Türkiye için büyük bir yenilgi olarak, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyesi de olan üç Orta Asya cumhuriyeti, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan Ankara’nın TDT’yi Kuzey Kıbrıs’ın tanınması için bir araç olarak kullanma çabalarını etkili bir şekilde sonlandırarak, Kıbrıs’ın egemenliğini desteklediklerini açıkladılar. Deneyimli gazeteci Sumit Ahlawat, The Euroasia Times gazetesinde yazdı, Ayşen Tekşen çevirdi.
4 Nisan’da Semerkant’ta düzenlenen Avrupa Birliği-Orta Asya zirvesinin ardından ortak bir bildiri yayınlayan üç Orta Asya devleti, Türkiye’nin 1983’te tek taraflı “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”(KKTC) ilanını kınayan ve BM üyelerini bunu tanımamaya çağıran 541 (1983) ve 550 (1984) sayılı BM Güvenlik Konseyi kararlarını açıkça onayladı.
Bildiri şu şekildedir: “BM Güvenlik Konseyi’nin ilgili 541 (1983) ve 550 (1984) sayılı kararlarına olan güçlü bağlılığımızı bir kez daha teyit ettik. Bölgesel işbirliği çerçevelerine katılımın, AB-Orta Asya ilişkilerinin geliştirilmesi için elzem olan bu uluslararası ilkelere tam olarak saygı göstermesi gerektiğini vurguladık.”
BM Güvenlik Konseyi 18 Kasım 1983 tarihinde 541 sayılı kararı kabul etmiştir. Kararda tüm devletlere “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne ve bağlantısızlığına saygı göstermeleri” ve Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti dışında adadaki hiçbir hükümeti tanımamaları çağrısında bulunulmuştur.
11 Mayıs 1984’de kabul edilen 550 sayılı karar, Kıbrıs’ın Türk işgali altındaki kesiminde gayrı meşru ayrılıkçı faaliyetleri kınamış ve diğer üye devletleri yasadışı kuzey oluşumunu tanımamaya çağırmıştır.
Dahası, birkaç gün sonra Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan Kıbrıs Cumhuriyetine büyükelçi atayarak diplomatik olarak tanınmasını sağladılar.
Üç Orta Asya devletinin bu ani ve beklenmedik jeopolitik zemin değişikliği, Türkiye’nin bu devletlerin “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini” (KKTC) tanımaları için iki yıldır sürdürdüğü çabaların sonuna işaret ediyor.
Kazakistan ve Özbekistan, Türkiye, Azerbaycan ve Kırgızistan ile birlikte Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) üyesi olup, Macaristan, Türkmenistan ve Kıbrıs’ın tanınmayan kuzeyi ise gözlemci statüsüne sahiptir.
Orta Asya Jeopolitiğinde Tektonik Değişimler
Orta Asya ülkelerinin çoğunun Türkiye ile derin dilsel, etnik ve kültürel bağları vardır. Yüzyıllardır, bu ülkeler eski Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası olup İstanbul ile yakın ilişki içindeydiler.
19. yüzyılda İmparatorluk Rusya’sı Orta Asya’da güneye doğru genişledikçe bu ülkeler yavaş yavaş Çarlık Rusya’sının etkisine girdi. Birinci Dünya Savaşında Türkiye’nin yenilgiye uğramasının, Osmanlı İmparatorluğunun son bulmasının ve 1917’de Rusya’daki Bolşevik devriminin ardından Sovyetler Birliği’ne katıldılar.
Ancak, 1991’de Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra, Birliğe dahil olan bu özerk cumhuriyetler bağımsızlıklarını ilan ettiler.
Bu geçmiş nedeniyle, Rusya ve Türkiye’nin bölgede güçlü bir etkisi vardır. 21. yüzyılda Çin bölgenin yeni oyuncusu olarak ortaya çıktı. Çin’in çıkarları çok yönlüydü. Pekin, bölgenin olağanüstü doğal kaynaklarını kendi sanayisi için kullanmak ve Orta Asya’nın geniş hidrokarbon potansiyelinden faydalanarak sürekli artan enerji ihtiyacını karşılamak istiyordu.
Pekin, Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) adlı iddialı projesini güçlendirmek için bu ülkelerin Asya ve Avrupa arasında kavşaklarda yer alan jeostratejik konumundan da yararlanmak istiyordu. Orta Asya, Çin’in 1,75 trilyon dolarlık Kuşak ve Yol Girişimin başarısı için kilit bir bölge.
Türkiye, Rusya ve Çin, Orta Asya’daki diplomatik nüfuzlarını arttırmak için çok taraflı platformlar da kurdular.
Rusya, 1991 yılında Orta Asya ülkeleri Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ın da aralarında bulunduğu 12 eski Sovyet Cumhuriyetinden oluşan Bağımsız Devletler Topluluğu’nu (BDT) kurdu.
