani ortaklarına olan borcundan fazla.
Turpun büyüğü ise heybede.
KENT AŞ’nin aynı dönemde vergi borcu 109 milyon, sosyal güvenlik borcu ise 219 milyon lira.
Sadece “devlete olan borcunun toplamı” 328 milyon lira.
Tüm borçlarının “toplamı” ise 408 milyon 926 bin lira…
Bunca borç içindeki KENT AŞ’nin Karşıyaka Belediyesi’nin bir başka şirketi olan KORDELİON AŞ’ye toplamda 14 milyon liranın üzerinde “vade ve faiz oranı” belirtilmeden “borç” verilmiş olması da işin cabası.
Elbette bu kadar değil.
Yine Karşıyaka Belediyesi’ne ait düğün salonu, satış ofisi ve dükkânın belediye meclisince KENT AŞ’ye 10 yıllığına ayni sermaye olarak konulması kararı bazı “eksiklikler” nedeniyle Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından “kabul edilmemesine rağmen” kullandırılması ve “belediyenin zarara uğratıldığı” da Sayıştay raporunda belirtilen konular arasında.
Sayıştay raporuna başlamışken bir de “emekçilerin” durumuna bakalım isterseniz.
Aynı rapora göre 953 çalışanı bulunan KENT AŞ’nin nasıl olmuş ise 324 “emekçisini” şirket yerine “belediyede” çalıştırılmış.
Hizmet alım sözleşmesi yapılmadan “emekçilerin” sosyal hakları dahil 91 milyon 257 bin liralık işveren maliyeti de KENT AŞ’ye yüklenmiş.
Zaten SGK ve vergi borçları dünyaları aşmış bulunan KENT AŞ böylece “batık şirket” statüsüne bile bile sokulmuş.
Buraya bir not ekleyeyim.
Geçmişte özellikle de SGK borcu olanlar devlet tarafından sıkı takip edilir ve bir biçimde “tahsil” edilirdi.
Emeklilik süreniz dolmuş ise, SGK ödenmeyen primlerinizi “varmış” gibi hesaplayarak emekçinin zarar görmesine engel olunurdu.
AKP iktidarında bu uygulama değişti.
Emeklilik sürenizi tamamlamış olsanız bile eğer arada “ödenmemiş” günleriniz varsa artık onlar sayılmıyor.
Yani “işverenin hatası” aynı zamanda emekçiye de yükleniyor.
Biz Sayıştay Raporu üzerinden KENT AŞ’ye devam edelim.
Sayıştay’ın “dikkat çektiği” bir başka eksiklik ise “indirimli tarife” uygulaması.
Daha önce kime/kimlere “indirim” uygulanacağına Bakanlar Kurulu karar verirken 2018’den sonra bu yetkinin cumhurbaşkanına geçmesine rağmen Cemil Tugay’ın KENT AŞ’si kendi kendine “bazılarına indirim yapmaya” karar vermiş.
Örneğin bazı kişilere (kim olduğu bilinmiyor ama muhtemelen başkana yakın isimler) yüzde 50, belediye meclis ve KENT AŞ yönetim kurulu üyelerine yüzde yirmi ve EBSO (Ege Bölgesi Sanayi Odası) ile belediye çalışanlarına yüzde 10 indirim uygulandığı tespit edilmiş.
Hadi belediye çalışanları, meclis üyelerini anladık da (aslında anlamadık) EBSO üyelerine niye yüzde 20 indirim yapılır onu anlamadık.
Adı üzerinde sanayi odası.
Üyeleri “kalantor” tipler.
Halkın parası ile kurulan şirketten bile “zenginlere ayrıcalık” yapılması sosyal demokrat belediyeciliğin neresinde yazıyor onu da siz karar verin artık.
Emekçilerin yıllık izinlerinin kullandırılmaması, yasanın zorunlu kıldığından çok daha fazla “mesai” yaptırılması gibi uzayıp giden Sayıştay uzmanların tespitleri.
Teknik olarak “iflas” ettirilen KENT AŞ aslında yıllardır koltukta oturan CHP’li başkanların ve de son olarak şimdinin İzBŞB Başkanı Cemil Tugay’ın eseri.
İzmir BŞB’de “emekçi kıyımı” yapan Tugay’ın bunu “sendikalara ve geçmiş yönetimlere” bağlarken içine düştüğü durum maalesef bu.
Arkasına bile bakmadan dönüp gittiği Karşıyaka KENT AŞ’de sonrasında ne oldu dersiniz?
Ağustos 2024’de (yerel seçimlerden 5 ay sonra) ücretlerini alamadıkları için “eylem yapan” emekçilerden 93’ü “tazminatsız” işten çıkarıldı.
O emekçiler arasında yer alan K.A isimli KENT AŞ. çalışanı ise işten çıkarılmasının ardından “intihar” girişiminde bulundu.
Turgut Özal’ın 24 Ocak kararlarını “uygulayabilmek” için 12 Eylül’de “darbe yapılan” Türkiye’de emekçiler hem darbecileri hem de darbenin “has adamı” Turgut Özal’ı önce “Çankaya’nın şişmanı” diyerek dize getirdiler, ardından da partisiyle birlikte tarihin “çöplüğüne” gönderdiler.
Bu da gösteriyor ki, yan yana, omuz omuza duran emekçinin önünde “kimse” duramaz.
Çankaya’nın şişmanı duramadığına göre bizimki hiç duramaz…





