Sonuçlar, muhalefetin tutuklamayla açığa çıkan enerjiyi siyasi süreçlere ve söylemlere ne kadar etkili bir şekilde kanalize edebileceğine bağlı olacaktır. Galip Dalay, 1920’de Londra’da kurulan, uluslararası ilişkiler konusunda faaliyet gösteren bağımsız düşünce ve araştırma kuruluşu Chatham House için yazdı Ayşen Tekşen çevirdi.
19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma suçlamalarıyla gözaltına alındı. İki gün sonra da tutuklandı. Bu tarihler önemli çünkü Türkiye’nin ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 2028’de yapılacak seçimler için cumhurbaşkanı adayını 23 Mart tarihinde ön seçimle belirleyecekti. İmamoğlu tek adaydı. Bu bağlam, kamuoyunun geniş bir kesimi tarafından söz konusu tutuklamanın, yolsuzluğun üzerine gitmekten ziyade zorlu bir cumhurbaşkanlığı rakibini ortadan kaldırma arzusu olarak görülmesine neden oldu.
İmamoğlu’nun tutuklanmasından bu yana Türkiye, giderek hızını kaybeden ülke çapında protestolara sahne oldu. Bu olaylar muhalefeti moral ve siyaset anlamında güçlendi. Ve şu anda CHP siyasi bir ivme yakalamış durumda.
Ancak seçimlere üç yıl varken bu ivmeyi korumak zorlu bir mücadele olacak.
Türk siyasetinin bu yeni evresinde yönünü belirlerken, muhalefetin tutuklamaların açığa çıkardığı enerjiyi siyasi süreçlere ve söylemlere ne kadar etkin bir şekilde kanalize edebileceği büyük önem taşıyor.
Bu noktada üç konu olağanüstü önemlidir: cumhurbaşkanı adayı sorununun nasıl ele alınacağı; CHP’nin ve adayının geleneksel toplumsal tabanlarının ötesine hitap edebilmesinin nasıl sağlanacağı ve kimlik siyasetinden kaçınarak yönetişim ve politika konularına nasıl odaklanılacağı.
Aday
Türkiye’de muhalefet uzun bir süre boyunca seçimlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘a meydan okuyacak uygun bir adaya sahip olmamanın sıkıntısını çekti. CHP’nin daha önceki liderleri Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu karizma ve kişisel çekicilikten yoksun olsalar da, muhalefet Kılıçdaroğlu’nun ortak aday olduğu 2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda oyların yaklaşık yüzde 48’ini aldı.
Bununla birlikte, 2019 ve 2024 yerel seçimlerinde muhalefetin kazandığı zaferlerin ardından durum değişti. İstanbul ve Ankara belediye başkanları, sırasıyla Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş, ülke çapında çekiciliğe sahip popüler siyasi figürler olarak ortaya çıktılar. Özellikle İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra CHP’nin mevcut Genel Başkanı Özgür Özel de aynı şekilde popülerlik kazandı. CHP’nin son dönemdeki ikilemi, uygun bir alternatifin olmamasından ziyade, birden fazla potansiyel adayın varlığını nasıl yöneteceği ve muhalefet içi rekabetin ortaya çıkmasını nasıl önleyeceğidir.
Bununla birlikte, CHP’nin genel başkanı olmamasına rağmen, İmamoğlu etkin bir muhalefet lideri olarak hareket etmiştir. Tutuklanmadan önce muhalefetin cumhurbaşkanı adayı olarak onun tercih edileceği neredeyse kesinleşmişti. Nitekim, İmamoğlu’nun tutukluluğuna rağmen, CHP kendi iç seçimlerinin ardından onu cumhurbaşkanı adayı ilan etti.
Ancak tutuklanması ve Türkiye’de cumhurbaşkanı olabilmek için gerekli olan üniversite diplomasının iptal edilmesiyle İmamoğlu’nun adaylığı engellenebilir. O zaman, CHP adayının kim olacağı sorusu yeniden gündeme gelecektir. Ve eğer iyi yönetilmezse, yeni bir aday üzerinde uzlaşma çabaları muhalefet içinde rekabete ve hatta bölünmeye yol açabilir.
Bu aşamada, yeni adayın CHP lideri Özel olması daha muhtemeldir. Tutuklamadan bu yana sergilediği siyasi performans çok güçlüydü, Dahası, partinin 6 Nisan’da gerçekleştirilen olağanüstü kongresinde gücünü pekiştirdi.
Bir bakıma, İmamoğlu muhalefetin toplumsal tabanının liderine dönüşürken, Özel de siyasi lideri olarak öne çıkıyor. Yavaş’ın da aday olma ihtimali var, ancak şansı daha düşük. Bununla birlikte, kamuoyu yoklamalarındaki popülaritesi göz önüne alındığında, Yavaş’ın eylemleri muhalefetin seçim beklentileri açısından son derece önemli olabilir.
Tabanın ötesi
Seçimlerde başarılı olmak için CHP’nin ve onun cumhurbaşkanı adayının, partinin geleneksel oy tabanının ötesine hitap etmesi gerekiyor. Uzun bir süre boyunca CHP’nin oy oranı yüzde 20 ila 25 arasında seyretti. Kürtler ve muhafazakârlar gibi toplumsal gruplardan oy almakta zorlandı. Hükümet açısından bu durum, iktidarını gerçek anlamda tehdit edemeyen butik bir muhalefetin varlığı anlamına geliyordu.