Çin, 2001 yılında Rusya ve Orta Asya ülkeleri Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan ile birlikte Şanghay İşbirliği Örgütü’nü (ŞİÖ) oluşturdu ve örgütün şu anda 10 üyesi bulunmakta.
Türkiye, Türkçe konuşan ülkeler arasında işbirliğini teşvik etmek amacıyla 2009 yılında Türk Devletleri Teşkilatını kurdu. Örgüt beş üye ülkeden oluşmaktadır: Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye ve Özbekistan. Türkmenistan, Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ise gözlemci statüsü verilmiştir.
AB ise Orta Asya jeopolitiğinde nispeten yeni bir oyuncudur. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ve ABD başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün ardından AB, Rusya ve Çin’in bölgede artan nüfuzuna karşı koymak ve ABD’nin Avrupa’dan stratejik olarak çekilmesine uyum sağlamak için bağımsız bir dış politika oluşturmaya çalışıyor.
Bu ayın başlarında gerçekleştirilen AB-Orta Asya zirvesi bu doğrultuda ilk önemli adımdı. Zirvede AB, Orta Asya altyapısına 12 milyar Avro (13,6 milyar ABD Doları) yatırım taahhüdünde bulundu.
Hepsi de TDT üyesi olan Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ın Kıbrıs’ın egemenliğini destekleme kararı AB için önemli bir diplomatik zafer ve Türkiye için önemli bir yenilgidir.
Erdoğan’ın Pan-Türkçülüğü İçin Yenilgi
Bu üç ülkenin hamlesi, TDT’na hatırı sayılır zaman ve enerji harcayan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için kişisel bir yenilgi olarak da yorumlanıyor.
Erdoğan, Türkiye’nin bu Orta Asya ülkeleriyle olan dilsel ve etnik bağlarını, Türkiye’yi ve kendisini dünyadaki tüm Türkçe konuşan ülkelerin tek sözcüsü olarak sunma amacıyla kullanmayı umuyordu. Ankara ayrıca TDT’nı KKTC’nin diplomatik olarak tanınması davasında da kullanmayı planlıyordu.
Bu amaçla, 2022 yılında KKTC’ye sadece egemen, bağımsız devletlere tanınan bir ayrıcalık olan TDT’de gözlemci statüsü verildi
Kasım 2022’de KKTC’ne gözlemci statüsü verildiğinde, o zaman TDT’nin genel sekreteri olan Kubanychbek Omuraliev’in bunun “dünyaya bir mesaj” olduğunu söylemiş olması kayda değerdir.
Şimdi, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ın Kıbrıs’ın egemenliğini desteklediklerini açıklamalarıyla birlikte, Türkiye’nin TDT’yi KKTC’nin uluslararası alanda tanınması için bir araç olarak kullanma doğrultusunda iki yıllık çabası da sona ermiş oldu.
Türk medyası Erdoğan’ı Topa Tutuyor
Tahmin edileceği gibi, bu hamle Türk medyasında büyük bir başarısızlık olarak tanımlandı. Cumhuriyet Gazetesi “KKTC’yi 12 milyar avroya sattılar” manşetini atarak, Orta Asya devletlerinin Kıbrıs’ı tanımasının AB ile 12 milyar avro yatırım vaat eden takas anlaşmasının bir parçası olduğunu ima etti. Gazete bu devletleri Türkiye ve Kıbrıs Türk topluluğuna ihanetle suçladı.
Bir diğer medya kuruluşu olan Birgün, bu gelişmeyi “iki günde çifte fiyasko” olarak nitelendirerek, İsrail’in bir Türk üssüne düzenlediği saldırının cevapsız kaldığı Suriye’deki eş zamanlı askeri başarısızlıkla ilişkilendirdi.
Şimdilik, KKTC’ni tam olarak destekleyen sadece iki TDT üyesi kaldı: Türkiye ve Azerbaycan. Ancak, Türkiye’nin “Mavi Vatan” doktrininin mimarı Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz Twitter’da Ankara acil adımlar atmazsa, Azerbaycan’ın da aynı şeyi yapabileceği ve bunun da bölgede “Türk diplomasisinin tam bir başarısızlığı” anlamına geleceği uyarısında bulundu.

Sumit Ahlawat kimdir? Ahlawat haber medyasında on yılı aşkın bir deneyime sahiptir. Press Trust of India, Times Now, Zee News, Economic Times ve Microsoft News ile çalışmıştır. İngiltere’deki Sheffield Üniversitesi’nden Uluslararası Medya ve Modern Tarih alanında yüksek lisans derecesine sahiptir.
Bu haberin videosunu A3Haber’in YOUTUBE kanalından izleyebilirsiniz.





