İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu‘nun ABD Başkanı Donald Trump ile ikinci görüşmesi ardından The Jerusalem Post analisti Seth J. Frantzman Türkiye’nin pozisyonu üzerine bir yazı kaleme aldı.
Türkiye, Suriye’de İsrail ile yaşanan gerilimi önemsizleştiriyor gibi görünüyor. İsrail’in Palmira yakınlarındaki T-4 Hava Üssü (Tiyas Hava Üssü olarak da biliniyor) gibi bölgelere yönelik saldırılarını arttırdığı bir dönemde İsrail medyası açıkça bunun Ankara’ya bir mesaj olduğunu belirtti.
Ankara genellikle daha kavgacı, bağırıp çağırmaya ve tehdit etmeye meyillidir. Geçmişte İsrail’i Nazi Almanya’sına benzeten Türkiye’nin öfkeli Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan neden Suriye’ye yönelik tehditlerde bulunmadı?
Bunun birkaç cevabı var. İlki en bariz olanı. Ankara, ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle olumlu ilişkiler kurmak istiyor. Yönetimin İsrail yanlısı olduğunu biliyor. İsrail’in Beyaz Saray’da başka herhangi bir ülkeye verilen desteğin ötesinde bir desteğe sahip olduğunun farkında.
Örneğin Trump yönetimi, Amerika’nın Kanada gibi geleneksel ve tarihi müttefiklerine meydan okumaya, hem dostlarına hem de düşmanlarına gümrük vergisi uygulamaya istekli olsa da İsrail’e derin bir destek veriyor.
Bu her zaman böyle olmayabilir ama şimdi böyle. Bu da İsrail’in Türkiye’den daha fazla Amerikan yönetiminin kilit üyelerine ulaşma şansı olduğu anlamına geliyor. Ankara bunu biliyor ve muhtemelen en azından şimdilik gemiyi sallamamayı tercih ediyor.
Türkiye’nin Trump’ın ilk döneminde Amerika ile yakın bağları vardı. Bu ilişkilerin devam etmesini bekliyor. Ancak yönetimi kızdırmamak için dikkatli olması gerektiğini de kabul ediyor. Ankara özellikle ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile temas içinde.
Ancak henüz Trump’la yüksek profilli bir görüşme yapılmadı, Başbakan Benjamin Netanyahu ise Amerikan başkanıyla görüştü ve ikinci görüşme için Washington’daydı.
Türkiye, Trump’ın ilk döneminde İsrail’e meydan okumaktan korkmadı. ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdığında Ankara buna karşı çıkanların başında geldi.
Stratejiyi yeniden düşünmek
İbrahim Anlaşması (İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında 15 Eylül 2020’de imzalanan, Arap-İsrail normalleşmesine ilişkin ikili anlaşmalar) imzalanmak üzereyken Türkiye, BAE ile ilişkilerini kesmekle tehdit etti. Yunanistan’ı ve Suriye’deki ABD güçlerini tehdit etti. Ankara NATO içinde kaos yarattı.
Ancak bu kez bu stratejiyi yeniden düşünebilir. Belki de Türkiye, Suriye konusunda iyi davranmanın uzun bir satış numarası olabileceğini düşünüyor. Temelde Suriye’de bir şeyler istiyor ama bekleyebilir.
İsrail’in Suriye’de bu kadar saldırgan olması Türkiye’yi şaşırtmış olabilir. İsrail yıllardır Suriye’de hava saldırıları düzenliyordu, dolayısıyla saldırıları çok da şaşırtıcı değildi.
Ancak İsrail medyasının T-4’e ya da Hamas yakınlarındaki bir askeri havaalanına yapılan saldırıların Ankara’ya bir mesaj olduğunu açıkça belirtmesi yeni bir yaklaşıma işaret ediyor. Bu ön alma yaklaşımıdır.
İsrail geçmişte genellikle sorunların büyümesine izin verir, Hamas ya da Hizbullah’ın güçlenmesine göz yumardı. Suriye’de ise oyunun adı ön alma.
İsrail’de yayınlanan Ynet Gazetesi’nde bu hafta yer alan bir analizde “İsrail ve Türkiye, istikrarlı bir yönetim kurulana kadar Suriye’yi nasıl nüfuz alanlarına bölebileceklerini düşünüyor” deniliyordu.
Tanınmış bir uzman olan yazar Ron Ben-Yishai şöyle diyor: “[Beşar] Esad sonrası Suriye’de İsrail ve Türkiye nüfuz mücadelesi verirken, askeri ve ekonomik hırslar nedeniyle tansiyon yükseliyor. İsrail, Türkiye’nin artan varlığına karşı koymaya çalışırken, her iki ülke de Suriye istikrara kavuşana kadar kontrolü paylaşmak için arabuluculuk anlaşmaları arıyor.”
Türkiye de bunu okuyabiliyor ve bu mesajın muhtemelen İsrail’in stratejik düşünen çevrelerinin en tepesinden geldiğini anlıyor.
İsrail Gazze’yi yanlış anlamış ve Hamas’ı hafife almış olabilir ama Ankara İsrail’in Türkiye’yi hafife almadığını görüyor. İsrail, Türkiye’nin Suriye’deki üslere yerleşmek istediğini biliyor. O nedenle mesajın caydırıcı olması için tasarlandığı açık.
İran, Husiler ve diğerleri her zaman caydırıcı olmamış olsa da Ankara’nın bazı şeyleri yeniden düşündüğü anlaşılıyor. Bunun ne kadar süreceğini zaman gösterecek.

Seth J. Frantzman kimdir: The Jerusalem Post’un kıdemli Orta Doğu muhabiri ve analistidir. İslam Devleti’ne karşı yürütülen savaş, Gazze’deki savaşlar, Ukrayna’daki çatışma, Doğu Avrupa’daki mülteci krizleri ve 2011’den bu yana Irak, Türkiye, Ürdün, Mısır, Senegal, BAE, Ukrayna ve Rusya’dan haberler yapmıştır. 3 kitap kaleme almıştır. Demokrasileri Savunma Vakfı’nda (FDD) yardımcı araştırmacı olarak görev yapmaktadır.
Bu haberin videosunu A3Haber’in Youtube kanalından izleyebilirsiniz…