Ancak son yıllarda durum değişti. CHP’nin eski genel başkanı Kılıçdaroğlu, Kürtlere ve muhafazakarlara ulaşmaya odaklanarak partinin toplumsal tabanını genişletme çabalarına öncülük etti.
Geleneksel CHP arka planından gelmeyen İmamoğlu ve Yavaş bu politikayı temsil ediyordu. Yavaş milliyetçileri ve bazı muhafazakarları, İmamoğlu ise Kürtleri ve şehirli muhafazakarların bir kesimi cezbedebilirdi. İmamoğlu’nun hapse girmesiyle birlikte muhalefetin tabanın ötesine ulaşma sürecini etkili bir şekilde sürdürüp sürdüremeyeceği merak konusu.
Muhtemelen en yakın tarihli sınav, CHP’nin sürmekte olan Kürt barış sürecine yaklaşımı olacaktır. Hem CHP hem de Kürt yanlısı DEM Partisi Türkiye muhalefet bloğunun birer parçası. 2019 ve 2024’de yerel seçimler sırasında İstanbul da dahil olmak üzere pek çok yerde işbirliği yaptılar. DEM 2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kılıçdaroğlu’nu da destekledi.
CHP, İmamoğlu’nun tutuklanması karşısında DEM’den dayanışma bekliyor. Buna karşılık DEM de 1984’ten beri Türkiye’de silahlı isyan yürüten Kürdistan İşçi Partisinin (PKK) tasfiye aşamasında Kürt barış süreci konusunda destek bekliyor. Süreci ileriye taşımak için gerekli olan parlamenter ve yasal düzenlemelerin hayata geçmesinde CHP’nin desteği büyük önem taşıyacaktır.
Taraflardan birinin diğerinin beklentilerini karşılayamaması aralarını açabilir. Ancak Kürt barış sürecini desteklemek tüm muhalefet blokunun çıkarına olacaktır: zira bu sürecin başarıya ulaşması, Türkiye’deki demokratik gerilemenin yapısal dayanaklarından birini ortadan kaldıracaktır. Kürt meselesi ve bunun silahlı tezahürleri, Türk siyasetini güvenlik eksenine oturtmak ve hak ve özgürlükleri çiğnemek isteyen her hükümetin işini kolaylaştırmaktadır.
Kimlik siyasetinden kaçınmak
Muhalefetin önündeki son zorluk ise yönetişim ve politika konularına odaklanmak ve kimlik siyasetinden kaçınmak olacaktır. 2010’dan önceki Baykal döneminde, CHP laik ve muhafazakâr kimlik ayrımları üzerinden kültür savaşlarına girmeye çok hevesliydi.
Nüfusun çoğunluğunun genel olarak muhafazakâr ve merkez sağ çizgide yer almasıyla, ülkenin demografik yapısı göz önüne alındığında, bu yarışın galibi başından belliydi. Erdoğan’ın 2002’den bu yana kazandığı seçim zaferleri de bunu kanıtlar.
Kılıçdaroğlu akıllıca bir kararla, laik-muhafazakâr ayrımı üzerinden kimlik siyaseti yapmaktan kaçındı. İstanbul ve Ankara’da yerel seçimlerin kazanılmasının ardından, mücadelenin odağı yönetişim meselelerine kaydı. Bu da muhalefetin toplumun daha geniş bir kesimine hitap etmesini kolaylaştırdı. Kimlik siyaseti yerine daha iyi yönetişim vaadi, muhalefetin gelecek için en iyi kozu olmaya devam ediyor.
Özetle, muhalefet siyasi bir ivme ve önemli bir moral kazanım elde etti. Ancak İmamoğlu’nun tutuklanmasının siyaset ve seçimler bağlamındaki sonuçları, muhalefetin önümüzdeki yıllarda bu üç temel meseleyi nasıl ele alacağına bağlı olacaktır. Her halükârda, İmamoğlu’nun tutuklanmasının önümüzdeki yıllarda muhalefet siyaseti üzerinde şekillendirici bir etkisi olacaktır.

Galip Dalay kimdir? Almanya Dış Politika ve Güvenlik Enstitüsü, Robert Bosch Akademisi, Chatham House ve Brookings Enstitüsü Doha merkezinde araştırmacı olarak çalışıyor. Türkiye dış politikası, Ortadoğu ve Avrupa’yı çalışan Dalay, uluslarası düzenin değişen içeriği ve global tarih konularına yoğunlaşıyor. Lisansını İstanbul Üniversitesi, yüksek lisansını London School of Economics’te tamamlayan Dalay, doktora çalışmalarını Oxford Üniversitesi Tarih bölümünde sürdürüyor. Dalay’ın yazıları Foreign Affairs, Foreign Policy, Project & Syndicate, Newsweek, Le Monde, El Cezire, Middle East Eye ve benzeri mecralarda yayınlanıyor. Perspektif ve Karar Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapıyor
Haberin videosunu A3Haber’in YOUTUBE kanalından izleyebilirsiniz…





